- |
|
Çok Okunanlar
Basından Seçki
|
|
||||||||||
![]() ekopolitik.org
I. Dünya’nın petrolünü kim elinde bulunduruyor? ExxonMobil gibi büyük petrol şirketlerinin ellerinde olduğunu düşünebilirsiniz. Ama aslında, dünya petrol rezervlerinin yüzde 77’si özel sermaye ortaklığı bulunmayan ulusal petrol şirketlerine ait ve en büyük çokuluslu petrol şirketi olan ExxonMobil’den daha fazla rezervleri bulunan, devlete ait 13 petrol şirketi bulunuyor. ABD’deki popüler algıya göre, eğer petrol ülkelerindeki liderler petrolü kamulaştırırsa, özelleştirme yönündeki küresel eğilime karşı geliyorlar demektir. Gerçekte ise, asıl eğilim kamulaştırılmış petrol yönündedir. Ve devlete ait şirketlerin kontrol ettiği petrolün yüzdesi, temel olarak petrolün demografisi yüzünden, muhtemelen artmaya devam edecek. Depolar zengin ülkelerde - ilk olarak kendi petrollerini sömüren ve genellikle sektörün sahip olduğu petrole sahip olanlar- tüketiliyor ve büyük oranda gelişmekte olan, petrolün devlete ait olma eğiliminde olduğu ülkelerde bulunuyor. Kamulaştırma bazı bölgelerde, başlıca Bolivya ve Ekvator’un popülist liderlerinin bunu söylemlerinin bir parçası haline getirdiği Latin Amerika’da, aynı zamanda siyasi bir eğilim. Onların öncülüğünü tabi ki, Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez yapıyor. Özel üreticileri işlemlerinde devlet kontrolünü kabul etmeye zorlayan Chavez bunu yapmadıklarında, ExxonMobil ve ConocoPhilips örneğinde olduğu gibi açıkça ellerinde tuttukları varlıkları kamulaştırdı. Chavez ayrıca kendisinden önce büyük oranda özel, kar eksenli bir girişim gibi hareket eden Venezüella’nın petrol şirketini de kontrolüne aldı. Chavez mürit arayan bir peygamber. Venezüella’yı, Latin Amerika ve diğer fakir ülkeleri sosyalist bir ittifakta birleştiren daha ahlaki bir dünya gücü olarak sunmaya çalışıyor. Chavez adını bağımsızlık kahramanı Simon Bolivar’dan alan, Bolivar Sosyalizmi adını verdiği yeni bir sosyalizm türü icat etti: biraz Marx, biraz İsa, biraz anti-emperyalizm ve kendisini “ülkenin geniş kapsamlı, hümanist, yerli ve sosyalist kalkınmasına” adayan çok fazla Hugo Chavez fantezisi. Onunki, Venezüella’yı dönüştürmesini finanse eden petrolle yağlanan bir İncil. Chavez dahi bir politikacı: büyüleyici, cana yakın, fıkırdak. Onunla ilk defa 1999’da, başkan olduğu yıl, New York’ta tanıştım. Bir röportajda yanına oturdum, karnım burnumdaydı. Beni kucakladı ve coşkulu bir tavırla “ama bebeği gelip Venezüella’da doğurmalısın!” dedi. Mesajının çekiciliği habercinin karizmasını aşıyor. Diğer ülkelerde -özellikle de Chavez’i özel bir ilgiyle takip eden Latin Amerika’nın petrol ve gaz ülkelerinde- bu çekiciliğin anlaşılması zor değil. Petrol ve gaz bağımlısı ülkeler tarihsel olarak kötü yönetilen ülkelerden oluşuyor. Bugün bu ülkelerin halkları, onlara çok şey vaat edip çok az şey getiren küreselleşmeye karşı başkaldırıyor. Onlara ülkelerinin zengin olduğu söylendi ama kendilerinin fakir olduğunu gördüler. Öyleyse bu parayı çalan bir hırsız olmalıydı. Pek sıklıkla kamulaştırma, hırsızın yabancı bir şirket olduğu düşüncesine karşı bir reaksiyon. Popülist solcular için, El Petroleo es Nuestro! — petrol bizimdir- büyüleyici bir slogan. Şimdilerde rekor kıracak düzeyde yüksek olan petrol fiyatları uzak ya da jeolojik olarak çetrefilli yerlerde (Burada Çad akla geliyor) bile petrol çıkarılmasını değerli hale getirirken, daha azgelişmiş ülkeler petrolleriyle ne yapmaları gerektiğine karar vermek zorundalar. Uzun zamandır petrole sahip ülkeler petrolün onlara getirdiği tahayyül edilemez miktarlardaki parayı nasıl harcayacaklarını düşünmeliler. Tarihsel olarak, petrol ihracatına bağımlı olan hemen her ülke bu soruya aynı şekilde cevap verdi: parayı kötü bir şekilde harcadılar. Bu paradoksal görünebilir, ama para fışkıran zeminde bir delik bulmak bir ülkeye olabilecek en kötü şeylerden biridir. Bir iki istisna haricinde, petrol bağımlısı ülkeler daha fakir, daha çatışmalarla sürüklenen ve despotik ülkeler. OPEC’in kendi araştırmaları petrole bağlı olmanın tehlikelerini gösteriyor. 1965’le 1998 arasında, OPEC üyesi ülkelerin ekonomileri yılda yüzde 1,3 daralma gösterdi. Petrol bağımlısı ülkeler özellikle de yoksulları konusunda kötü performans gösterdiler: bebek ölümü, beslenme, ortalama yaşam süresi, okuma yazma, okullaşma oranları -bunların hepsi petrol üreten ülkelerde daha kötü. Petrol bağımlısı ülkelerin tarihi Stanford Üniversitesi profesörü Terry Lynn Karl’ın deyimiyle bereket paradoksu üretti. Petrol sadece çok az iş yaratmakla kalmıyor diğer sektörlerdeki işleri de yok ediyor. Petrol ihracatı bir ülkenin kur oranını yukarıya çekerek ekonomiyi mahvediyor. “Petrol rantları diğer verimli faaliyetleri kapı dışarı ediyor” diyor Karl. “Satın alabilecek kadar paranız varken niye kendi yiyeceğiniz üretmek için sıkıntıya giresiniz? Eğer petrol paranızı daha değerli hale getiriyorsa ve bu diğer bütün ihracatınıza zarar veriyorsa, niye herhangi bir ihracat sanayisi geliştirmek için sıkılasınız?” En başarılı ülkeler sanayi yoluyla bir orta sınıf yaratırlar; petrol ise bunu aşırı derecede zor hale getiriyor. Petrol, paranın bir şeyler yapıp satmak yerine talepkar siyasetçiler ve bürokratlar tarafından üretildiği bir kültür yaratarak bir ülkenin zenginliğini devlette yoğunlaştırıyor. Petrol devletleri bunun yanında vatandaşlarından çok az vergi talep ediyor ve vatandaşlar az vergi ödedikleri yerde çok az hesap verilmesini isterler. İktidardakiler iktidarda kalmak için ise petrol parasını dağıtırlar. Bu yüzden petrol devletleri yüksek oranda yozlaşmaya eğilimlidir. II. Venezüella petrol belasının tipik kurbanlarından biri. Bu ülke yoksul insanlardan oluşan zengin bir ülke haline geldi. Teodoro Petkoff Venezüella’yı ekonomideki iniş ve çıkışlardan yola çıkarak gözlemliyor. 2006’da kısaca Chavez’e karşı aday olan bir zamanların gözüpek solcu gerillası, Tal Cual adında hem Chavez’i hem de muhalefeti eleştiren bir gazete yayınlıyor. ”Devlet bir kazanç kapısı” diyor Petkoff, onunla Caracas’taki küçük ofisinde buluştuğumda. “Burada devlet çok büyük, toplumun başında dikilen hantal, yozlaşmış canavar bir kompleks. Devlet büyük müteahhit, büyük müşteri, büyük tedarikçi, büyük alıcı haline geldi. İktidarı ele geçirmek kişisel bir zenginlik kaynağına ulaşmak anlamına geliyor. Para devletin elinden geçmek zorunda. Petrol kolektif ahlakımızı zayıflattı. Sizi yozlaşmaya zorluyor. Eğer yozlaşmamışsanız iş yapamazsınız. Biz kısa yoldan köşeyi dönmeyi bekliyoruz.” Chavez bu belayı defetmeyi, Venezüella’nın petrolünü halkının yararına kullanmayı vaat etti. Petrol Venezüella’da her şey demektir; önde gelen iktisatçılardan biri olan Orlanda Ochoa’ya göre hükümetin harcamalarının yarısını ve dövizlerinin yüzde 90’ını petrol karşılıyor. Şimdi hükümetin sloganlarından biri “sıfır yoksulluk” ve buna ulaşmanın aracı petrol. Chavez’in petrol şirketi Petroleos de Venezuela S.A. , ya da Pdvsa (pe-de-ve-sa diye telaffuz ediliyor-S.A. anonim şirket anlamına gelen “sociedad anonima”nın kısaltması) mağrur bir verimsizliğe ve mağrur bir siyasiliğe sahip. Chavez kendi devrimini “petrol devrimi” diye adlandırıyor. “Biz eski rejimlerin yapmadıklarını yapıyoruz” diyor bana, Venezüella’nın Washington büyükelçisi ve eski hidrokarbonlardan sorumlu Enerji Bakan Yardımcısı Bernardo Alvarez. “Petrolü sürdürülebilir bir kalkınma sürecine dâhil ediyoruz. İlk önceliğimiz yoksulluk ve dışlanmaya karşı savaşmak.” Bu amaca ulaşmak için, Pdvsa şirketinin gelirleri sadece kuyular açmak için değil, eğitimini yarıda bırakanların liseyi bitirmelerine yardım etmek için de kullanılıyor. “Belki Chavez’den önce daha iyi işletiliyordu” diyor British Columbia’da oturan ve PFC Energy için çalışan bir Latin Amerika analisti olan Roger Tissot. “Ancak hissedarların-yani Venezüella halkının- ihtiyaçlarını karşılama konusunda verimli değildi. Bugün daha verimsiz olsa da toplumsal hedefleri gerçekleştirmek konusunda daha iyi.” Bunun doğru karar olup olmadığı bu politikanın sürdürülebilir olup olmadığı sorusunu da beraberinde getiriyor. 1990’larda, Venezuella’nın devlet petrol şirketi kendi ayakları üzerinde duran düzgün bir makine, mükemmel bir petrol çıkarıcısı idi. Toplumun üzerinde, ortalama vatandaşın sorunlarından bağımsız bir şekilde hareket ediyordu. Bugün petrol parası yoksul mahalleleri doyuruyor ve eğitiyor. Ulusal petrol şirketinin amacı daha fazla petrol üretmek değil, Bolivarcı sosyalizm yaratmak. Bunlar bir ülkenin petrol kaynaklarını idare etme konusunda birbirinden çok ayrı yollar. Bunlardan herhangi birisi yoksul ülkelere ulusal kaynakların sürdürülebilir refaha nasıl dönüştürüleceğini gösterebilir mi? Ekonomi politikalarında bugün bundan daha önemli çok az soru var. III. Kamulaştırılmış petrol şirketlerinin çoğu kötü yönetiliyor, bir araştırmaya göre kamu şirketleri özel şirketlerin yüzde 65’i kadar verimli. Yine de, klasik manada verimli ve Batılı büyüklerle olumlu bir şekilde rekabet edebilen yıldız bir ulusal petrol şirketine sahip olmak mümkün. Suudi Aramco ve Brezilya’daki Petrobras bu örneklerden ikisi. Ama belki de gelmiş geçmiş en iyi yönetilen ulusal petrol şirketi Venezüella’daydı: Pdvsa. “31 Aralık 1975’te bir Exxon çalışanı olarak yatağa girdim ve 1 Ocak 1976’da Pdvsa çalışanı olarak uyandım” diyor Antonio Szabo. Szabo şu anda Houston’da bir yazılım şirketini yönetiyor ama 1983’e kadar Pdvsa’da üst düzey bir yöneticiydi. “Aynı ofise gittim, her şey aynıydı. Harika bir şekilde gerçekleştirilmiş bir kamulaştırma süreciydi. Ertesi sabah farklı olan neydi? Gelirlerin gittiği yer hariç, hiçbir şey. Tam anlamıyla hiçbir şey. Bütün nokta buydu- bir kesinti olmadan ülke için para kazanmaya devam etmek.” Başkan Carlos Andre Perez 1970’lerin başlarında petrol fiyatlarındaki yükseliş dolayısıyla Venezüella petrolünü kamulaştırdı. 1973’te varili 3 dolar olan petrol 1974’te 4’e katlanarak 12 dolara (bugünün parasıyla 50 dolara) yükselmişti. Venezüellalılar gelirlerin ülkede kalmasını talep etti. Exxon, Shell ve Gulf’ün kamulaştırılması müzakere edilerek ve kusursuz bir şekilde gerçekleştirildi. Terslik çıkmamasının nedeni yabancı şirketlere verilen tavizlerin başında geçici olarak tasarlanması ve 1983’te sona erecek olmasıydı. “Herkesin Pdvsa’nın altın yumurtlayan bir tavuk olduğunun farkına vardığına inanıyorum” diyor Szabo. “Onu sağlıklı bir şekilde ayakta tutabilmek için yalnız bırakmak zorundasınız. Bütün başkanlar bunun doğru bir politika olduğuna inandı-Chavez’e kadar.” Paradoksal bir şekilde, kamulaştırma hükümete daha az para ve daha az kontrol getirdi. Venezüella’nın petrolü hala özel ellerdeyken, hükümet ihraç edilen petrolün her dolarından 80 cent alıyordu. Kamulaştırmayla birlikte bu oran düştü ve 1990’ların başına geldiğimizde, hükümet bu miktarın kabaca yarısını topluyordu. Ülkenin kasasına giren gelirlerin bu kadar düşük olması, kısmen kısa ve uzun vadeli ödül arasındaki yüz yıllık bir çatışmadan kaynaklanıyordu. Kuyular kuruduğu ve makineler yaşlandığı için, her yerde petrol şirketleri üretimi dengede tutmak için bile tonlarca para yatırmak zorundalar ve büyümek için ise, çok daha fazlasına ihtiyaçları vardır. Yeni yatırım olmadan, Pdvsa her yıl petrol üretiminin yüzde 25’ini kaybedecekti. Yetkilileri, Pdvsa’nın gelirlerinin daha fazla hükümet değil, daha fazla petrol üretmeye gitmesinin Venezüella için daha hayırlı olacağı konusunda ikna olmuşlardı. “Toplumsal gelir her zaman sanayiye yatırım yapılmasını gölgede bıraktı” diyor 1992–1999 arası Pdvsa’nın baş ekonomisti olan Ramon Espinasa. “Ama bence öncelik petrolü korumak olmalı. Eğer bir dolarınız kalmışsa bu kapasitesinin korunmasına harcanmalı. Yoksa bir dahaki sefere dağıtacak tek bir dolarınız bile kalmaz.” Şimdi 55 yaşında olan Espinasa Washington’da yaşıyor ve Amerikan Kalkınma Bankası için enerji danışmanlığı yapıyor. Pdvsa’nın baş ekonomistiyken, “önce petrol” stratejisinin ikna edici sesiydi. 1990’ların başlarında şirket, sıra dışı bir yatırım ihtiyacıyla karşı karşıya kalmıştı. Venezüella petrolünün büyük bir kısmı Orinoco Kuşağı adı verilen 4500 mil-karelik bir alanın altında bulunuyor. Muazzam rezervler var ama 20 yıl önce ticari olarak uygun olacakları kesin değildi. Petrol çok ama çok ağır derecede ham ve oyun hamuru kadar koyuydu. Çıkarmak için pahalı bir teknoloji ve uzmanlık gerektiriyordu ve o zaman bile, petrolün çok küçük bir yüzdesi çıkarılabilirdi. Bu hamlık ayrıca özel bir rafine etme süreci gerektiriyor ve bu petrol büyük ihtimalle hesap edilenin altında bir fiyata satılacaktı. Orinoco hampetrolü için bir piyasa oluşmayı garanti altına almak için Pdvsa deniz aşırı ülkelerde bunu işlemek için rafineriler satın almaya başladı. Satın aldıkları arasında Amerikan işleme ve dağıtım şebekesi Citgo da vardı. 1990’ların sonunda Pdvsa ABD’deki en büyük üç petrol işleyicisinden biriydi. “Ağır petrolle, bir rafineriniz olmazsa, üretiminizin bir evi olmaz” diyor Szabo. “Eğer bir rafineriniz olursa, bir pazar payına sahip olursunuz.” Bu yüzden 1990’larda Pdvsa, ABD’deki pazar payını maksimize etmeye odaklandı. Pdvsa yöneticileri borcu ve Orinoco’yu kalkındırma riskini üzerlerine almak istemediklerine de karar verdiler, dolayısıyla 1989’da onu özel katılıma açmaya başladılar. Pdvsa bu sermaye-yoğun projeye yatırım çekmek için yüzde 16’lık normal işletme payı oranını yüzde 1’e düşürdü. İşletme payının özel şirket yatırımının belli bir yüzdesini telafi ettikten sonra yüzde 16’ya yükselmesi amaçlanıyordu. Geriye dönüp bakıldığında bunlar mükemmel iş kararlarıydı. Pdvsa’nın denizaşırı rafinerileri rekor seviyede kar yapıyordu ve ABD şirketin en büyük müşterisiydi. Ama o zamanlar, Venezüella devleti için yeterli gelir toplamak şirketin öncelikleri arasında yüksek bir yer işgal etmiyordu. Örneğin Orinoco sözleşmesi o kadar cömertti ki, 2004’te, petrolün varilinin 46 dolar olduğu zaman, özel petrol şirketleri hala yüzde 1’lik işletme payı ödüyordu (O yıl Chavez bir genelgeyle işletme payını yüzde 16’ya yükseltti). Gerçekten de, Pdvsa’nın bazı kurnaz iş kararları kazançlarını hükümetten koruma anlayışıyla verilmişti. Pdvsa bir denizaşırı petrol rafinerisindeki ilk hisselerini hükümetin bir mali krizi çözmek için katrilyon dolarlık yatırımına el koymasından sonra satın aldı. Eski Pdvsa’yı eleştiren sol iktisatçılar yabancı holdinglerin şirkete maliyetler ve karlarla oynama imkânı sağladığını savunuyor. Böylece şirket rafinerilerine piyasa fiyatının altında satış yapıp daha düşük vergi ödeyebilirdi. Pdvsa Venezüella’nın profesyonel sınıfının kaymak tabakasının ilgisini çekti. Cambridge’te öğrenim gören Espinasa, Ivy Leageue ve Oxbridge mezunu Venezüellalı gençlerle dolu bir ofise sahipti. Pdvsa’nın kaynakları ve yetenekleri kendisini denetlediği düşünülen Enerji Bakanlığı’nınkileri gölgede bırakıyordu.”1990’larda Venezüella’nın petrol ve makroekonomik politikalarının çoğuna Pdvsa’nın içinde karar veriliyordu,” diyor bir Venezüellalı iktisatçı. “IMF Venezuella’ya geldiğinde, toplantılar Espinasa’nın ofisinde yapılıyordu. Kullandıkları rakamlar Finans Bakanlığı’ndan ziyade Pdvsa’dan ve Merkez Bankası’ndan geliyordu.” Büyükelçi Alvarez, Pdvsa’nın kontrolünü ele almaya çalışanlardan biriydi, önce Kongre’de enerji ve madenler komitesinin başkanı daha sonra da hidrokarbonlardan sorumlu enerji bakan yardımcısı olarak. “Bakanlıkta” diyor Alvarez “200 mühendisten 25’e düşmüştük. Sadece Pdvsa’nın çalışanlarının arabası vardı. Bir enerji bakanı ona ‘İmparatorluk’ demeyi tercih etmişti.” Pdvsa neredeyse her tartışmayı kazanıyordu. Ama sadece Chavezciler değil, pek çok kişi Venezüella’nın kaybettiğini düşünüyordu. 1998’de Venezüella’da reel ücretler 1980’dekinden yüzde 40 daha azdı. Ülkenin üçte biri aşırı yoksulluk içinde yaşıyordu- bu oran 1984’te yüzde 11’di. “Pdvsa’da çalışan insanlar için gurur duymak normaldi- en iyi petrol şirketlerinden biri olarak kabul ediliyordu” diyor petrol analisti Tissot. “Öte yandan, politikacılar ülkenin geri kalanını tembel bir şekilde yönetiyorlardı. Pdvsa çalışıyordu ama Venezüella çalışmıyordu.” Espinasa’dan onun Pdvsa’sının ortalama bir Venezüellalı için çok bir şey yapmadığı suçlamasına cevap vermesini istedim. “Yapmamalıydı” diye cevap verdi. “O bir petrol şirketiydi.” IV. On yıl sonra Pdvsa en azından Espinasa’nın standartlarında bir petrol şirketi değil. Artık şirket Chavez’in Venezüella’yı dönüştürmesini finanse etmek için var. Bu durum enerji ve petrol bakanı Rafael Ramirez’in aynı zamanda Pdvsa’nın da başkanı olması gerçeğiyle kendini gösteriyor. “Halkı ihmal eden ve şirketin binalarını çevreleyen topluluklardaki yoksunluğu ve sefaleti umurunda olmadan seyreden Pdvsa artık yok” diyor Ramirez. “Şimdi petrol sanayisi, gelirlerin halk arasında devrimci bölüşümünü derinleştirmek için somut adımlar atıyor.” 1990’ların Pdvsa’sı Exxon olarak düşünülürse, bugünün Pdvsa’sı başkanın 35 dolarlık küçük kasa çekmecesi sıfatına erişiyor. Chavez çok dolaşıyor. Onu misafir eden yabancı başkanlar geleneksel hediyesini –Bolivar’ın kılıcının bir taklitini- almaktan hoşnut olabilirler. Ama muhtemelen bazen onunla birlikte gelen petrol için daha fazla minnettar oluyorlardır. Chavez Orta Amerika ve Karayip ülkelerine düşük fiyatlı ya da bedava petrol veriyor, ayrıca doktorlar ve Kübalı devlet güvenliği uzmanlarının karşılığında Küba’ya günde yaklaşık 100,000 varil petrol gönderiyor. Chavez çeşitli Latin Amerika ülkelerine, çoğu enerji projeleri şeklinde, petrol dışı yardımlarla milyonlarca dolar verdi. Citgo geçen kış South Bronx’un yoksul sakinlerine 80 milyon dolarlık kalorifer yakıtı verdiğini söyledi. Pdvsa bunun yanında Venezüella’nın iç petrol tüketimini de sübvanse ediyor. Venezüellalılar için ucuz petrolün yeni bir tarafı yok; Başkan Perez 1989’da gazolin fiyatlarına zam yapmaya çalıştığında, ayaklanmalar onu neredeyse koltuğundan etti. Venezüellalılar petrolün kendilerinin olduğunu hissediyor; neden bunun için para ödemek zorunda olsunlar ki? Ama bugün sübvansiyonlar çok daha derin ve miktarlar daha büyük. Gazolinin bir galonu gayri resmi döviz kuruna göre pompada 6,3 cent. Ve Venezüella şu anda muazzam bir gaz tüketimi yapıyor. Venezüella’da bu yıl 450,000 yeni araba trafiğe çıkacak- bu dört yıl öncesinin dört katı. Gelecek yılbaşında altı Hummer bayiinin açılması planlanıyor. Petrol şimdi elektrik üretmek için kullanılıyor. Venezüella’nın bazı elektrik santralleri eskiden doğal gaz tüketirdi, ama gaz üretimi düştü ve oluşan kıtlığı petrol telafi etti. İç petrol tüketimi, Venezüellalı iktisatçılara göre, günde en az 650,000 varile ulaştı. Venezüella petrol ürünleri ithal ediyor ve yakında gazolin ithal etmek zorunda kalabilir. Ayrıca kaçak mal sorunu da var: sübvanse edilen gazolin kaçırılıyor ve Kolombiya ve Karayip ülkelerinde dünya piyasa fiyatlarında satılıyor. İç tüketimi ve denizaşırı ülkelerde dostluk kurmak için petrol kullanma arasında, Venezüella üretiminin üçte birinden feragat ediyor ya da sübvanse ediyor. Geri kalanın çoğu ABD’de satılıyor. Pdvsa’nın piyasa fiyatlarında yaptığı satışlardan elde edilen gelirler Chavez’in ülkedeki devriminin finansmanına harcanıyor. Geçen yıl, Pdvsa’nın devlete ödemeleri vergiler, harçlar ve sosyal programlar için doğrudan destekler dahil 35 milyar dolarlık bir toplama ulaştı. Bu rakam, şirketin toplam kazancının yüzde 35’ini oluşturuyor. Yaklaşık 14 milyar dolar tamamen Chavez’in takdirine göre harcanıyor. Buna toplumsal kalkınma parası deniyor, bu harcamaların bazılarında “sosyal” olan pek az şey var gibi görünse de. Paranın çoğu Chavez tarafından kontrol edilen ve Merkez Bankası’ndan dış rezervler de alan bütçe dışı bir fon olan Ulusal Kalkınma Fonu’na, ya da Fonden’e, gidiyor. Fonden’in internet sitesi Temmuz ayında 130 projenin –altyapı, dış yardım, sağlık klinikleri gibi toplumsal projeler- ve satın alınacak helikopterler, denizaltı teknolojisi, saldırı silahları ve diğer cephaneleri üretmek için fabrikalar listesine yer verdi. Liste, basının ilgisini çektikten kısa bir süre sonra siteden çıkarıldı ve yerine silah alımlarının dâhil olmadığı bir liste eklendi. Fonden’in gerçekte ne aldığı, ne kadara, kimden ve nasıl bir süreçle aldığıysa bir sır. Pdvsa’nın projelerinin en ünlüsü misiones adı verilen bir sosyal programlar ağı. Bu misyonlar yoksul mahallelere doğrudan sağlık klinikleri ve derslikler getiriyor. Bunlar Pdvsa tarafından finanse ediliyor ve bazı durumlarda doğrudan Pdvsa tarafından yönetiliyor. “Perez petrol fiyatlarının artışı dolayısıyla para istediği zaman, Pdvsa’nın vergileri ödemesini beklemek, Kongre’ye gitmek ve olağanüstü harcamalar için onay almak zorundaydı” diyor bana Venezüellalı bir iktisatçı. “Bugün, başkan Chavez Ramirez’e bir telefon açıyor ve bir saat içinde 200 milyon dolar alabiliyor.” Bütün bu iddialı projeleri finanse etmek için, Pdvsa petrol üretmek zorunda. Teorik olarak bu bir sorun olmamalı. Chavez seçildiğinde, Venezüella’nın ham petrolü varili 9 dolardan (bugünün parasıyla yaklaşık 11 dolar) gidiyordu. Bu makale baskıya verildiğinde ise 78 dolardı. (Venezüella ham petrolü ortalama OPEC ham petrol fiyatlarının biraz altında satılıyor). Chavez, kısmen İran, Irak ve Nijerya’daki siyasi kargaşadan ama ayrıca da Hindistan ve Çin’den gelen ve kısa sürede sona ermesi beklenmeyen bir talep dalgalanmasından kaynaklanan dünyanın gördüğü en büyük beklenmedik petrol kazancının keyfini sürüyor. Bu yüzden, öngörülebilir gelecekte, her şey için paranın var olması lazım. Ancak Pdvsa’nın başı dertte. V. Pdvsa’nın karşılaştığı pek çok zorluğa daha yakından bakmak için kayıp sondaj kulelerinin sırrına bir göz atmak iyi bir yol olabilir. Bir sondaj kulesinin iki işlevi vardır: petrol aramak için tekin yerleri delmek ve işleyen kuyular tıkandığında, dev bir Roto-Rooter gibi temizlemek. Petrol çok karlı olduğu ve insanlar deli gibi deldikleri için, küresel bir kule kıtlığı var ve varolan kulelerin kiraları fırladı. Ama Venezüella’nın sıkıntısı diğer yerlerden daha büyük. Temmuz ayında Ulusal Meclis’in önünde, Pdvsa’nın üretim başkan yardımcısı Luis Vierma kule sıkıntısını “çok önemli bir operasyonel aciliyet” olarak nitelendirdi. Vierma üretim hedeflerini karşılamak için bu yıl ülkenin 191 tane kuleye ihtiyaç duyduğunu söyledi. Ama dünyanın standart kule sayılarını veren Houston şirketi Baker Hughes’a göre, Venezüella’da sadece 73 aktif kule bulunuyor. Kule tedariki kötü gidiyor. Vierma Pdvsa’nın son zamanlarda kule sağlamak amacıyla teklif vermeleri için 63 şirketi davet ettiklerini ama sadece 22’sinin teklif verdiğini söyledi. On ikisi 27 kule sağlamak için sözleşme yapıldı ama gerçekte sadece 5 şirket Venezüella’ya kule aldı. Vierma bunu “çokuluslu şirketler tarafından gerçekleştirilen sessiz bir sabotaj” olarak nitelendirdi. Diğerleri bunu piyasaların işlemesi olarak değerlendirebilir. Kulelere talep çok fazla ve maliyeti en az 15 milyon dolar. Bir deniz makinesinin maliyeti 95 milyon dolardan fazla olabilir. Neden Venezüella’ya gitsinler? “Büyük kule sahipleri makinelerini müsadere edilme tehlikesi ve riski daha az olan yerlere götürmek istiyorlar” diyor Venezüella’daki büyük bir sondaj yüklenicisinin yöneticisi. “Bu hükümetin konuştuğu dil, yatırımcıları kaçırıyor.” Sorunu kendi gözlerimle görebilmek için Maracaibo Gölü’ne gittim. Maracaibo Güney Amerika’nın en büyük gölü. Dev bir su mercimeği ve lağım havzası olan bu gölde ciddi petrol sondajlaması ilk defa 1920’lerde başladı. Çok az sayıda kule görmeyi umuyordum. Ama bulduklarım çok daha karmaşıktı. Sıcak, yağmurlu bir günde arabamı gölün doğu kıyısından aşağı doğru sürerken, Pdvsa’nın Maracaibo kompleksini geride bıraktım. Dev petrol depolama tankları yolun kenarında duruyor. Kompleksin girişinde üzerinde bizi devrimin sloganlarından birinin yazılı olduğu bir tabela yer alıyor: “Anavatan, Sosyalizm ya da Ölüm!” Göl elektrik telleriyle çevrili ve bir dama tahtasıymışçasına yerleştirilmiş kuyular, elektrik kuleleri ve zarif, 50 metre yüksekliğindeki sondaj makineleriyle bezeliydi. 1997’de, bu gölde çalışan 57 kule vardı. Benim gittiğim gün, bunların sayısı 29’du. Göl kıyısı boyunca, Pdvsa’nın depolarındaki 7 tanesi de dâhil, sahil boyunca rıhtıma çekilmiş daha fazla sayıda kule gördüm. Bir sondaj yüklenicisine kulelerin orada ne yaptıklarını sordum: “Böylesine bir makine sıkıntısı varsa, niye gölde çalışmıyorlar?” “Ah,” dedi ve güldü. Konuştuğum diğerleri gibi, isminin açıklanmasını istemedi. “Benim tahminime göre göl civarında çalışmadan duran yaklaşık 22 makine var, ama bunların hepsi, bakım eksikliğinden ya da ek araç gerektirdiklerinden dolayı çalışabilir durumda değil“ dedi. Ayrıca göl civarındaki Pdvsa rıhtımlarında çalışmadan duran daha fazla makine olduğunu söyledi. Haziran’da, Pdvsa çalışan makineleri için çalıştırma ve bakım sözleşmelerini yüklenicilerden geri aldı. Petrol bakanı Ramirez yüklenicilerin ülkeyi soyan “yamyamlar” olduklarını ve Pdvsa’nın bu işi üçte biri fiyatına yapacağını söyledi. Ama Pdvsa’nın bütün işi yapıp yapamayacağı bir soru işareti olarak duruyor. Üzerinde çalışma dahi yapılmayan Pdvsa’ya ait en az on makine saydım -şirketin idaresi, yüklenicilere göre, o kadar zayıf ki makinelerin tamir ettirilmesini koordine edemiyor. Pdvsa gölde çalışan bütün makineleri hizmete sokmakla sorumlu. “Size su, mazot vermek, bölmeleri boşaltmak, atıkları götürmek için gelecek bir bota ihtiyacınız var” diyor bir yüklenici. “Ama onların sadece makinelere daha az zarar vermeleri için bir hafta bekledim.” Çalışan makine sayısının az olmasının başka nedenleri olabilir. Vierma’nın kendisi Ulusal Meclis tarafından makinelerin iddialara göre hiç makineleri ile deneyimi olmayan ve çok az sermayeye sahip şirketlerden satın alınmasından sorumlu olduğu için kısa bir soruşturmaya maruz kaldı -bu dikkate değer, çünkü mecliste hiç muhalefet üyesi yok. VI. Pdvsa’nın idari sorunlarının kökenleri Chavez’in başkanlığına yönelik en büyük tehditlerden birinde aranabilir. Aralık 2002’de, Chavez’in kendilerini kontrol etme girişimlerinden bıkan Pdvsa yöneticileri lokavt ilan ederek Venezüella’nın petrol üretimini iki ay durdurdu. Amaç Pdvsa’nın kontrolünü geri almak ya da Chavez’i devirmekti. Ekonomi çöktü, ama sonunda Chavez, kendi hükümetinin “petrol sabotajı” adını verdiği bu olaydan zaferle çıkarak iktidarını pekiştirdi. Grev sonrasında, Chavez Pdvsa’nın 46,000 işçisinden 18,000’inin işine son verdi-bunların büyük çoğunluğu, çoğu o zamandan beri Calgary, Houston ya da Riyad’da işe giren, yönetici ve profesyonellerden oluşuyordu. Pdvsa o zamandan beri grevcilerin yerine yenilerini getirdi, ama yeni işe alınanlar büyük oranda deneyimsizdi. Gerçekten de, Pdvsa’da şu anda 75,000 işçi çalışıyor. Bu sayı geçmiştekinden çok fazla ve Chavez gelecek yıl bu sayıyı 102,000’e çıkarmak istediğini söylüyor. Chavez’in yeni “petrol sosyalizmi”nin bir kısmını, dışarıdaki servis şirketlerine olan bağımlılığı azaltarak Pdvsa’yı kendi kendine yeter bir hale getirmek oluşturuyor. Dolayısıyla Pdvsa yeni iştirakler yaratıyor. Bunlardan biri yeni bir petrol-hizmetleri birimi- enerji bakanı Ramirez’in devlet televizyonuna verdiği demeçteki ifadeyle “bizim kendi, Bolivarcı Halliburton’umuz.” Pdvsa ayrıca petrol gemileri ve sondaj makineleri üretme planlarını da açıkladı. Haziran’da, Pdvsa yedi yeni iştirak kurulmasını onayladı. Bunların içinde etanol için soya fasulyeleri yetiştirmek, yiyecek işleme tesisleri inşa etmek ve hatta ayakkabı üretmek de yer alıyor. Pdvsa paralel bir devlet olma yolunda hızla ilerliyor. Şirketin işçilerinin hepsi en az bir niteliğe sahip olmak zorunda: Chavezci olmalı. Ramirez, gizlice teybe alınan ve bir TV kuruluşuna verilen bir konuşmasında, petrol işçilerine başkanı desteklemeleri gerektiğini ya da işlerini Bolivarcılara vermelerini söylüyordu. Şirket “kızıl, baştan ayağa kızıldır” diyordu. Pdvsa ayrıca yüklenicilerine bir mektup yazarak onları kovulan 18,000 işçiden herhangi birini işe almamaları konusunda uyardı. Pdvsa Chavez’in isteğine göre biçimlendirilirken, iş ilişkilerinde gittikçe daha az şeffaf hale geldi. Eskiden şirket standart bir yıllık rapor yayınlardı, ama 2004’ten sonra US Securities and Exchange Comission’a (ABD Sermaye Piyasası ve Borsa Komisyonu) yıllık raporlarını verme uygulamasını durdurdu. Son yıllarda sadece bir ya da iki sayfalık temel rakamlardan oluşan, hesap dökümlerinin ya da müfettiş notlarının yer almadığı belgeler yayınladı. Pdvsa’nın yayınladığı bilgilerin bazılarının güvenilirliği sorgulanabilir nitelikte. En temel işlemsel olgu -Venezüella’nın ne kadar petrol ürettiği- bile tartışmaya açık. 1997’de Venezüella günde 3.3 milyon varil ham petrol üretiyordu. Bugün Pdvsa ülkenin aynı miktarda üretim yaptığını iddia ediyor ama OPEC’in dâhil olduğu bağımsız kaynaklar, bu rakamın çok yüksek olduğunu söylüyor; OPEC geçen yıl Venezüella’nın yaptığı üretimi günde 2,4 milyon varil olarak hesaplıyor. Kesin olan bir şey varsa o da, petrol gelirinin çoğunun sosyal programlara gittiği. Pdvsa sosyal programlara geçen yıl yaklaşık 14 milyar dolar harcadığını söylüyor. Buna misyonlar ve Fonden de dahil, ama hükümete ödenmiş olan 21 milyar dolarlık vergiler ve telifler dahil değil. Pdvsa geçen yıl 5,8 milyar doları şirketin kasasına geri koyduğunu söylüyor. Bu 2005’e oranla 2 milyar dolar daha yüksek olsa da, büyük ihtimalle kimsenin petrol yatırımı diyemeyeceği öğeleri de kapsıyor; 2007 bütçesine yapılan bir ilave “yatırım”ı ulusal altyapı ve sosyal projeleri kapsayacak biçimde tanımlıyordu. Pdvsa’nın kendi şirket planı üretimde hızlı büyüme gereğinin üzerinde duruyor, ama petrol analistleri şirketin açık bir şekilde yeterli yatırım yapmadığını söylüyorlar. Houstan’da bir finansal hizmetler şirketi olan Raymond Jones’da petrol çalışması yapan Pavel Molchanov’a göre Pdvsa’nın iki yıldır üretimi düşük çıkmakta ve en az iki yıl daha düşük çıkacak gibi görünüyor. “Bu yılda yüzde 1-2 oranında büyüme gösteren küresel petrol üretiminin aksi yönünde bir durum” diyor. “ Eğer yeterince harcama yapsalardı üretimleri düşük olur muydu? Sanmıyorum.” (Ramirez’e bu ve daha pek çok konu hakkında sorular yöneltmek isterdim. Ofisi onunla röportaj yapmam konusunda söz verdi, ancak bu hiç gerçekleşmedi ve Pdvsa yetkilileri Ramirez’in kişisel olarak yetki vermedikçe başka hiç kimsenin bana temel bilgiler dahi veremeyeceğini söylediler.) Pdvsa bunun yanında borca da giriyor. Şirketin 2006’ya kadar çok az borcu vardı ama bu yıl 12.5 milyar dolar borç aldı. Borç arzlarıyla kasadaki parayı arttırmak mali açıdan makul görünüyor, ve bir çok şirket böyle yapıyor olsa dahi eleştirmenler Pdvsa’nın yanlış nedenlerle tahvil çıkarmakta olduğunu düşünüyor. “Az borçları var, ama önceden hiç yoktu” diyor, Chavez’in ekonomi politikalarıyla anlaşmazlığa düşerek görevinden ayrılan Merkez Bankası’nın araştırma departmanı eski şefi Jose Guerra. “Diğer petrol ülkeleri borçtan kurtuluyorlar. Ve alınan borç nereye gidiyor? Keşif için neredeyse hiç para harcamıyorlar. Borç konusunda çok ciddiyetsiz davranıyorlar.” Eski Pdvsa’nın getirmiş olduğu özel şirketlerden bazıları hala Venezüella’da çalışıyor, ama şimdi sadece azınlık ortaklar ve daha yüksek vergi ve işletme payı ödüyor. 1 Mayıs’ta Orinoco’da çalışan yabancı şirketlere projelerinin çoğunluk kontrolünü Pdvsa’ya bırakmaları söylendi. İki şirket, ExxonMobil ve ConocoPhillips, ayrıldı ve şu anda Venezüella hükümetiyle tazminat konusunda müzakereler yürütüyorlar. Görünüşe göre jeopolitik değerleri dolayısıyla seçilmiş olan diğer şirketler yerlerini almak ve bakir alanları kalkındırmak için Orinoco’ya geliyor. Bunların arasında Rusya, Çin, Brezilya ve İran gibi büyük petrol üreticilerinin yanı sıra muhtemelen ağır petrol işine çok az uzmanlık getirebilen Küba, Şili, Uruguay, Arjantin ve Belarus gibi ülkelerin ulusal petrol şirketleri bulunuyor. VII. Pdvsa şu an yeni bir petrol ürünü yaratmaya odaklandı: petrolü doğrudan matematik problemlerine çevirmek. Bu simyayı bir gece Felix Caraballo’nun oturma odasında izledim. 32 yaşında olan Caraballo, Caracas’ın etrafındaki sarp dağlardan birinin eteklerindeki bir gecekondu bölgesi olan La Vega’nın El Encanto kesiminde oturuyor. Caraballo, hükümetin gazolin sübvansiyonlarını azaltma girişimleri üzerine çıkan 1989 protestoları sırasında polisin bir arkadaşını öldürdüğü 14 yaşından beri, La Vega’da toplum projelerinde çalışıyor. O, kendini adamış bir Chavista ve sadık bir sosyalist. “Halk paraya değil, para halka hizmet etmeli,” diyor. Onu ziyaret ettiğim gece, oturma odasındaki kanepeler odayı bir sınıf haline getirmek için bir tarafa itilmişti. 25 yaşında bir üniversite öğrencisi olan Yulimar Medina elinde bir keçeli kalemle beyaz bir tahtanın başında duruyor ve öğrencilerine bir denklem çözümünü gösteriyordu. Odada, kesirlerde toplama ve çarpma yapmayı öğrenmekte olan bazıları küçük çocuklarıyla birlikte gelmiş, 11 yetişkin bulunuyordu. Bütün öğrencilerin- programda vencedoreler, ya da zafer kazananlar olarak adlandırılıyorlar- çalışma kitapları vardı, ve daha öncesinde 45 dakikalık bir matematik dersi videosu izlemişlerdi. Bu, ülkenin dört bir yanındaki barriolara 6. sınıftan 12. sınıfa kadar okul eğitimi getiren bir program olan Mision Ribas’ın sekizinci sınıfı. Bu sınıf hafta içi her akşam saat 6’dan 9’a kadar Caraballo’nun evinde toplanıyor. Videolar Küba’dan geliyor ve Medina gibi belletmenler tartışma ve sonrasında yapılan alıştırmalarda sınıfı yönlendiriyor. Vencedoreler matematik, İspanyolca, tarih, coğrafya, bilim ve İngilizce öğreniyorlar, ve -Caraballo’nun yönlendirdiği kısım olan- sebze bahçeleri dikmek ya da bir merdiven inşa etmek gibi toplum projelerinde beraber çalışmak zorundalar. Okul bedava olmakla kalmıyor, aynı zamanda öğrencilerin büyük bir kısmı da katılım için ayda 85 dolarlık burslar alıyor. Bu bursları kimin alacağına, ihtiyaç ve çalışkanlık temelinde, yine öğrencilerin kendileri karar veriyor. Ribas, Chavez’in sayıları gittikçe artan misyonlarından biri. Bunlardan biri insanlara okumayı öğretiyor. Bir diğeri binlerce Kübalı doktor getirdi ve onları ülkenin dört bir yanındaki yoksul mahallelere yerleştirdi. Bir diğeri barriolarda çok indirimli fiyatlarda temel ilaç ve yiyecek sağlayan mağazalar açıyor. Bir başkası nüfusa kaydolmamış olan vatandaşlara kimlik kartı çıkartıyor. Ben Eylül ayında Venezüella’dayken Chavez, üniversiteleri yaygınlaştırma amaçlı bir başka misyonun duyurusunu yaptı. Finansmanın büyük bir kısmı doğrudan Pdvsa tarafından sağlanıyor. Misyonlar çok popüler ve Venezüella’nın en yoksul kesiminin yarısından fazlası bundan yararlanıyor. Venezüella’nın milyonlarca yoksul insanı bunları Chavez’in kendilerine ve hükümetin “sıfır yoksunluk” programına olan bağlılığının bir işareti olarak görüyor. La Vega’nın daha da uzak bir köşesindeki bir başka Ribas sınıfını ziyaret ettiğimde, öğrencilere misyonun en çok hangi yönünü değerli gördüklerini sordum. “Bizim barriomuza geliyor” dedi bir öğrenci. “Hiç kimseyi dışlamıyor” dedi bir başkası. Petrol parasını yoksullar için okullaşmaya ve doktorlara harcamak, sezgisel olarak, yapılacak en doğru iş gibi görünüyor. “Bu, insan sermayesine yapılan bir yatırım” diye savunuyor, Washington’daki sol eğilimli bir politika grubu olan Center for Economic and Policy Research’ın eş müdürlerinden biri olan Mark Weisbrot. “Yiyeceğe, sağlık hizmetlerine ve eğitime odaklanmış oluyorsunuz. Bunun fazla bir maliyeti yok ve bir çok insana ulaşıyor.” Mision Ribas’ta liseyi bitiren bir Venezüellalı belki resmi bir okulda alabileceği eğitimi almıyor. Ama Ribas olmasaydı, lise eğitimini hiç alamayacaktı. Chavez sıfır yoksunluğa ulaşmaya önem veriyor. Bu, petrol sahibi hükümetlerin çok azının önemsediği bir şey. Ama misyonların gerçekten de Venezüella’yı sıfır yoksunluğa taşıyıp taşımadığını kimse bilmiyor; programların gözle görülür bir iç değerlendirmesi yok. Misyonlar giderek eski mukabillerinin yerini alıyor. Kübalı doktorların bulunduğu sağlık kliniklerine sahip olmak yoksul mahalleler için harika bir şey-ama ancak Venezüella’nın yıkılmaya yüz tutmuş hastanelerinden birinin hizmetine ihtiyacınız olmadığı sürece harika. Ribas yetkililerinin bana söylediğine göre, bir belletmende en çok aranan nitelik siyasi ve ideolojik eğitim. Dağın tepesine yakın bir yerde bulunan bir başka La Vega barriosunda bulunan Las Torres’te yeni Ribas öğrencileri için yapılan bir seansa katıldım. Ribas yetkilileri öğrencilere sınıflara nasıl kayıt olacaklarını ve onlardan ne beklendiğini anlattıktan sonra, bölge koordinatörü Maria Teresa Curvelo hükümet için çok büyük önem taşıyan bir referandum hakkında 90 dakikalık bir konuşma yaptı. 2 Aralık’ta yapılacak referandum diğer şeyler arasında Chavez’in görev süresi sınırlarını kaldırma ve gücünü arttırmak için anayasanın değiştirilmesini öneriyor. Curvelo öğrencileri, Chavez’i destekleyen yürüyüşlere ve sokak gösterilerine katılmaya çağırdı. “Chavez her yüz yılda bir gelen türden bir insan” dedi onlara. Daha sonra bir kamyonla dağdan indik. O araçtan inerken, ona teşekkür ettim. “Anavatan, Sosyalizm ya da Ölüm!” diye cevapladı. VIII. Venezüella’nın yoksulları Chavez döneminde çok daha iyi bir duruma geldi. Nakdi gelire göre belirlenen aşırı yoksulluk içinde yaşayan nüfusun oranı resmi istatistiklere göre 1998’in ikinci yarısında yüzde 20.3 iken, 2006’nın ikinci yarısında yüzde 11.1’e düştü. Ama petrol fiyatlarındaki hızlı bir yükselişin yoksulluğu hafifletmesi bekleniyordu. Asıl soru bu kazanımların sürdürülebilir olup olmayacağı. Weisbrot bunların sürdürülebilir olacağını düşünüyor. Misyonlara ve nakit gelirin ölçmediği sağlık ve eğitim konusundaki rakamlara dikkat çekiyor. Ama bu zamana kadar bunlara dair bir işaret yok: su kullanmadan yaşayan ve yetersiz konutlarda barınanların oranında, okula gitmeyen çocukların oranında olduğu gibi, son on yılda az bir kımıldanma görüldü. Düşük kiloyla doğan bebeklerin oranı ise gerçekte 1999 ile 2006 arasında artış gösterdi. Ve bu rakamlar hükümet istatistiklerine göre düzenlenmiş. Daha çok erken, ama bu sayılar misyonların temelde burslar yoluyla yardım ettikleri anlamına gelebilir. Misyonların yoksullara yardım etmedeki başarıları ekonominin genelindeki garip çarpıklıklar tarafından cüce bırakılabilir. Enflasyon resmi olarak yüzde 16, sık sık Chavez’i eleştiren ekonomist Orlando Ochoa’ya göre ise büyük ihtimalle daha yüksek. Ona göre, enflasyonu ölçmede kullanılan mal ve hizmetler sepetindeki kalemlerin yaklaşık yarısı hükümet kontrolündeki fiyatlardan satılıyor. Çoğu mal bu fiyatlardan satılamıyor ve müşteriler bir sokak pazarında bu fiyatın iki katını ödemek zorundalar. Ya da mallar hiç bulunamıyor, üreticileri fiyat kontrolleri yüzünden işin dışına itiliyorlar. Eylül ayında Caracas’ı ziyaret ettiğimde ucuz fiyata fasulye ve şeker çok zor bulunuyordu; taze süt ve yumurtaların ise kendileri zor bulunuyordu. Kısa süre önce, insanlar bir litre süt için beş saat kuyruk beklemek zorunda kalıyordu. Chavez’in anayasal referandumundaki bir tasarı Merkez bankasının özerkliğini tamamen kaldırarak ve başkana Venezüella’nın uluslararası rezervleri üzerinde güç vererek enflasyonu daha da arttırabilir. Tasarı temelde Chavez’e para basma yetkisi de verecek. Ekonominin üzerindeki en büyük tehdit döviz kurundan geliyor. Petrol Bolivarın aşırı değerlenmesine sebep oldu. Çiftlikler ve fabrikalar sıkıntı içinde. İhracat yapamıyorlar ve yurtiçinde resmi döviz kuru üzerinden ithal edilen ürünlerle rekabet etmek zorundalar. Kur şu anda piyasa kurunun yaklaşık üçte biri civarında bulunuyor. Ve dolayısıyla ülke, Brezilyalı yemek yağı gibi temel besin maddelerinden lüks arabalara kadar yapay olarak ucuz ithal ürünlerle dolmuş durumda. “Üretim kapasitemiz istihdam yaratmak için çok zayıf” diyor Petkoff. “Ama zengin bir ülke gibi tüketim yapıyoruz.” Resmi döviz kuru (doları 2,150 Bolivardan) ile karaborsadaki kur (makalenin baskıya verildiği anda 6,200 Bolivardan) arasındaki uçurum Boliburgesia diye bilinen yeni bir sınıf yarattı. Bankacılar, tüccarlar, finans ya da ticaret işinde çalışan herhangi biri, döviz kurunu manipüle ederek çok zengin olabiliyor. Verilen mesaj, bütün ithal viskileri ve istediğin Hummerları satın al. Aşırı lüks bir hayat yaşa. Yeter ki bir şey üretmeye çalışma. Petrol fiyatı yüksek kalmaya devam etse bile, eğer petrol üretimindeki düşüş sürerse, sübvanse edilmiş iç tüketim yükselmeye devam ederse ve hükümet harcamaları ölçüsüz ve kontrolsüz yapılmaya devam ederse Venezüella’yı sürdürülebilir kılmak mümkün olmayabilir. Rusya ve Nijerya gibi diğer petrol üreticileri artı değerleri toplarken, Venezüella aldığı herşeyi harcıyor. Bir zamanlar Venezüella’nın zor yıllar için biriktirdiği 6 milyar dolarlık petrol fonu vardı; Chavez bunun 700 milyon doları dışında hepsini harcadı. Chavez’in yeni misyonlarının ve işçi kooperatiflerinin büyük bir çoğunluğu –hükümetin geliri azaldığında sürdürülebilirliği bulunmayan- devletin hediyelerine bağımlı durumda. Paranın değer kaybetmesi yoksulların gelir kazançlarını süpürebilir. Bu klasik petrol belası, ve Venezüella bunu daha önce de gördü. 1973’te ve 1981’deki Venezüella petrol parasını deli gibi, kontrolsüz bir şekilde, harcadı. Her yükseliş sona erdiğinde, Venezüella’yı başladığından önceki zamandan daha kötü bir durumda bıraktı-1999’daki kişi başına gelir 1960’takiyle aynıydı. Chavez büyük bir ihtimalle bu döngüyü şiddetlendirdi, ve ülke petrolden başka bir şey üretme konusunda daha az başarılı oldu. Venezüella’nın petrol kamulaştırmasındaki maceraları iki çok farklı model ortaya çıkardı. Petrol fiyatlarının düşük olduğu ve ülkenin acil sosyal harcamalara ihtiyaç duyduğu bir zamanda, eski Pdvsa’nın petrol üretimine yeniden yatırım yapmaya yönelik hedefi Venezüella halkı için hiç demokratik ve adil değildi. Ama yeni yol tartışılır bir şekilde daha kötü bir duruma yol açtı -petrol fiyatlarındaki yükselişe rağmen ekonomik başarısızlık- ve bu gelecek nesiller için hiç de adil değil. IX. Kamulaştırma çoğunlukla özelleştirilmiş petrolün halkın ihtiyaçlarına yanıt verme konusundaki başarısızlığına verilen bir tepkidir. Yakayı ele verme ihtimalinin yüksek olduğu ABD’de bile, petrol şirketleri ödemeleri azaltmak için maliyetlerini şişiriyor ya da yasadışı bir şekilde maliyetleri düşürüyor ve diğer entrikalara başvuruyor. Yoksul ülkeler için, özel petrol şirketlerinden haksız muamele görme riski çok daha büyük. Tarih büyük petrol şirketlerine açıkça haksız avantajlar veren sözleşmelerle dolu-bir kaçını zikretmek gerekirse Nijerya’da Shell, Kazakistan’da Mobil ve Ekvador’da Texaco. Petrol bir ülkenin yönetici sınıfı için karşı konulamaz ve baştan çıkarıcı bir araç olabilir de. Demokratik kurumların –ya da hatta sadece şeffaf süreçleri- olmadığı yerlerde, yolsuzluk etkisi güçlüdür. Örneğin Rusya’da petrol ülkenin maksimum çıkarı için değil, özelleştirmeyi yürüten yetkililerin maksimum çıkarı doğrultusunda elden çıkarıldı. Ekvator Gine’sinde ExxonMobil, Amerada Hess, Marathon ve diğerleri Başkan Teodoro Obiang ya da ailesine arazi, güvenlik ve diğer hizmetler için ödemeler yaptılar. Bunu ortaya çıkaran da, bu ödemelerin sonuçlandırıldığı Riggs Bank’in de dahil olduğu bir kara para aklama olayı için yapılan Senato soruşturmasıydı. Ancak kamulaştırma bu hastalıkları tedavi etmez, ve bir ülkeyi haklı bir şekilde doğal zenginliklerinden yararlanma konusunda başka yollardan mahrum bırakabilir. Birisi basit bir şekilde know-how eksikliği. Bolivya devlet başkanı Evo Morales’in ülkenin gaz endüstrisini kökten kamulaştırma yönündeki tehditlerinden geri adım atmasının sebeplerinden biri Bolivyalı yetkililerin bu işi kendilerinin idare edemeyeceğinin farkına varmasıdır. Morales dikkatini, şirketlerin temel olarak yatırım getirisi güvencesi aldığı, ve bilinen rezervlerin bulunduğu alanlardaki işletme ücretlerini yükseltmeye yoğunlaştırdı. İşletme payı eskiden yüzde 18’di. Yoğun protestoların baskısı altında önceki hükümet bu oranı yüzde 50’ye yükseltti. Ve geçen yıl Morales bunu bazı örneklerde yüzde 82’ye çıkardı. Bolivya’da doğal gaza yönelik yabancı yatırım düşmüş olsa da, görüştüğüm her analist bunun işletme payı artışından kaynaklanmadığını söyledi. İşletme payları değil, Morales’in kamulaştırma retoriği özel şirketleri rahatsız etti. “Kamulaştırma konusunda bir endişe söz konusu olduğunda bu yatırımcı için önemli bir farklılıktır” diyor, Houston’daki Rice Üniversitesi’nde bulunan tarafsız James Baker III Institute For Public Policy’de çalışan Myers Jaffe. “Kontrol edemeyeceğim soyut faktörler vardır, ve bütün bu siyasal riski yaratan da budur.” PFC Energy’den Roger Tissot da ekliyor: “Şirketlerin fazla kira ya da vergi vermekle bir sorunu olmaz. Ama kontrolü vermekle ilgili sorunları olur.” Dolayısıyla kaynak zengini ülkeler için belki de en iyi strateji petrolü özel şirketlerin elinde tutmak, onu dikkatlice gözetim altında tutmak, ve olabildiği kadar yüksek bir oranda vergilendirmektir. Daha da iyisi, toplanması daha doğrudan ve kolay olan, işletme paylarının yükseltilmesidir. “Eğer amacınız kirayı mümkün olduğunca arttırmaksa, o zaman en iyi yol, ulaşım için açık arttırma da birbirleriyle yarışacak şirketlere sahip olmaktır” diyor Tissot. “Angola ve Libya bunu çok başarılı bir şekilde yapıyor. Libya özel şirketleri geri dönmeye davet etti ve onların gelirlerinin yüzde 90’ını alıyor.” “Daha İyi bir İşletme Payı İçin Pazarlık Yap!” sloganı “Petrol Bizimdir!”deki tınlamaya sahip değil; doğal kaynakların kamulaştırılması, bu kaynaklar başarısız bir şekilde idare edilse bile, bir ülkenin ruh halini sağlamlaştırabilir. Kamulaştırma talebi, temelinde, siyasi bir talep. Chavez Pdvsa’ya daha fazla üretim yapması için değil, parayı doğrudan kontrol etmek için el koydu. Hükümetler bu talebe teslim olduğunda, petrolü kısa vadeli kazanımlar için kullanma tutkusuna karşı hassas olmaya eğilimli oluyorlar. Ama her zaman değil. Kamulaştırılmış petrol üretimi zorunlu olarak siyasi yolsuzluğa ya da dar görüşlülüğe yol açmaz. Eğer eski Pdvsa bugünkü yükselen petrol piyasasında faaliyet gösteriyor olsaydı, petrole ve sosyal programlara yatırım için kasada daha fazla parası olabilirdi. Ama devletin kendine düşen payını güvence altına almak için şirketi yakından takip etmek hükümetin işi olacaktı -bir başka deyişle, yapması gerekeni yaparak petrolü güvenceye almak: devlet için sürdürülebilir maksimum para üretmek. Parayı bilgece kullanmak da hükümetin işi. Bu kamulaştırma olsun mu olmasın mı ikileminden daha zor ve daha önemli bir sorun, ve bunun çözümü üretimin kamulaştırılması ya da özelleştirilmesinden geçmiyor. Hatta bu bir petrol sorunu bile değil. Bütün petrol üretimi bir noktada siyasetin alanında -ikramiyenin kimin çıkarlarına hizmet edeceğinde- sonlanır. Siyasi etkiyi azaltmanın tek yolu devlet ya da özel şirketler için aynı şekilde şeffaflıktır. “Bir ulusal petrol şirketinin rakamlarını, S.E.C. dosyalamasına eşleştirerek yayınlamasını zorunlu kılmak için bir yasa olmalı” diyor Baker Institute çalışanı Jaffe. “Mecliste tam rapor isteyen bir düzenleyici olmasını öneriyoruz. Ve bu, kamuya açık olmalı. Bunu söylemesi kolay, yapması ise zor.” Özel şirketlerin güvenilir yıllık raporlar yayınladığı doğru- ama pek çoğu evsahibi hükümetlere ne kadar ödediğini asla açıklamıyor. Publish What You Pay (Ödediğini Yayınla) ve Extractive Industries Transparency Initiative (Maden Sanayileri Şeffaflık Girşimi) gibi birçok yeni sivil kampanya şirketleri ve hükümetleri defterleri ortaya çıkarma konusunda utandırmaya çalışıyor. Bu zamana kadar çok sınırlı bir başarı elde ettiler. “Sorun kaynaklara kimin sahip olduğu değil, hasılattan ne kadar elde ettiğinizdir” diyor, Latin Amerika’da enerji üstüne çalışan San Diego’daki University of California’da siyaset bilimi profesörü David Mares. “Onu yolsuzlukta ve sürdürülebilir olmayan programlarda harcarsanız, bu çok az vergi ödeyen hakim uluslararası şirketlerin kaynaklarınıza sahip olması kadar kötü bir durum.” Kamulaştırma petrolün çalınmasına son vermeyecek. Petrole kim sahip olursa olsun, buna son verecek olan iyi gözetim, hesap verilebilirlik ve fonların yönetimidir. “1 Ocak 1976’da, kamulaştırma gününde, Perez konuşmasını üzerinde ‘El Petroleo Es Nuestro’ yazılı bir pankartın önünde yaptı,” diyor Antonio Szabo. “Ne olduğunu tahmin edin? Öteden beri nuestroydu.” (New York Times, 4 Kasım 2007, The Perils of Petrocracy) Kaynak: ekopolitik.orgBu makale toplam 963 defa okunmuştur.
|
|||||||||||
|
||||