- |
|
Çok Okunanlar
|
|
||||||||||
![]() Salih Selçuk
Bir Sol/Sağ ayrımı hikayesi ve Solun geleceği
Türkiye'de harika şeyler oluyor! Kürklerin Türk, Alevi Kürtlerin Ermeni, Türklerin Kızılderili, onların da Mu kıtasından olduğu şekli-şemalindeki derin arkeolojik “kimlik çalışmaları”na gösterilen tepkiler harikaydı. Bu arada... Kimin aslında kim olduğu “araştırmaları” daha da derinleştirilirse çok daha ilginç şeyler çıkacağına kuşku yoktur. Mesela etno-kültürel kimlikçi bilim adamlarının kökenlerinin diklemesine/derinlemesine incelemesi halinde, atalarının Neandertal'den Anadolu'ya göçtüğü sonucu da çıkabilir ve bu hiç kimseyi şaşırtmaz. Türkiye'de olan diğer harika şey, başbakanın beğenmediği bir köşe yazarına “vatandaşlıktan çık” sözüne gelen demokratik tepkidir. Söz konusu yazarı kendi günahı kadar sevmeyenlerin bile başbakanın bu Putinvari “devlet benim” tavrını eleştirmeleri, söz hürriyetini savunmaları, tek kelimeyle harikadır. Bu haklı tepki, neo-liberalizme karşı başlayacak makul muhalefetin sinyal fişeği özelliğini de taşımaktadır. Başbakanın bu konudaki “yardımları” sürerse, muhalefet hızla yükselecektir. (Vatandaşlıktan çıkartılmak gibi şeyler Sağcı/İslamcı kökenlilerin başına son yarım yüzyıldır hiç gelmediğinden, vatandaşlığın kıymetini unutmuş olabilirler. Allah hatırlatmasın.) Bu yazının konusu: Türkiye'nin olmayan siyasi muhalefeti, (eski Sol/Sağ paradigması üzerinden konuşacak olursak) yakın gelecekte, daha çok bir Sol muhalefet olacaktır. Ama bu Sol muhalefet, kendini aşmış, halkla ve halkın rengarenk değerleriyle barışmış/birleşmiş bir muhalefet olacaktır. Ve eskiden Sağ addedilen değerlere de sahip çıkacaktır. 'Sosyoloji' (toplumbilim) sözcüğü, 19'uncu yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıktı. Siyasi bir terim olarak 'Sol' sözcüğü de ilk kez Fransa'da 1830'daki Temmuz ihtilali sırasında kullanıldı. Buna rağmen günümüzde; 'Sol' ve 'Sağ' terimlerinin Nuh Nebi'den beri var olduğu ve ilelebet de var olacağı gibi davrananlar var. Bu konularda artık daha gerçekçi olmak zorundayız. Söz konusu terimler, bir zamanlar çok kullanılan 'Sosyalizm' sözcüğü gibi hızla aşınmaktadırlar. Dünya artık 'Sol/Sağ ayrımı' paradigmasına göre yorumlanmıyor, çünkü bu paradigmaya can veren şartlar ortadan kalkmış bulunuyor. Artık ondan çok daha önemli ayrımlar vardır. Ama buradan, Sol ve Sağ'ın ortadan kalktığı anlamı çıkmadığı gibi, Sol/Sağ ayrımını tamamen iptal etmek anlamı da çıkmaz. Zaten böyle şeyler lafla iptal olmaz; sonuçta toplumsal paradigmalar, toplumsal gelişmelerin/değişmelerin dayatmasıyla değişir. Sol/Sağ ayrımı paradigması daha 1980'li yılların sonundan itibaren etkisini yitirmeye başlamış ve 21'inci yüzyılın başından itibaren tamamen değişmiştir ve yerini yeni paradigmaya bırakmıştır. Yeni paradigma, (Sollu/Sağlı) sistem ile onu değiştirerek aşacak dinamikler arasındaki ayrım etrafında şekilleniyor. İki kutbunun bir bütün halinde birbirlerine karşı konumlandırılabildiği ölçüde işleyen, canlı kalabilen ve bir anlam ifade eden Sol/Sağ ayrımı; artık iki pratik nedenle önemini tamamen yitirmiştir: Birinci neden, Eskinin Solunu ve Sağını oluşturan çeşitli faktörlerin kısmen anlamını yitirip içlerinin boşalmasıdır. İkinci neden, Sol ve Sağ olduğu söylenen çeşitli faktörlerin/değerlerin günümüzde mutlaka karşı karşıya değil, yanyana da kullanılabilmesi özelliğidir. Sol/Sağ ayrımının etkisini ve geçerliliğini yitirdiği gerçeğinin (burada sözünü ettiğimiz şekliyle), Fukuyamavari neoliberal şişirme “teori” saçmalıklarıyla alakası yoktur. Sovyetler Birliği ve Reel Sosyalist Blok çöktükten sonra neoliberaller, “Şimdi anlaşıldı. Demek ki tek doğru rejim liberal demokratik rejimmiş” cinsinden fikirler attırmışlardı. (Bu zırvalara da en çok hedonist küçük burjuva Klasik “Solcu”ları inanmıştı!) Mesela, Troçkist kökenli insanlık düşmanı Neo-conlar, “Daha iyisi yok. Liberalizmle (yani kapitalizmle) yaşamak zorundayız” anafikriyle hayat bulmuşlardır. (Bu laf şimdi, bunların betonarme müridleri tarafından, “küresel ısınmayla yaşamak zorundayız” haline getirildi... “Kıyametle yaşamak zorundayız” haline getirilmeden, hepsinin siyasi defteri aykırılamasına dürülecektir) Kapitalist sistem, artık tek tek ülkeler için de gerçek bir güvenlik sorunu haline gelmiştir. Sistem, insanlığın yeryüzündeki varlığını ve dünyadaki yaşamı tehdit etmektedir ve bu sahici tehlikenin mutlaka bertaraf edilmesi gerekmektedir. Troçkist Neo-conlar, demokratik Soros Solcuları ve benzerleri, Sol/Sağ ayrımı paradigmasının kadük olduğunun yaşayan kanıtlarıdır. Nitekim, bu ayrımın ikincil (hatta üçüncül) hale geldiğinin bir diğer şaşırtıcı örneği, 'Kapitalizm'in adının 'Demokrasi' yapılması, demokrasinin de eleştirilemez/kutsal ilan edilmesi, ve eski Klasik “Solcuların” çoğunun bu şapka/tavşan numarasını aynen yemeleridir. Demek ki Klasik “Sol” içinde, böyle numaraları (bilerek veya bilmeyerek) yemeye yatkın bir küçük burjuva çevre yaşamış, hayat bulabilmiştir!.. (Küçük burjuvazi: Burjuvazinin sadece lüks yaşamını isteyen, gerisine kayıtsız/karşı olan, Sol'u kendi iktidarı/ünü için kullanan, kültür tüketicisi bir tür parasız/pulsuz ufak burjuva. Ya da Sol içindeki adıyla: “abi”) Önce 'Klasik Sol' terimine açıklık getirmek gerek. Bu yazıda 'Klasik Sol' sözü, Marx-Engels'in 'Komünist Manifesto'larından başlayarak, 'sınıf partisi' fikrinden yola çıkan, daha çok Leninizm ve reel sosyalizmde ifadesini bulan, herşeyi maddeye indirgeyen modern bilime tapan (“bilimsel?!” sosyalizm, diyalektik materyalizm! vs.), ekonomiyi birkaç “eziliyoruz/büzülüyoruz”, “sömürülüyoruz” sloganına indirgeyip es geçen, politika odaklı şabloncu/dogmatik Sol anlamında kullanılmaktadır. (August Babel ardılı Sosyaldemokrat çizginin, 60'li yıllara kadarki halini de, Klasik Sol içinde değerlendirebiliriz). Klasik Sol'un en önemli özelliği, daha 30'lu yıllarda teorik anlamda tamamen donup konserve edilmiş olması ve daha sonra, kendini tekrar etmesidir. (68 Hareketinin bazı ardılları tarafından getirilen açılımlar arasından en son -eğer Sol sayacaksak!- mesela 80'li yılların sonlarından başlayarak Fransa'dan yayılan ve çabucak sönen “kimlikçilik” vb. gibi hikayeleri sayabiliriz. Bu teori, doğrudan “kutsal Demokrasi”ye, yani neoliberal kapitalizme eklemlenmiştir ve bu nedenle sistem tarafından doğrudan desteklenmiş bir “açılım”dır) Klasik Sol'un donukluğuna bir örnek verecek olursak: Klasik Sol'un 'Emperyalizm' tarifi, bugün de Lenin'in Birinci Dünya Savaşı öncesi şekillendirip savaş sonrası kesinleştirdiği tarifin dondurulmuş halidir ve hala Lenin devrinde olduğu gibi sınırlı ulus-devletler üzerinden konuşmakta, kocaman sınırsız/global kapitalist sistemi görmemektedir. Modern kapitalizmin son yüz yılında şekillenmiş vahşi kooperatist kapitalizm (yani reel sosyalizm) ve ondan daha eski liberal kapitalizm, birbiri ardından çökmektedir. Çöküş, sonradan modernleşmeci kooperatist kapitalizmle başlamıştır ve (neo-) liberalizmle sürmektedir. Bu iki sistem de özünde aynı (kapitalist para/iş/petrol) formatını kullandıklarından, aynı temel hastalıklardan muzdariptirler. İster kooperatist olsun ister liberal (yani: ister Sol olsun ister Sağ), kapitalist sistemin üç ayağının üçü de artık fena halde sallanmaktadır ve yıkılmaları kesindir. Bu sacayakları: 1. (Dolar merkezli) Finans sistemi, 2.petrol (ve diğer fosil yakıtları) sistemi, 3.ücretli iş ve mal üretimi/tüketimi sistemidir. (Çöküş, muhtemelen global finans sisteminden başlayacaktır ve petrolün tükenmesiyle kesinleşecektir) Klasik Sol'un sahip çıktığı “Sosyalizm” ideali, kapitalizmin bu üç sacayağını da öz itibarıyla eleştirmeden aynen devralıp kullandı, hatta ücretli işi ve işçiyi putlaştırdı. Günümüzde Sol, eski klişelerinin tutsağı olduğundan; sırf para için “her işi” yapan “proleterya” ve onların patronları “burjuvazi”den müteşekkil kapitalist sistemin güncel halini/sorunlarını tarif edememektedir. Bunun için de, sorunların aşılması yolunda katkı sunacak ciddi bir faktör olamamaktadır ama olmak zorundadır, olacaktır. Çünkü kapitalizme eleştiri getirmek konusunda kendince bir geleneğe sahip tek akımdır. Sol'un yeniden bir alternatif olabilmesi için önce kendini (Klasik Solculuğu) aşması gerekiyor. Hatta klasik Sol/Sağ ayrımını aşması ve Solun/Sağın ötesinde, (hatta modernizmin düalist yıkıcılığının ötesinde) yeniden konumlanması gerekiyor. Yeni paradigma bunu gerektirmektedir. Bunun için Sol, hem modernleşme öncesi dönemle bağ kurmak zorunda (yani halkın kapitalistleşme/modernleşme öncesi ortak/yüce değerleriyle, gelenekleriyle, inançlarıyla, bağ kurmak zorunda), hem de bu değerlere dayanarak geleceğe doğru, bitmekte olan kapitalizm çağının ötesine uzanan toplumcu bir çizgi geliştirmek zorunda. Bunun anlamı kısaca: Halkın değerleriyle barışık/birleşik olmak demektir. Bu değerlere inançlar/tasavvuf, devlet geleneği ve diğer gelenekler vs. de dahildir (yani Sol'un Sağ saydığı şeyler de dahildir) Bu arada unutulmamalıdır ki 'Sol'un adı bile modernizme/kapitalizme özgü bir fenomendir ve sistemin -çevresel/sosyal felaketler sonucu mecburen de olsa- aşılacağı yakın gelecekte 'Sol' lafına illaki takılıp kalmaya da gerek kalmayacaktır. Ama Sol'un kapitalizme karşı yürüttüğü kendince mücadelenin saygın geçmişine atıfta bulunmak için 'Sol' adı yakın gelecekte gerekli olabilir. Sol'un geleceğe uzanan başarılı/kalıcı bir hareket olabilmesi için yeni paradigmaya uyması ve Sağı/Soluyla modern kapitalist sistemin yıkıcılığına karşı barışçı alternatif bir çizgi haline gelmesi gerekir. Sosyal-devlet düşmanı ve sıcak paracı/faizci neo-liberalizme karşı yapıcı bir eleştiri dili kurması çok önemlidir. (Bu arada modernleşmenin Jöntürk kökenli Türkçü/Kürtçü/zartçı/zurtçu etnik milliyetçilik türlerine karşı olmalı ve kriz bağımlısı antidemokratik totaliter asker/sivil bürokrasi elitizmine karşı çıkmalıdır) Burada amaç, asla kuru kuruya eleştiri olamaz. Amaç: 1.Halkı ve ülkeyi kapitalizmin sosyal/çevresel teröründen korumaktır. 2.Sistemin aşılması sürecinde; sosyal barışı mutlaka koruyan, demokrasiyi her zaman işleten, halk kesimlerinin -özellikle çoğunluktan farklı olanların- haklarının yenmesini önleyen ve devletin devamlılığı ilkesine dikkat eden bir tarzı içselleştirmektir. 3.Dünyada sistemi aşmak için samimi çaba harcayan parti/akım/devlet/kişi herkesle birlikte/koordineli hareket etmek, dayanışmak, onlardan öğrenmek ve tabii Türkiye'ye has özgün/pratik alternatifler geliştirmektir. Son olarak: Yeni Sol'un kapitalizmi aşmayı esas alması şarttır. (Bunu “yaşasın-kahrolsun” edebiyatıyla, eski düşmanlıklarla, kamplaşıp ortalığı geren eski klişelerle yapmayı düşünenler varsa, zahmet edip “mücadeleye” başlamamaları acilen önerilir. Böyleleri, evde bol bol devrimci marş söyleyerek, hızlarını alamazlarsa Küba'ya tatile giderek, ama tabii en iyisi: eski klişeleri aşarak kendilerine ve ülkelerine faydalı olabilirler) Modern kapitalizme felsefesi/yaşamtarzı/kültürü ile göbekten bağlı, Klasik Sol'un, kapitalizmle birlikte hiçliğe yuvarlanmaktan kurtulmak için tek şansı, ilk önce klasik klişelerinden kurtulup (Lenin'in beyniyle) değil kendi beyniyle düşünmeye başlamaktır. Bu da, ileriye doğru bakan kapitalizm/modernizm ötesi bir duruş edinmek ve halkın değerleriyle mutlaka barışmakla mümkündür. (Zaten “halksız Sol” diye birşey, sadece çizgi romanlarda ve “konulu sanat filmleri”nde güzeldir) Kapitalizm ötesi duruş, sistemin üç saç ayağına karşı olmayı ve onları, ülkenin hassasiyetlerine azami dikkat ederek el birliğiyle akıllıca değiştirmeyi gerektirir. Günümüzün sistem yalakası prokapitalist ezberci naylon “Solcu”ları bu konularda kötü örnektirler. Onların kamburundan ve utancından artık kurtulmak gerekiyor. Onların yerine; kendini ve sistemi aşarak ülkenin/halkın özüyle buluşacak, kapitalizmi tarihe gömecek, birleşip güçlenerek, barış içinde, insan doğasına uygun kapitalizm ötesi bir sistem için çabalayacak samimi Solculara ve Sağcılara acilen ihtiyaç vardır. Ancak o zaman, Mahir, Hüseyin, Ulaş, Deniz, Yusuf, Bora, İbrahim ve diğerlerinin gözlerinin içine utanmadan bakılabilir. salihselcuk@hotmail.com Bu makale toplam 1186 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||