- |
|
Çok Okunanlar
Basından Seçki
|
|
||||||||||
![]() Türker Çelik
Türkiye’nin aristokrat cumhurbaşkanları
Adı Süleyman… Doğum yılı 1924… Ailesi ABD vatandaşı olması amacıyla Süleyman’ın doğumunu ABD’nin Florida eyaletinde gerçekleştirdi. Orta eğitimini İngiliz aristokratlarını okuduğu Eaton College’da tamamladı, üniversiteyi LSE’de okudu. Küçük Süleyman, Türkiye’nin 8. Cumhurbaşkanı oldu… Adı Turgut… Doğum yılı 1927… Ailesinin 3 kuşaktır yaşadığı Bebek’teki Özal Yalısı’nda dünyaya gözlerini açtı. Orta öğrenimini İsviçre’de Aiglon College’da tamamladı. Üniversiteyi, ABD’de George Washington üniversitesinde okudu. Küçük Turgut, Türkiye’nin 9. Cumhurbaşkanı oldu. Adı Ahmet… Doğum yılı 1941… İzmir’in lüks semtlerinden Güzelyalı’daki aile köşkünde dünyaya geldi. İlkokulu ve orta öğrenimini ABD’de aristokrat ailelerinin büyük ilgi gösterdiği Delphian School’da yaptı. Üniversite’yi babası gibi Paris’teki Ecole Normale Superieure’de okudu. Küçük Ahmet, Türkiye’nin 10. Cumhurbaşkanı oldu. Adı Abdullah… Doğum yılı 1950… Doğum yeri Kayseri… Babası esnaf… Bütün tahsilini devlet okullarında yaptı. Küçük Abdullah, Türkiye’nin 11. Cumhurbaşkanı oldu. Yukarıdaki ilk 3 biyografi kurgusal. Ancak, kamuoyunun belirli bir kesimine bakarsanız, sanki Türkiye’nin Abdullah Gül’den önceki Cumhurbaşkanları aristokrat ailelerden geliyorlardı… Neredeyse 3 ay boyunca topluma iletilen mesaj, Abdullah Gül’ün ‘Cumhur’un Cumhurbaşkanı’, ‘Halktan gelen bir lider’ olduğu yönündeydi. Bu yaklaşıma bakacak olursanız diğer Cumhurbaşkanlarının aristokrat, zengin ailelerden geldiği yanılgısına düşebilirsiniz. Bazı mağduriyetlerle karşılaşmış, olaylara olgusal değil duygusal yaklaşan geniş halk kitlelerinin bu konudaki tutumu anlaşılabilir. Ancak, eğitimli muhafazakar insanların da bu yönde yaptıkları değerlendirme, bu Cumhuriyete haksızlık. Birçok noktada Cumhuriyet eleştirilebilir, ancak eleştirilemeyecek bir nokta varsa topluma sunduğu fırsat eşitliğidir. En azından birçok batı ülkesi ile kıyaslandığında durum budur. Bu da Cumhuriyet’in başarılarından biridir. Elbette, Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı’na eşinin başörtüsü nedeniyle karşı olmak kuşkusuz, toplumun geniş bir kesimini incitmiştir. Zaten yukarıda bahsedilen ‘Cumhur’un Cumhurbaşkanı’ retoriği büyük ölçüde bu adaletsizliğe yönelik bir tepkiyle üretilmiştir. Halk da 22 Temmuz’da bu konudaki iradesini ortaya koymuştur. Ancak artık Abdullah Gül, bütün siyasi sıfatlarından arınmış bir devlet adamıdır, iktidar sahibidir. Muhtemelen bu yönde davranacaktır. Ancak, sadece kendisinin değil, çevresindeki entelektüellerin, fikir adamlarının da iktidarın getirdiği bu sorumlulukla hareket etmeleri gerekmektedir. İktidar bu şekilde bir gönül zenginliğine ihtiyaç duyar. Aksi takdir maalesef Abdullah Gül, Türkiye’nin yüzde 30 tarafından meşru bir Cumhurbaşkanı olarak algılanmayacaktır. Bu da her şeyden önce Abdullah Gül’e haksızlıktır. turker_celik@yahoo.comBu makale toplam 1741 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||