- |
|
Çok Okunanlar
|
|
||||||||||
![]() Salih Selçuk
Politikayı acilen kadınlara bırakmak
Türkiye'de güzel şeyler olmaya devam ediyor. Asker/sivil bürokrasinin, ülkenin yeni seçilmiş devlet başkanına bile kıyafet şartı getirmeye kalkması gibi akıllara seza bir duruma karşı yer yer sert tepkilerin ve eleştirilerin (her kesimden) gelmesi, çok güzel. Ankara'da yaşanan bu inanılmaz duruma (yani devletin yüksek memurunun, kendi devletinin başkanına ve onun eşine nezaketsizliğine) benzer stilde yanıt veren devlet başkanının, sabahın köründe devlet erkanına ve elçilere -eşlerini çağırmadan- içkili davet vermesine gösterilen tepkiler de çok olumlu. Öz itibarıyla birbirinden pak farklı olmayan bu iki olaya gösterilen tepkiler, sağlıklı ve tarafsız bir sağ duyuya işaret ediyor. Ama bu tepkilerde bizce eksik kalan çok önemli bir yan var... Adına “politika” denen bu güç/iktidar oyunu kadınlar üzerinden yürütülüyor. Ve tepkiler, kadınlara yapılan bu nezaketsizliği yeterince vurgulamıyor... Bir kere, bu “politika” tarzına en az kadınlar kadar (-ki kadınlar zaten alenen bayrak açmalı) erkeklerin de karşı çıkması gerekir. Erkekler, modernleşmek (veya dindar olmak) denen şeyleri esas olarak sadece kadınların örtüsü/etekboyu/dekoltesi cinsinden semboller üzerinden yapıyorsa ve üçyüz yıllık modernleşme hikayesini de tekstil (ve kabullerde içki içip dans edip etmemek) üzerinden konuşuyorsa, bu modernleşme işi zaten olmamış demektir. -Şaka bir yana, kadınların (hem de devlet başkanının hanımının ve asker/sivil/yabancı bürokratların hanımlarının) üzerinden yürütülen böylesi sinir harplerinin inançlarla da, modernizmle de, demodernizmle de açıklanacak bir yanı yoktur. Bir devletin yüksek erkanı, böyle bir muameleyi (kendi hanımlarına ve diplomat hanımlarına) nasıl reva görür, anlaşılır gibi değildir. Ayrıca, -basının durup durup yansıttığı üzere- Ankara'da devleti yönetenler arasında en ciddi sorun namına bu tip “sorunlar” tartışıldığına göre, dünyaya verilmek istenen mesaj herhalde şu olmaktadır: Türkiye, dünyanın sorunlu Balkanlar, Kafkasya, Ortadoğu üçgeni arasında yer alan, en az bin yıllık devlet geleneğine sahip, dünya barışı ve dengeleri için son derece önemli, yediyüzseksen küsür milyon kilometrekarelik, yetmiş küsür milyonluk bir ülke DEĞILDIR! ABD'nin, AB'nin, Rusya'nın, Çin'in, İran'ın ve dünyanın pür dikkat Türkiye'yi izlemesi de izleyenlerin kendi yanılgısı hüsn-ü kuruntusdur. Aslında Türkiye, batısında Grönland, doğusunda İzlanda olan, nüfusu Lüksemburg'dan biraz fazla, yazları ılık ve yağışlı, kışları soğuk ve karlı geçen, her bir köşesinden sular/gayzerler fışkıran, sınırları Arş-ı Ala'ya uzandığından küresel ısınma, orman yangınları, Irak savaşı, Ağustos ayındaki finans krizi falan gibi şeyleri sınırlarından içeri geçirmeyen bir adadır. Ülkenin bütün sorunları çözülmüş olduğundan, politikacılara ve (politikaya politikacılardan daha meraklı) asker/sivil ERKEK devlet memurlarına fikirsel spor maiyetinde kala kala bir tek konu kalmıştır, o da şudur: Kadınlar ne giysin? Hangi törenlere ve davetlere alınıp hangilerine alınmasınlar? (Bir sonraki tartışılacak konu da her halde şu olacaktır: Her aileye bir oy hakkı tanınsın, onu da koca kullansın mı? Kadın da oy pusulasını zarfa koyup kapatma yükümlülüğünü icra ederken ojeli mi olsun ojesiz mi?) İç/dış borcunun faizine bütçesinin yarısını yatırmayan, kalıcı işsizlik sorunu olmayan, ülkesi çölleşmeyen, gölleri/nehirleri kurumayan, kapısının önünde dünya savaşının fitili ateşlenmeyen, finans krizlerinden asla etkilenmeyen, gamsız/kasavetsiz, sorunsuz-morunsuz bir ülkede, her politikacı ve bürokratı germesi gereken konuların başında, diğer politikacı ve bürokratların hanımlarının ne giyip ne giyemeyeceği, nereye davet edilip nereye edilemeyeceği mi gelmelidir? Bir ülkenin kurdu-kuşuyla bütün canlılarının rızkı demek olan nehirlerini özelleştirmek, denizini satmak gibi cin fikirlere sahip olanlar dahil olmak üzere, sorun çözmek konusunda daha yaratıcı olmalarını beklemek herkesin hakkı. Yakın bir gelecekte devletin yüksek makamındaki erkekler bir uzlaşma sağlayıp, bütün hanımları nihayet aynı çatı altında, aynı salona “getirdiklerinde” ve 1930'lar usulü balolar başladığında, asker/sivil bürokratların ve seçilmiş neoliberal dindar politikacıların hanımları için (yenilecek-içilecek şeyler onların olsun) hangi müzik çalınacak, hangi müzikte dans edilecektir?.. Eşlerle vals mı yapılmalı, hiphop dansı mı edilmelidir, yoksa en iyisi geleneğe uyup halk dansları mı oynanmalıdır? Türkiye'nin yeni Müslüman eliti halk oyunlarına da uzak durduğuna göre (kadınlı-erkekli dans, yeni elitlere has Sünni şehir geleneğinde yoktur), sadece Alevi, Mevlevi olan eşler mi dans etmelidir? Yanıt “Hiçbiri”. Bu soruların yanıtı başka yerdedir: Kendi ülkelerini dünyanın gözü önünde gülünç duruma düşürmeyi içlerine sindirenler, kadınlardan özür diledikten sonra, Türkiye Cumhuriyeti'nin kadınları ilgilendiren böyle “sorunları”nın! çözümünü derhal kadınlara bırakmalıdırlar. Kadınlar, bu konulara en güzel/doğru/zarif/barışçıl çözümleri mutlaka bulacaklardır. Erkekler, hem kadın-erkek eşitliğinden bahsedip, hem de kadınlara hiç sormadan, kadınlarla ilgili her konuya maydanoz olmaya artık son vermelidirler. (Aslında buraya yazılması gereken bir başka gerçek de şu: Cevval bürokratlar ve mahcup politikacılar politikayı kadınlara bıraksalar, birçok sahici sorun çok daha kolay çözülür ve Türkiye sahiden çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine çıkar. Ama erkekler kadınlara karışmayı politika sandıkları müddetçe, çağdaş uygarlık seviyesinin altında kalacaklardır.) salihselcuk@hotmail.com Bu makale toplam 446 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||