- |
|
Çok Okunanlar
Basından Seçki
|
|
||||||||||
![]() Ekrem Eraslan
İmaj, algı ve ötesi
“İmaj devri” her şeyi dilediği gibi şekillendirmekte ve tersyüz etmekte o kadar mahir ki… İletişim yöntemleri ile hangi konuda nasıl düşünmemiz gerektiği hatta neler hissetmemiz gerektiği bizlere öğretiliyor. Garip olan ise, bu öğretilmişliğin farkında olmadan taşıdığımız (sahip olduğumuz değil) kanaat ve hislerin tamamen bize ait olduğu illüzyonuna inanmamızdır. Her görüntü akışında, her karede aklımıza ve aklımız üzerinden yüreğimize çentikler atılmakta. Böylece, hem olanı algılama şeklimiz belirleniyor,hem de gelecekte olacak yada olması gerekenle ilgili ön kabuller oluşturuluyor. Sandığımızın aksine bu çabalar tek merkezin kontrol ve organizasyonunda değil. Bu bir mantalite olup emperyalizmle kapitalizmin oluşturduğu ortak yöntemlerin sonucudur. Organize olmadan sahip olunan ortak öğreti ve refleks, aynı anda birçok yerde tek hedefe ulaşacak çalışmaları doğal olarak ortaya çıkarmaktadır. Emperyalizm ve kapitalizm kardeşliğinin bir din gibi yeryüzünde kabul görmüş inanışları vardır. Küresel güç dengeleri yerel minyatürize odakların reflektif katkılarıyla bu inanışları tanıtır ve sağlamlaştırır. Bu dinin temel kutsalları, kanun koyucuları ve savunucuları vardır. Öyle ki; sadece o dine mensup olanlar değil karşı olanlar bile zaman zaman bu kutsallara inanmaktadırlar. Yeryüzünde insanlığın ortak değerleri yavaş yavaş yerini İmaj devrinin ikonalarına bırakmaktadır. İnsanlık kadar eski değerler binlerce yılın ardından ya şekil değiştirmekte yada ince bir erozyonla farklı bir mecraya taşınmaktadır. Çok eskiye gitmeden kendi belleklerimizi yoklayacak olursak, 15-20 yıl önceki kavrayış ve takındığımız tutumlarla bugünlerde aynı konuya bakışımız arasındaki derin paradoksu görmek mümkündür. Daha çeyrek asır önce çok daha uzaklarda ve çok daha dar ölçekli insan hakları ihlalleri ve zulüm karşısında takındığımız duyarlı tutumla (Eritre,Filipinler,Burma v.b) bugün yanı başımızda (Irak,Filistin,Çeçenistan)cereyan eden çok daha derin ve bizim içimize uzanan zorbalıklar karşısındaki bakar-görmez, duyar-anlamaz hallerimiz bunun en bariz örneğidir. Sembol ve Birey algılarımız birçok zaman bütünü görmemize engel olmaktadır. Yüzeysel ,basit ve sembolik yaklaşımların kolaycılığı bizi çoğu zaman farklı noktalara taşımaktadır. Sembollerin ve bireylerin imajının arkasına saklanmış çirkinliklere çoğu zaman gözümüz ve aklımız erişememekte. Doğru insan veya imajlarla çirkinlikler ustaca gizlenmektedir. Toplumumuz böyle olunca da siyaset algısını siyasi liderlerden öteye, ideolojik mücadelesini de sembollerden daha derinlere taşıyamamaktadır. Nasıl ekonomik algımız birkaç parametreye dayalı ise, hayatın diğer alanlarında da birilerinin verdiği ölçülerle değerlendirmeler yapıp yargıya varıyoruz. Çoğu zaman metre ile ağırlık, kilo ile uzunluk ölçüyoruz. Sağlıklı bir algının olmadığı yerde ve zihinlerde, sağlıklı kanaatlerin ve kararların oluşması mümkün olamamaktadır. Artık, insan varlık ve akıl olarak, o kadar hafife alınıyor ki… Kış ortasında dondurma yemeye alışıyoruz,kurban bayramlarında tavuk tüketiyoruz,yılbaşında Hıristiyanlığın bütün geleneklerini cem ediyoruz,fal-büyü-astroloji ilkel çağlardaki gibi yeniden revaçta,verilen komutlarla istenilen gıdaları tüketip,istenilen kıyafetleri giyiyoruz. Teknoloji ile elimizden alınan özgürlüklerimizin farkında bile değiliz. Hızla aptallaştırılıyoruz, sürüleştiriliyoruz ve insan yanımız kayboluyor… Bu makale toplam 709 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||