-
Haber10 Arama
  SON HABERLER
Keyfo Varan
Keyfo Varan
Karakter boyutu : Normal Büyük Daha Büyük En Büyük
Fazıl Say(amıyor)!

Bask ülkesinin Fransa sınır boyunda, Katolik mabedlerini dolaşmaktan ayaklarıma kara sular inmiş bir halde, ‘seküler bir nefes’ almak ümidiyle daldığım Gugenheim müzesinde bilgisayarımı açma gafletinde bulundum. Bulunmaz olaydım. O da ne! Say şunu demiş, Say bunu demiş. Benzer bir sürü başlık internet gazetelerine düşmüş. Memleketi bir hafta bırakmaya gelmiyor. Say’lı başlıklardan birine tıklayıp haberin gelmesini beklerken, halkımızın Say Kanununa dair derin iktisat ilgisinin hangi sebebten kaynaklandığını düşünmeden de edemedim. Meğer, mesele Fazıl Say’mış. ‘Onlar’dan birisinin modern sanat müzesinde, Say’a giydirmesi hoş değilse, ironi olduğu kesindi.

Fazıl Say maharetli bir velet. Hatta denilebilir ki on parmağında on marifet var! Zaten ekmeğini de parmaklarından kazananlardan. Zatı alileri piyanist. Lakin iş ahlakı biraz zayıf. İş uzvunu sadece işte kullanmakla kalmıyor. Mesela olur olmaz meselelere ya parmak sokuyor, ya da parmak basıyor. Halbuki parmaklarının anlamlı olduğu tek yer piyano gibi görünüyor. Son çıkışından sonra bu konuda da şüphelerim oluştu. İlerleyen satırlarda açıklayacağım. Ciddi ciddi bu arkadaşın playback yaptığından şüpheleniyorum. Bugüne kadar parmağını piyano dışında kullandığı her seferde başka bir polemiğin içerisinde buldu kendisini. Bazen silikon kaportalı, neşter artığı canlı aksesuarları parmağına takıyor, bazen de memleketin derin meselelerini. Malum velet biraz artiz bir tip! Eee, kendileri piyanist olurlar diyebilirsiniz. Lakin mesele sadece artistlikten kaynaklanan bir artizlik değil. Arkadaş aynı zamanda sosyolojimizin akbudun sınıfından olmanın verdiği dayanılmaz hafiflikle de beyaz düşlere düçar olduğundan, kendince siyasi ve içtimai atraksiyonlar yapmadan da edemiyor. Her atraksiyonu boru gibi artizlik kokuyor bu sebepten.

Neyse meselenin özüne dönecek olursak. Gündeme oturmuş olan piyanist velet, ‘Fazıl Say!’ nidasını sık sık duyduğundan mıdır, yoksa istatistiğe olan ilgisinden midir, bilinmez, meleketteki bir kısım kesimleri saymaya kalkmış. Fazıl, sana sadece Fazıl Say demek istemişti hayranların. İsmini ciddiye alma tikinin olduğunu bilmiyorduk. Eğer mesele bu ise; soy ismini, mesela Sayma şekline, değiştirerek bu opsesyondan kurtulabiirsin. Ne diye kalkıp memleketi saymaya çalışıyorsun Fazıl Say. Saymaya çalışmakla yetinsen iyi. Üstüne üslük, Fazıl Say yaptığı sayım sonucu ‘onlar yüzde 70, biz yüzde 30’ sonucunu bulmuş. Müzikle matematiğin derin ilişki içerisinde olduğu malumunuzdur. Cebirle uğraşan büyük isimlerin çoğu müsikide de nam yapmıştır. Hatta denilebilir ki cebirden nasipsiz olanların musikide de terakki etmeleri pek mümkün değildir. Fazıl Say’ın ‘iyi bir piyanist olduğu’ söyleniyor. Hoş, yüzde 70 dediği ‘onlar’ın pek ilgi göstereceği bir müzik yapmıyor. Yüzde 70’in yüzde 90’ının Say’ın müziğine benzer müzikleri dinledikleri yerler yürüyen merdivenler, şirket santrallerinde aradığına vasıl olmak için harcanan zaman sırasında ya sabır çektikleri telefon başları ve büyük gökdelenlerdeki asansörler. Ama olsun, halkımızın canı sağolsun. Aydınlık günler bir gün gelecek ve halkımızın horon tepmeyecek, halay kurmayacak, zurna zırvasından necat ederek düğünlerini ‘The Marriage of Figaro’ ile yad edeceği günlere rücü edecekler. İnanın aydınlık günler yakındır, isterseniz saymaya bile başlayabilirsiniz.

Konuyu dağıtmayalım isterseniz. Tekrar Fazıl Say’ın sayı sayamaması meselesine dönecek olursak. Fazıl Say’ın sayılarla arasının iyi olmadığının en açık seçik delili ‘biz’ dediği kesimi yüzde 30 diye saymasıdır. ‘Biz’ derken kimleri kastettiği açıkça söylemiyor. Bu konuda bizlerin ‘biz’ hakkında tahminde bulunmaktan başka yolu kalmıyor. ‘Biz’den kastı akraba veya saz arkadaşları olabilir. Ya da ülküdaşları. Mesela Bedri Baykam, Bekir Çoşkun veya Emre Kongar. Aklıma da başkası gelmiyor ki kardeşim, ne yapalım. Say’ın ‘şeker bir insan’ olduğunu söyleyen Cemil İpekçi bile Say’a: 'onlar' ne demek? 'Onlar' dediğin çoğunluk, yüzde 70 oy alıyor. Nasıl böyle bir ayrım yaparsın? Bunlar, Türkiye'yi Nişantaşı'ndan ibaret zanneden 40 bin kişilik, içinde benim ailemin de olduğu beyaz Türkler. 65 milyonluk Türkiye'yi görmüyorlar; çünkü belirli bir azınlığın ve dinozorların son çığlıkları bunlar" şeklinde seslenmiş. Hayatımda ilk kez İpekçi’ye gülmekten katılmadığımı söylemeliyim! Hadi halkayı biraz daha geniş tutalım ve ‘biz’in laik hassasiyetleri ve alerjileri olanları da kapsadığını farz edelim. Yahu kardeşim Say’ın sayısını sayı yine tutmuyor! Türkiye’de Fazıl Say severler ve sevmeyenler şeklinde ‘biz ve onlar’ ayrımı yapmanın yolu olsa; sayı belki, galiba, heralde ve dahi kesinlikle şöyle olurdu: %3.07 Saycılar, %94.18 Say’ı saymayanlar ve %2.75’te kararsızım ulancılar! Hakikat budur işte. Başka bir deyişle: Etrafındaki kelleleri bile sayamayan Say’ın cebirden çakması mukadderdir.

Diğer bir meselede Fazıl Say’ın ailesi. Adeta aile boyu melankolikler. Fazıl Say’ın babası, oğlunun sayı sayma girişimine yine ilginç bir sayıyla açıklık getirmeye çalışmış. ‘Oğlum senenin 330 günü dışardadır’ buyurmuş. Yani Say sadece 35 gün geçirdiği Türkiye’yi terk etmek istiyormuş. Bu bilgide Say sülalesinin cebirle arasının iyi olmadığı saptamamızı doğruluyor. Diğer bir dertleri de Say gibi çamaşır suyundan çıkmış kadar beyaz olan bir veletin, babasının deyimiyle, ‘lacivert işçi pasaportuyla’ dünyayı dolaşmak zorunda kalmasıymış. Zatı alileri bu durumdan dolayı kahroluyormuş! Bunu öğrenmem iyi oldu. Yıllardır, ‘bizim’ akbudun karikatürlerin bu pasaport meselesine fena halde kafayı taktıklarını düşünürdüm. Böylece teorim birinci ağızdan teyit edilmiş oldu. Ne mutlu bana!

Fazıl Say Türkiye’nin bir ‘Ortaçağ karanlığına gömüldüğüne’ ikna olmuş görünüyor. ‘Hangi Ortaçağ Fazıl?’ diye soracak değilim. Muhtemelen cevabının ‘kaç tane Ortaçağ var ki?’ şeklinde olacağını bildiğimizden, seni hem böyle zor bir cebir ve siyasi tarih sorusuyla başbaşa bırakmak istemeyiz. “Ortaçağ karanlığı, bütün aydınlarımız gibi beni de kaygılandırıyor. Eğer, günün birinde karanlık güçler cumhuriyetimize ve ulusal değerlere hayat hakkı tanımazsa, onlara teslim olacak değiliz.” Eee ne yapacaksın Fazıl? Afedersin, ‘Türkiye’yi terk edeceğim’ demiştin, değil mi? İyi de güzel kardeşim, Türkiye’yi terk edebilmen için önce biraz memlekete gelmen, uğraman gerekiyor. Kemal Sunal’ın Davarro’sundaki ‘Alamanya görmüş’ adam tripleriyle millete ‘cahil ayı’ atraksiyonları çekerek bu işler halledilmiyor. ‘Kökenim olan Anadolu halk kültüründen hiç kopmadım. Bunu herkes bilir.’ demekle de, lacivert işçi pasaportluları ikna etmen mümkün değil. Sadece 35 gün kaldığını öğrendiğimiz ülkemizde, bir ‘Alman turist’ kadar sayılabilirsin Fazıl Say. Daha fazla sayılmak istiyorsan, önce memlekette adamdan sayılmanın yollarının nelerden geçtiğini öğrenmen gerekiyor. Yoksa biz sana zaten piyanist olamazsın demedik!

Ocak 2008, Anlayış

Bu makale toplam 1604 defa okunmuştur.

 

ABD Doları (USD) Alış 1.2300, Satış 1.2400; Avrupa Para Birimi (EUR) Alış 1.9140, Satış 1.9300
Copyright © 2004 - 2008 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Telefon: 0212 621 19 29 | Faks : 0212 532 08 59 | haber10@gmail.com | Tasarım ve Kodlama: Haber10 Teknik Ekibi