- |
|
Çok Okunanlar
Basından Seçki
|
|
||||||||||
![]() Türker Çelik
Bir put olarak ABD
Eğer, her önemli siyasal ve askeri olayın arkasındaki belirleyici gücün ABD olduğuna inanıyorsanız, birey olarak kendinize şu soruyu sormalısınız, “Bu dünyada varlığımın amacı nedir?” Bir güç düşünün, yeryüzündeki bütün siyasal olayları şekillendirsin. Kudreti, And Dağları’ndan Sibirya Bozkırları’na kadar her yere nüfuz etsin. Yeryüzünde değil kendisine meydan okuyacak, ses ‘hayır’ diyebilecek dahi bir güç bulunmasın. Uzak diyarlarda bir lideri devirsin, başka bir lideri çıkarsın. Yeryüzünün bütün liderleri onun önünde diz çöksün. Eğer, 11 Eylül olayları sonrasında yaşananlara ve son olarak Benazir Butto suikastine dair ortaya atılan iddialara ve yazılan yazılara inanırsanız bu gücün ABD olduğunu kolaylıkla söyleyebilirsiniz. Herhalde, bu değerlendirmenin ardından en azından bütün inananların, ‘Haşa’ demesi gerekir. Ancak maalesef, kendisini Müslüman olarak nitelendiren kitlenin önemli bir bölümü, bu iddialara ilk atlayanlar arasında yer alıyor. Öncelikle bu yaklaşımın siyaseten sakatlığına dair birkaç soru sormak ardından toplumsal bilinçaltından bu yaklaşımın yol açtığı ağır tahribata dair görüşlerimi aktarmak istiyorum… ABD’nin bu kadar kudretli olduğunu kabul ediyorsanız, aşağıdaki birkaç basit soruyu yanıtlamanız gerekiyor… 1- ABD hemen dibindeki Küba’da 1959 yılında gerçekleşen devrimi neden engelleyemedi? ABD, bütün gücünü odakladığı Vietnam’dan 1973 yılından büyük bir moral çöküntüsü içinde neden ayrılmak zorunda kaldı? 1979’da İran İslam Devrimi’ni engellemekte ve hatta 52 rehinesini kurtarmakta neden acze düştü? Soğuk Savaşın bitmesinin ardından Rusya’nın egemen olduğu coğrafyadaki taktik üstünlüğünü, nasıl oldu da zaman içinde yitirdi? Şeytan ekseni içinde kabul ettiği İran’ın, Irak’ta Şii bölgesindeki etkinliğini neden kıramadı ve hatta İran’ın müttefik İngiltere askerlerini kaçırmasıyla dolaylı da olsa küçük duruma düştü? Eğer, patolojik düzeyde komplocu değilseniz, bu sorulara sırasıyla şöyle yanıt vermeniz olası… İlk dönemde ABD, Küba’daki devrimin ciddiyetini kavrayamadı, ilerleyen dönemde de Küba Rusya tarafından himaye edildi. Yanıt birinci yanıta paralel olacak… Vietkong’ların arkasında Rusya ve Çin yer alıyordu. Acem’in oyun kurma kapasitesini küçümsemeyin, elbette İran da güçlü bir devlet geleneğine sahip… Rusya’daki derin devlet elbette ülkenin tapusunu ABD’ye verecek değildi. Yanıt üçüncü yanıta paralel olacak, yine İran’ın devlet geleneğine atıf yapılacak. Yukarıdaki yanıtlardan hareketle Benazir Butto’nun Rusya veya Çin gibi rakip bölgesel güçler tarafından imha edilmiş olabileceğini düşünebiliriz. Ama bu yöndeki senaryolar, komplo denizleri arasında yitip gidiyor. Bence, patolojik düzeyde komplocu olmanın asıl büyük zararı toplumların kolektif bilinçaltında gözleniyor. Bu durum üzerinde fikir jimnastiği yapmak adına öncelikle dünyadaki bütün önemli siyasal ve askeri operasyonların ABD gücünün bir tasarrufu olduğunu ve büyük şeytanın rakipsiz bir güç olduğunu kabul edelim. Benim, özellikle Müslümanların bakış açısından asıl tartışmak istediğim sorular da bu noktada ortaya çıkıyor. Bu bağlamda, şu üç sorunun üzerinde düşünülmesi gerektiği kanısındayım… Eğer, bütün önemli tasarruflar ABD’nin gücüne bırakıldıysa, yeryüzündeki milyarlarca insanın iradesi nerede başlıyor, nerede bitiyor? Daha açık sormak gerekirse bu kadar insanın varlığının anlamı nedir? Yeryüzündeki bütün önemli olayların sorumluluğu ABD’nin tasarrufundaysa, öyleyse bireyin yaptığı faaliyetlerde sorumluluğu nedir? Bu yaklaşım, özellikle kolektif bilinçaltında bireyi büyük şeytana tabii bir köle durumuna düşürmüyor mu? Ve daha da önemlisi bir zihniyetle yetişen geleceğin bireyleri nasıl bir dünya kurabilir? Tabii, yukarıdaki sorulara pratik bir soru daha eklemek mümkün. Neredeyse yüzde 90’ının ABD karşıtı olduğu iddia edilen ve PKK terörünün arkasındaki ana gücün büyük şeytan ABD olduğunu düşünen bir ülkede, nasıl oluyor da başbakanın ABD ziyareti sonrasında bir anda ABD’ye yönelik düşmanca duygular güneş görmüş kar misali eriyor. Bence, ABD’yi putlaştırma yanlışını terk etmeli; hem birey hem de toplum olarak gücümüzün farkına varmalıyız. Gerçekten de her önemli siyasal ve askeri olayda belirleyici gücün ABD olduğuna inansak dahi, varlığımıza duyduğumuz saygı gereği kafamızdaki ABD putunu kırmalıyız… Bu makale toplam 698 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||