-
Haber10 Arama
  SON HABERLER
Salih Selçuk
Salih Selçuk
Karakter boyutu : Normal Büyük Daha Büyük En Büyük
André Gorz'un ölüm haberi

“Şimdi aldığım habere göre André, karısıyla birlikte hayatına son vermiş.”

Franz'ın André Gorz'dan bahsettiğini önce anlamıyoruz... André ve Franz, ikisi de Avusturyalı, iki dost.

Ona ölümü kondurmuyoruz.

Ölümcül hasta karısına yıllardır gözü gibi nasıl baktığını, onu nasıl sevdiğini, daha bu yıl onun için bir de kitap yayımlamış olduğunu da biliyoruz. Uzun bir mektup tarzında yazdığı son eserinde, 'Yakında sekseniki yaşına basacaksın, altı santim küçüldün, kırkbeş kiloya düştün ama hâlâ güzelsin' diyordu 58 yıllık eşi Dorine'e (“Brief an D.” 2007). Sevdiği kadını ölürken bile yalnız bırakmaması içimizi burkuyor.

Şu an dünyadaki bütün André'ler Gorz...

24 Eylül gününe böyle uyanıyoruz

İstanbul'da pastırma yazı başlamak üzere, limoni bir hava. Bahçelerde hanımeliler bu yıl ikinci kez çiçek açtı. Komşular, “küresel ısınmadandır” falan diyorlar, bunun şakasını bile yaptık. Bu sıralar politika zaten nanay. Gazetelerde kimsenin ne olduğunu bilmediği Malezya denen yerle ilgili “tartışmalar.” (Şimdiye dek hiç merak etmemişler. Malawi, Sierra Leone, Fildişi sahili falan gibi bir yer sanıyorlar) Sonra “mahalle baskısı” hikayeleri, buz gözlü sosyologların muz gibi teorileri ve bu cinnetin ortasında, herşeye rağmen, André Gorz'un ölümünü iki gün sonra da olsa haber yapan gazeteler ve hatta André hakkında yazan yazarlar... Franz buna 'Glück im Unglück' derdi her halde. Üzülürken sevindiren garip bir durum yani.

André Gorz, ya da asıl adıyla Gerhard Hirsch 1923 yılında Viyana'da bir odun tüccarının oğlu olarak doğdu. Yahudi olan babası 1930 yılında vaftiz edilip Katolik olmasına rağmen, Naziler böyle şeylere pek aldırmadıklarından, hep bir Nazi karabasanıyla büyüdü. O'nu Avrupa'daki cinnetten, (doğuştan Katolik) annesi kurtardı. André'yi II. Dünya savaşının başladığı yıl İsviçre'nin Lozan kentindeki yatılı bir okula gönderdi.

André ilk takma adını (Gérard Horst), okula kayıt yaptırırken kullandı. Daha oradayken edebi ve felsefi makaleler yazmaya başlamıştı. Savaştan sonra gittiği Fransa'da gazetecilik yapmayı tercih etti. Gazeteci olarak Michel Bosquet adını, sosyolojik ve felsefi yazılarında da André Gorz adını kullandı. André, 1960'lı yıllarda Jean Paul Sartre ve Simone de Beauvoir ile birlikte Les Temps Modernes dergisinin redaksiyonunda birlikte çalıştı ve birkaç yıl sonra da Le Nouvel Observateur'ün ikinci adamı oldu.

Bizim André Gorz'un yazdıklarıyla ilk temasımız, henüz öğrenciyken 80'li yılların başındaydı. “Ökologie und Politik. Beiträge zur Wachstumskrise” 1977 (Ekoloji ve Politika. Büyüme krizi konusuna katkılar) Sonra kült kitabı “Abschied vom Proletariat” 1980 (Proleteryaya veda) geldi. Ve nihayet “Wege ins Paradies” 1980 (Cennete giden yollar)... André, sosyalizmin ve klasik Marksizmin tükendiği, çökmeye başladığı son deminde 68'lilerden de hız alarak ortaya çıkan siyasi ökoloji ve çevre hareketinin en önemli teorisyenlerindendi. Ama O, bundan çok daha fazlasıydı, gerçek bir düşünürdü. Bizi en çok heyecanlandıran dönemi, Hamburg'daki Rowohlt yayınevinin yayınladığı kırmızı kapaklı, sarı sırtlı küçük puntolarla basılan bir dizi kitabın editörlüğünü yaptığı dönemdi. Bu seri kitapların ana fikri, üst başlığı, '(Ücretli-)İş'ten kurtulmak' sözüydü (Befreiung von der Arbeit) ve Franz gibi bir çok kişiye ilham verdi.

O dönemde dev Rowohlt yayınevinin kırmızı kapaklı sarı sırtlı Rororo serisi kitaplarının arasında Che'nin ve Fidel'in Kübasını, Mao'nun gerilla teorilerini, İran Şahı'na direnen TUDEH ve Halkın Mücahitlerini anlatan kitapları, Avrupa'ya göç eden Türkler hakkında analizleri, Kamboçya'yı, ille de Sovyetler Birliği'ni anlatan görece kolay kitapları okumak varken, André'nin editörlüğünü yaptığı o zor kitaplara dalmak, sahici bir çaba gerektiriyordu. Daha sonra Almanya'da hükümet ortağı olan Yeşiller de bu konularla uğraşmayı bir zaman sonra rölantiye aldılar. Bugün, “demokrasi” budalası prokapitalist naylon Solu ve onun ezberciliğini aşarak André Gorz'un kaldığı yerden yola devam etmek gerekiyor.

İşte o yüzden şimdi konu; Malaysiyanın Çin mahallelerindeki baskının Çarşamba pazarına uyup uymadığı geyiği değildir mesela. Şimdi konu, neoliberal sistemin vahşiliğine karşı insanlığı, özgürlüğü, temiz ve yaşanılası bir çevreyi savunmaktır. Bunun için kapı önünde olanlara bakmak yeterli.

Şimdi konu, dindar neoliberallerin, mesela Sulukule gibi bin yıllık bir yeri yıkıp onun yerine danssız/müziksiz/ruhsuz lüks bir yeni-elitler mahallesi kurmaya kalkmalarıdır. Tarihi anca otuz küsür yıl geriye giden varoşlu/şehirli kültürlerinin “derinliğine” bakmadan, iktidar gücüne ve paralarına güvenerek, beğenemedikleri Romanları binbir numarayla yerlerinden etmeye kalkmalarıdır konu. O beğenemedikleri fukara Romanlar, tarihin ilk askeri bandosu olan Mehter'i kurmuşlardır. Hacivat'la didişen Karagöz de bir Romandır. Lale devrinin hemen bütün saray müzisyenleri, henendeleri de Romandırlar. Romanları beğenmiyorlarmış... O beğenip beğenmeme hakkı galiba önce Romanlara ait (ve Romanlar, eğlencenin her türlüsüne ifrit kesilen, kadınları her türlü eğlenceden uzak tutan neoliberal beton tüccarlarını hiç beğenmiyorlar)

Şimdi konu, mesela Osmanlı gibi bir uygarlığın Süleymaniye gibi bir merkezindeki yüzlerce binayı tamamen yıkıp yerine Walt Disney parkı misali çelik konstrüksiyon üzerine plastik/betondan Osmanlı mahallesi kurmak gibi fikirlere sahip olabilme kabiliyetidir. Doğu ile Batı arasındaki dünyanın merkezi İstanbul/Konstantiniye gibi bir şehrin tarihi merkezini yıkıp yerine plastikten ruhsuz/steril bir turistik park yapmayı düşünebilmek için sadece birazcık mimar olmak yetebilmektedir.

Şimdi konu, İstanbulun göbeğindeki tersanelerde, neredeyse Nazilerin Auschwitz toplama kampı şartlarında çalıştırılanlardan onlarca insanın çalışırken alenen ölmesidir... Böyle yerler için araştırma yapan milletvekillerinin 'köle pazarı gibi' terimini kullanmalarına rağmen, buraların (ve benzeri yerlerin) varlığını aynen sürdürmesidir...

Konular bunlar ve benzerleridir. Neoliberalizm terörüne karşı insan haysiyeti ve özgürlüğünü savunmak, kadınların üzerindeki “erkek mahallesi baskısı”na karşı çıkmak, insani değerleri yükseltmek... İşte bunlar sahici konulardır -hatta kudsiyet içerirler.

André Gorz'un bir sözüyle bitirelim.

Herkesin daha iyi yaşaması ve iş sahibi olabilmesi için, toplumun amacı, herkesin daha az çalışması (olmalıdır)...” (“Kritik der ökonomischen Vernunft” 1994)

salihselcuk@hotmail.com
Bu makale toplam 2512 defa okunmuştur.

 

ABD Doları (USD) Alış 1.1880, Satış 1.1980; Avrupa Para Birimi (EUR) Alış 1.8820, Satış 1.8980
Copyright © 2004 - 2008 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Telefon: 0212 621 19 29 | Faks : 0212 532 08 59 | haber10@gmail.com | Tasarım ve Kodlama: Haber10 Teknik Ekibi