-
Haber10 Arama
  SON HABERLER
Salih Selçuk
Salih Selçuk
Karakter boyutu : Normal Büyük Daha Büyük En Büyük
Marksizm ötesi Marx ve Yeni Kapitalizm Eleştirisi

1980’li yılların sonunda Berlin duvarı yıkılıp, şehrin doğusuna giden bariyerler açıldığında, Doğu Alman SED'si (iktidardaki “Almanya'nın Sosyalist Birlik Partisi”) gibi Türk TKP'si de (Türkiye Komünist Partisi) buharlaştı. Yalnız onlar değil. Doğu Berlin'de yaşayan Vietnamlılar dışında hemen hepsi kayıplara karıştılar. O günlerden beri, Marksizmin krizi, işçi hareketinin krizi ve ulusal kurtuluş örgütlerinin krizinden bahsediliyor. “Eski tartışmalar”ı özlemiş olanları hayal kırıklığına uğratmak pahasına da olsa söylemeliyiz ki: O günlerden beri (konu hakkında konuşanlar arasında) konuşulan asıl konu Marx ve Marksizm değil, Kapitalizmdir.

Kapitalizmin cinnet devrinde yaşıyoruz. Böyle bir devirde Marx'ı, sadece kapitalizme doğru yaklaştığı konular bağlamında konuşmak en doğrusu. Marx'ın eskimiş teorileri ve konunun hikaye/tarih kısmı dışında, yani Marx'tan geriye kalan, bu yazının ilgi alanını oluşturuyor.

Bugünkü haliyle kapitalizm, küresel ısınmaya neden olan, dünyadaki yaşamın ve insanlığın geleceğini tehdit eden çok somut bir tehlike. Kapitalizmin tehdidi altındaki insanlar/kesimler, (Marx'ın deyimiyle) sadece “sömürülenler” değil. “Sömürenler” de kapitalizmin tehdidi altında. Buradan, yeni kapitalizm eleştirisinin ilk ilkesini çıkarıyoruz: Günümüz kapitalizmi, ayrım yapmadan bütün insanları ve dünyadaki yaşamı tehdit etmektedir. Hatta şunu söylemek mümkün: Kapitalizm, şimdiki haliyle, insan soyuna karşı olabilecek en büyük tehdittir, çünkü bütün insanlar (kapitalisti ve proleteriyle ve onlardan çok daha önemli hale gelmiş beyaz yakalılarıyla birlikte) kendilerini bu sisteme hapsetmişlerdir. (Ya da sistem onları kendi içine hapsetmiştir.) İnsanların bu sisteme hapsolmalarının ilk önemli nedeni, kendi zaafları idiyse; ikincisi, yaşam koşullarının artık onları sisteme mecbur etmesidir. Sistemin içine doğdular ve onun yarattığı koşullara bağımlılar. (Büyük bir çoğunluğu, bundan daha farklı bir yaşam tarzı olabileceğini düşünemiyorlar)

Böyle bir sistemi değiştirmek için -Marx!ın önerdiği gibi- "işçi sınıfı" itici kuvvet değildir. Çünkü işçi sınıfı ("sınıf"lığının derecesi/türü de tartışmalıdır) sistemin içinde, onun en önemli/vazgeçilmez başlıca bileşkenlerinden biridir. Hal-i hazırda sistemin değişimini dayatacak/zorlayacak iki temel kuvvet bulunmaktadır: Bunlardan birincisi, sistemin/ekonominin/sosyalin dışına itilmiş olan daimi işsizler, yani "sınıfsızlar sınıfı"dır. İkincisi, toplumların bütünüdür. Yani toplumların akıllarını başlarına devşirerek topyekün bir değişim için birlikte tedbirler almaya başlamaları ve bu çabaları ısrarla sürdürmeleri olayıdır. Eğer sürdürmezlerse, "sınıfsızlar sınıfı", toplumun"sınıflılar sınıfı"nın tepesine binecektir. Bu da bir tür kaos ve ayaklanma olacaktır. Bunu -eski usul- “devrim” diye nitelemiyoruz, çünkü hiç bir dişe dokunur ambisyona sahip olmayan bir lümpenliğe/yağmacılığa tekabül etmektedir. (Bu fenomenin incelenmesini başka bir yazıya bırakıyoruz) Bunlar, sistemin insanlara sunduğu tek temel kimliklerini /ekonomik kimliklerini) yitirmişlerdir ve öfkelilerdir, çünkü sistem, parası olmayana yaşama hakkı tanımamaktadır ve onların sosyal hayata katılımlarını bile engellemektedir.

Kapitalist sistem; düşünce tarzlarından, düzenli-müzik-ritmine (Taktrythmus), oradan ücretli iş sistemine, sürekli daha fazla kazanılmasını gerektiren paraya (sistemine) kadar ve sistemi işletmek için sürekli daha fazla yakılmak zorunda olunan petrole kadar... insanları (hangi "sınıf"tan olduğuna bakmadan) inanılamayacak kadar derinlemesine kuşatmıştır. Ve bu kuşatma hızla sürdürülemez hale gelmektedir. Kapitalistler de bu gidişin sonu/geleceği olmadığını biliyorlar ama bundan kurtulamıyorlar. Çünkü herşey birbirine bağlı. (işçiler patrona, patronlar işçiye, devlet onlara vs. ve hepsi paraya) Böyle bir kısır döngüyü, sadece kapitalistleri suçlayarak kırmak mümkün değildir. Kapitalistler kadar olmasa da, çalışanlar da (neredeyse onlar kadar) suçludur. Armosferi tek başına üç-beş kapitalist kirletmiyor. O kadar pisliği birkaç kişinin üretmesine imkan yok! (Ayrıca, sistemin merkez ülkelerinde saf/katışıksız patron, artık yok denecek kadar azdır. Bütün büyük firmalar borsa üzerinden ortaklara sahipler ve o ortaklar arasında beyaz yakalılar VE işçiler var.( Marx'ın ve Lenin'in yaşadığı dönemlerde böyle şeyler yoktu veya istisnaydı) Klasik marksist klişeler, bu tek örnekte bile görüleceği gibi, çağdaş kapitalist sistemi açıklamaya (ve aşmaya) yetmiyor.

İşin kötü tarafı, sistemin intihar tribini engellemek için gerekli politik mekanizmalar bulunmamaktadır. Çünkü politika, kapitalizmin çerçevesi dahilinde (kapitalizmin "ulus-devlet" formatına göre) tarif edilmiş bir şeydir. Para üzerinden sınıf/zümreler arasındaki çıkar farklılıklarını barışçıl bir şekilde düzenleyen bir kurumdur. Para/mal üzerinden tarif edilen bir şeydir. Bu nedenle, sistemin değiştirilmesi için sadece işçilerin (veya sadece kapitalistlerin) harekete geçmesi yeterli değildir. Herkesin -koordineli bir şekilde- harekete geçmesi ve herşeyin ortak akıl/ruh ile değiştirilmesi gerekiyor. Bunun için mümkünse her kesimin ikna olması (veya ikna edilmesi!) ve bu değişime katılmasının sağlanması gerekiyor. Bu değişimi her kesime dayatacak gelişmeler ve muhalefet yöntemleri, "politika"ya alternatif olan 'Yeni Siyeset'in kapsama alanına giriyor. Bu zor olan yoldur ama tek alternatiftir. Yeni Siyaset devreye giremezse, lümpenler/magandalar devreye girecektir -ki bu toplumun sonu ve şiddet dozu yükselmeye açık bir kaos demek olur.

Marx'ın bu konteksteki yeri, kapitalizme karşı -kendi döneminde- çok yerinde ve doğru analizler/eleştiriler getirmiş olması ve bunların bir kısmının günümüzde de geçerliliğini aynen (hatta daha çok) korumasıdır. Bunun ötesinde, bütüncül bir Marx ve Marksizm hayranlığı (Groucho Marx için belki, ama Karl Marx için) söz konusu olamaz. Tabii Marx'ın kapitalizm eleştirisi için olmazsa olmaz analizleri ve Marx'ın saygı duyduğumuz kişiliği, bu tanımın dışındadır.

Günümüzde samimiyet testine tabi tutarsak, Marx'la yeniden ilgilenenleri üçe ayırmak mümkün: 1. Sadece şık olduğu ve şimdi moda olduğu için Marksistler. Bunların jeopolitika/günlükpolitika merkezli sohbetleri tatlı ama samimi değil ve bu yazının ilgi alanına girmiyor. 2. Marx moda olunca, tozlu raflardan eski Marksist (aslında daha çok Leninist/Troçkist/Maoist) malzemeyi indirerek sadece yüksek perdeden konuşmak isteyenler. (“Marksizm gelecekse biz getiririz, sosyalistlik yapılacaksa biz yaparız” tipi anadan doğma Marksistler) Bunlar da samimi değiller. Çünkü herkesin malumu olduğu üzere eski dogmalar dışında birşey söylemiyorlar. Bunlarla konuşmak, onların uzun cümlelerini okumak, kültürlerine gıpta etmek falan çok zevkli. Ama o kadar. 3. Marx'a SADECE onun hala geçerli olan (mesela kapitalizmin yapı taşlarını tarif eden) kategorik kapitalizm eleştirileri nedeniyle ilgi duyanlar. Dolayısıyla Marx'a -dogmatik bir şekilde bağlı olMAyanlar. (Yani mutlaka Marksist/Marksçı/Marksgil olmak gibi bir derdi olmayanlar) Bunlar, Marx'a saygı duymakla birlikte, yazdıklarına "kutsal kitap" muamelesi yapmayanlar ve onu incelemek için mutlaka eski/yeni Solcu olmak gerektiği gibi saplantılara/tekelciliklere sahip olmayanlar.

Marx derken, onun önemli kuramlarından yola çıkarak (bu yazıda şimdilik kısaca) değineceksek, mesela “Marksist devrim” (1) konusu günümüzde geçerliliğini tamamen yitirmiş ve iflas etmiştir. Bunun nedeni, eski Marksist-Leninist (ML) Sol'un bu işler için kullandığı veya kullanmayı hedeflediği “Sol parti”, “sosyalist devlet” manivelasının yokluğu/kurulamaması değildir sadece. Global kapitalist ortamda MODERN (sol liberal veya liberal kapitalist) hiçbir devlet/parti, (Venezüella dahil), uluslarötesi finans/iş sisteminden kopmadan sahici bir sosyal devrim/reform yapamaz. Yaptığı/yapacağı şey mutlaka kapitalist konteks içinde olacaktır. Oysa bir devrimden konuşacaksak, devrim ancak, kapitalizmin (tüm değerleri ve sınıflarıyla birlikte) dışına doğru bir değişim olabilir. Bu "imkansız!" gibi geliyor kulağa. Evet! Ama zorunlu. Yoksa sistem çökecek ve dünyada kan gövdeyi götürecektir. Kısacası: Sistem öyle veya böyle mutlaka zaten çökecektir. Burada önemli olan, insanların aptal olmadıklarını kanıtlayarak, kendi yaptıkları hatayı kendilerinin temizleyebileceklerini -bu iradeyi- göstermeleri meselesidir. Televizyon/bilgisayar başında oturup etliye-sütlüye dokunmayan "lüks" tartışmalarla vakit öldürürlerse gök başlarına çökecek ve gazabı korkunç olacaktır. Burada önemli olan, sistemin çökmesine meydan vermeden onu ELBİRLİĞİYLE değiştirmektir.

Klasik Marksizm, kapitalizmi eleştiren temel teori olmayı bugün de sürdürmesine rağmen krize girmiş ve günümüz kapitalizmini açıklamakta, ona yeni ve sağlam bir eleştiri getirmek konusunda yetersiz kalmıştır. Kapitalizme karşı -parti ve/veya sendika, üniversite üzerinden- kullandığı (grev/boykot/vs.) yaptırım gücünü yitirmiştir. Daha 1950'li yılların sonundan itibaren kapitalizmin gelişmesini izleyememiş ve ona uygun eleştiri ve alternatifler geliştiremeyerek donmuştur. Gerçi ulusal kurtuluş hareketleri bu tarihten sonra marksımsı bir dil ve örgütlenme modeli ile yolculuğu sürdürmüşlerdir, ama aynı tarihlerde Marx'ın teorilerinin motoru “işçi sınıfı”, en güçlü olduğu Avrupa ve Amerika gibi yerlerde devrimciliğini ve kapitalizmle “uzlaşmaz” (?) çelişkisini çoktan bırakmıştır. Ve “zincirlerinden başka” kaybedebileceği bir otomobile, bir eve, yılda bir kez yurtdışında yaptığı tatile, borsa üzerinden ortağı olduğu firmaların hisse senetlerine falan sahiptir.

Marksizmin krizinden daha 1930'lu yıllarda bahseden Marksist Karl Korsch, krizin teorik kökenlerini, Marx ve Engels'in devrimci teorilerinde, onların devrimci halefleri tarafından hedefinden saptırılmasında aramanın “yanıltıcı ve yanlış” olduğunu söylüyor. Korsch'a göre “Bugünün (1931'de) krizi, son tahlilde, başlı başına Marx ve Engels'in teorilerinin krizidir.” Ve “bu teori, en başından bu yana, asla 'mevcut sınıf mücadelelerinin genel ifadesi' olmamıştır. Daha ziyade o (Marksizm), (daha) önceki bir tarihsel dönemdeki sınıf mücadelelerinin (...) bir ürünüdür ve dolayısıyla da, tamamen yeni koşulların bir sonucu olarak ortaya çıkan günümüz sınıf mücadeleleriyle herhangi bir somut ilişkisi bulunmamaktadır.” (2)

Karl Korsch bugün yaşasaydı acaba “sınıf mücadelesi” hakkında ne diyecekti? Klasik sınıf mücadelesi diye birşey kalmış mıdır? (Artık sınıflar birbirinin içine girmiş durumdadır. İşçi burjuva özelliklerine sahiptir, burjuva da bazen işçiden daha çok çalışmaktadır vs.) Özellikleri birbirine son derece benzeyen kesimlerin bir karışımı söz konusudur. Bir tek bugünün kalıcı işsizleri, yani sömürülemeyenleri, bu "sınıflılar sınıfı" dışında değerlendirilebilir. Günümüzün "sınıf" (?) mücadelesi de olsa olsa; sistemin DIŞINDA kalmış 'sınıfsızlar sınıfı' ile (işçisi ve patronuyla) sistemin İÇİNDE yer alan 'sınıflılar sınıfı' arasındaki mücadele olabilir. Günümüz kapitalizminde işçi ile patron arasındaki sınıf mücadelesi talidir. Sistemin içindekiler ile sistemin dışında kalmış olanların mücadelesi, dünyadaki temel paradigma olmaya aday bir gelişme seyri izlemektedir.

Karl Korsch'un bugün de geçerli olan en önemli eleştirisi ise şudur: Klasik Marksist iktisat, kapitalist iktisadın temel kategorilerini (değer/Wert, mal/meta/Ware, ücretli-iş/Arbeit ve para/Geld) eleştirmemektedir. Korsch bunu kendince şöyle ifade ediyor: “Marksist iktisat, başlangıçta, burjuva politik iktisadının radikal bir eleştirisi olarak, yani teorik hem de pratik nihayetini gerçek bir devrimde bulan bir eleştiri olarak formüle edildi. Başlangıçtaki bu şema, sonradan Marx tarafından değiştirildi ve Engels tarafından enikonu dönüştürüldü. Günümüzde Marksizmin hem savunucuları hem de eleştiricileri, Marksist iktisadı, hemen hemen neredeyse, burjuva toplumunun tüm ekonomik fenomenlerini, teorik olarak, eleştiri dışı ve aksiyomatik bir 'değer' kavramından çıkarsayan bir bilimsel sistem olarak görmektedir.” (3)

Yeni kapitalizm eleştirisinin Marx'da yeniden keşfettiği şey, eski Sol/Marksist klişeler değildir. Tam tersine, Sol'un bugüne dek tamamen es geçtiği konulardır: “Modern fetişizmin eleştirisi” (4), “mal/meta üretimi” (5), Marx'ın sözleriyle “malın değerlendirilmesi/tüketilmesi” (“Verwertung des Werts”) (6) ve kapitalist topluma özgü -gene Marx'ın deyimiyle- “Otomatik birey/özne”dir (“Automatisches Subjekt”) (7).

Yeni kapitalizm eleştirisi, sistemin yapı taşlarına ve kategorilerine yönelik eleştirilerdir. Bunun merkezinde örneğin “ücretli iş sistemi” (Marx'ın deyimiyle: “Abstrakte Arbeit”) ve onun ifade biçimleri de önemli bir yer tutmaktadır (yani proleteryanın, sistemin ayrılmaz parçası olduğuna dair konular da buna dahildir) Klasik Marksizm, -Doğu Berlin'deki (Moskova'daki, Beijing'deki vs.) yoldaşlarda gördüğümüz şekliyle- değil bu kategorileri konuşmak, bunların farkında bile olmamışlardır. Çünkü sosyalist ülkelerde, değeri kiloyla ölçülen sayısız "bilimsel sosyalist" kitap yazılmıştır ama bu konuları içerenleri bir elin parmakları kadar bile değildir. Kapitalizmden kurtulmak demek, bu kategorilerden kurtulmak demektir, o kategorileri başka şekilde “sosyalist toplum”da aynen sürdürmek değil. Klasik Marksistler, “ücretli iş”i asla sorgulamadılar, kapitalizmden aynen alıp kullandılar. Para'yı da asla sorgulamadılar, aynen alıp kullandılar.

Marx'ın 'değer teorisi'ni (8) hiç anlamadılar. “Piyasa” lafını duyunca, bazı eski Komünistler hâlâ kapitalizmin serbest piyasasını anlıyorlar! (Sanki 'piyasa' sadece kapitalizme özgü bir şeymiş gibi) Kapitalizmi kapitalizm yapan bu temel kategorilerde, Lenin'in (Troçki'nin, Stalin'in, Mao'nun ve diğerlerinin) bize “sosyalizm” diye sundukları düzenle kapitalist düzen arasında HİÇBİR temel/nitel farklılık yoktur. Bütün farklılıklar niceldir. Reel sosyalizm, bir tür kooperatist/devletçi kapitalizmdir. Sosyalistler -son derece iyi niyetli olsalar da ve aralarından azizler kadar arınmış, yüce gönüllü, mücadeleci insanlar çıkarmış 0lsalar da- sonuçta sadece kapitalizmin (iki farklı şekilde) tüm dünyaya yayılmasına ve eski kültürleri/uygarlıkları tasfiye etmesine hizmet etmişlerdir. Ve bu Sol/Marksizm macerası, kapitalizm öncesi kültürlerin yaşayan/öz itibarıyla TÜMÜNÜN acımasızca yeryüzünden silinmesiyle sonuçlanmıştır. (Bu “silim” işi en kesin biçimiyle sosyalist ülkelerde gerçekleşti) Sovyet Rusya'da, Halk Çini'nde yapılan kültür soykırımı, insanlık tarihinde eşi benzeri görülmemiş türdedir. Modern kapitalist “uygarlık” (yani modern barbarlık), birbirinden tamamen farklı/renkli kültür ve uygarlıkları istisnasız tamamen yoketmiş veya tanınmayacak ölçüde değiştirmiştir. Kapitalizm, yok ettiği kültürlerin yerine dünyanın her yanında aynı beton binaları dikmiş, aynı asfalt yolları yapmış, insanlara aynı giysileri giydirmiş (takımelbise/kravat), aynı müziği dinletmiş (düzenli ritmli “World music”), aynı şeyleri yedirmiştir. (Hamburger)

Bu vahşetin Sol/Marksizm adına yapılması halinde “ilericilik” (nereye?) sayılabileceği düşüncesini kabul etmek kesinlikle mümkün değildir -tam tersi! Solun böyle birşey yapmış olması, -haklı olarak- halkların güvenini tamamen yitirmesiyle sonuçlanmış ve Solun kapitalizme karşı kazanımlarını da gölgede bırakmıştır. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Reel-sosyalist ülkelerde uygulanan kültür/inanç/uygarlık soykırımı, reel-kapitalist (liberal) ülkelerle kıyaslanamayacak kadar barbarca olmuştur. (Kültürden geçtik, Gulaglarda, Mao'nun "Kültür Devrimi"nde ve ondan önce “İleriye doğru büyük adım” kampanyasında, “sosyalizmi kurmak adına” ölen/öldürülenlerin sayısı, iki dünya savaşında ölenlerden fazladır)

Dipnot:

1.Marx'ın 'proleterya ihtilali' (proletarische Revolution) konusundaki fikirleri hakkında bkz. Marx-Engels Werke (Marx-Engels Temel Eserler) (MEW) Dietz Verlag D.Berlin 1972 C.7, S.12-34. Ayrıca C.14, S.435-458 ve tabii "Kommunistisches Manifest" (C.4, S.459-493)

2.Karl Korsch “Sosyal Bilimler ve Marksizm” (Seçme Yazılar) 2007. S.73-74 (Vefa Saygın Öğütle'nin çevirisi)

3.a.g.e. S.77

4.MEW, C.1, S.86-104 (Marx'ın 29.6-3.7.1842'de Rheinische Zeitung'a yazdığı mektuplarda)

5.MEW, C.23, S.341-355 ve 226-244 ("Das Kapital" C.1) ayrıca C.24, S.359-390 ("Das Kapital" C.2)

6.MEW, C.23, S.161-191, (ayrıca C.24, S.31-68)

7.aynı yerde.

8."Werttheorie" MEW, C.19, S.355-383. Ayrıca bkz. Friedrich Engels'in "Das Elend der Philosophie"ye (Felsefenin Sefaleti) yazdığı önsöz.

salihselcuk@hotmail.com

http://konstantiniye.blogspot.com

Bu makale toplam 4912 defa okunmuştur.

 

ABD Doları (USD) Alış 1.1880, Satış 1.1980; Avrupa Para Birimi (EUR) Alış 1.8820, Satış 1.8980
Copyright © 2004 - 2008 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Telefon: 0212 621 19 29 | Faks : 0212 532 08 59 | haber10@gmail.com | Tasarım ve Kodlama: Haber10 Teknik Ekibi