- |
|
Çok Okunanlar
|
|
||||||||||
![]() Türker Çelik
Sadece iki partinin seçimi
22 Temmuz seçimlerinde Türkiye iki siyasal bloğun kapışmasına tanıklık edecek: Demokrat ve cumhuriyetçi partiler… Beş yıllık süreç analiz edilirse birinci cephede AKP ve TÜSİAD’ın; ikinci cephede CHP ve MHP’nin bulunduğu görülüyor. Bu durumun analizi sanıldığından daha kolay… Son aylarda, modern kahve muhabbetlerinin en önemli konusu, siyasette anamoli izlenimi yaratan fiili ve zımmi düşünsel ittifaklar. “Nasıl olur da sosyal demokrat CHP ile milliyetçi MHP aynı kampta olur... Sahi CHP neden bir anda milliyetçi oldu? TÜSİAD ile AKP neden bu kadar iyi anlaşıyor; bunların birisi sosyetik diğeri muhafazakar değil miydi?" gibi kahve köşelerini şenlendiren muhabbetlerin biraz daha düzgünü siyasi kulislerde yapılıyor, gazetelerin köşelerini süslüyor. Hocanın dahi kafası karışık olunca, cemaat ne yapsın… Eğer sizin de son yıllarda oluşan AKP-TÜSİAD (1997 yılında yayımladığı Türkiye’de Demokratikleşme Perspektifleri” adlı rapor sonrası TÜSİAD’ı da ideolojik bir oluşum olarak kabul etmemiz gerekiyor) ve CHP-MHP ittifakları nedeniyle kafanız karıştıysa benim küçük bir reçetem var. Reçetem bir şartla derdimize derman olabilir: Öncelikle yıllarca üzerimize giydirilen siyasal kimliklerden sıyrılmalıyız, partileri ve liderlerini kimliklerinden bağımsız düşünmeliyiz. İkincisi, bu kutuplaşmaya küresel ölçekli bir ideolojik perspektifle bakmaya hazır olmalıyız. Son olarak da, siyasal gelişmelere bakarken son günlerin seçim atmosferinden çıkıp Türkiye’deki süreci en azından 2002’den itibaren değerlendirmeliyiz. Dünyada ne tartışılıyorsa Türkiye’de karşılığı var Türkiye’nin içinden geçmekte olduğu süreci, Soğuk Savaş sonrası dünyadaki makro depremin bir artçı şoku olarak kabul edebiliriz. Ancak, Türkiye fay hattında olduğu için en fazla sarsılan ülkelerden biri, belki de en fazla sarsılanı konumunda. Soğuk Savaş sonrası, dünya siyasetindeki başlıca birkaç tartışmayı ve bunların iç politikamıza yansımalarını söyle özetleyebiliriz: Küresel siyaset ve ekonomide ulus devletin yerinin ve egemenlik alanlarının neler olacağı soruları. Bu tartışmanın Türkiye'deki yansıması: Devletin ve kurumlarının zafiyete uğratıldığı, etnik ve dinci siyasetin güç kazandığı iddiaları… Gelişmekte olan ülkelerin güvenlik ve siyasi anlamda batı sistemine nasıl eklemleneceği sorusu… Bizdeki yansımaları: koşulsuz bütün şartları kabul ederek, AB üyeliği isteği veya tam bağımsız Türkiye umutları… Küresel düzeydeki bir başka makro soru da gelişmekte olan pazarların, gelişmiş pazarlara nasıl eklemleneceği; bunun için gelişmekte olan ülkelerde nasıl bir siyasal modele ihtiyaç olduğu. Bize yansıması: "Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler" modeli özelleştirme. Karşılığında devletin ve ulusun zenginliklerinin satıldığı iddiası. Bu gibi temel siyasal tartışmalar Türkiye'de iki siyasal bloğun oluşmasına neden oldu. Bu siyasal bloklar, kendi içlerinde iç siyaset, ekonomi ve dış siyaset gibi konularda çok büyük ölçüde tutarlılık gösteriyor. Bu bağlamda, Türkiye de iki ana parti olduğunu kabul edebiliriz: Cumhuriyetçiler ve Demokratlar. (Cumhuriyet ve demokrat kavramları burada siyaset bilimindeki safi anlamlarında değil, siyasal jargonda kullanımları itibari ile kullanılmaktadırlar. Bu nedenle kimin ne kadar cumhuriyetçi veya ne kadar demokrat olduğu ayrı bir tartışma konusudur.) Cumhuriyetçi, demokrat kapışması Demokrat blokta AKP ve TÜSİAD (TÜSİAD’ı özellikle post-modern muhtıraya kadar olan süreçteki tavrı ile değerlendirmek gerekiyor) yer alıyor. Bunlar, devletin mevcut kurumsal yapısında ciddi eksiklikler ve yanlışların olduğunu söylüyorlar. Siyasal yapının mevcut haliyle çağdaş anlamda özgürlükleri ve demokrasiyi kısıtladığını iddia ediyorlar. Bu kesimler, inançsal veya etnik bağlamda alt unsurların demokratik haklarına kavuşması için cumhuriyet rejiminin en azından mevcut yorumunun esnetilmesi gerektiğini söylüyorlar. AKP'nin alt kimlik üst kimlik tartışması, TÜSİAD'ın demokrasi raporu bu perspektifin somut uygulamalarıdır. Bu yaklaşımın doğal sonucu, ulus devlet yapısının yeniden tarif edilmesi beklentisidir. Bu da yerel tartışmaların kaynağı olarak belirttiğimiz küresel tartışmanın omurgasında yer alıyor. Cumhuriyetçi blokta yer alan başlıca partiler ve siyasi hareketler ise, CHP, MHP ve farklı ulusalcı gruplar. Bu parti ve gruplar, iç politika bağlamında, ulus devlet yapısının geleneksel şekilde korunması gerektiğine inanıyor. Bunun için de cumhuriyet rejiminin klasik anlamda tavizsiz muhafaza edilmesi gerektiğini iddia ediyorlar. Devletin kurumsal yapısında her türlü değişikliği rejimin bütününe yönelik bir tehdit olarak kabul ediyor ve hemen savunmaya geçiyor. Siyasal reform paketlerine, bu cephede yer alan partilerin her seferinde verdikleri "ret" yanıtı bu yaklaşımın sonucudur. Cumhuriyetçi blok, dış politikada genel olarak yine ulus devleti merkez alan; bu bağlamda AB ve IMF gibi uluslararası ve ulus üstü yapılarla kurulacak ilişkinin ulus devlet yapısına zarar vermemesi gerektiğine dikkat ediyor. Demokrat parti ise küreselleşmeci diye adlandırılan, temelde liberal batı sistemi odaklı, küresel sisteme ileri düzeyde entegre olmayı öngören bir politikayı savunuyor. Kıbrıs ve Kuzey Irak meselesi konusunda bu iki cephenin kendi içlerinde uyumlu tavırları bu tezi destekliyor. Ekonomik anlamda işe, demokrat cephedeki partiler; temelde neo-liberal ekonomik politikaları savunuyor. Diğer taraftan cumhuriyetçi cephedekilerin pratik yaklaşımlarına bakılacak olursa, Türkiye'nin tam liberal bir ekonomik sisteme sahip olmasına karşı çıkıyorlar. Devletin büyük oranda etkin olduğu bir ekonomik modeli savunuyorlar. Bu soruların yanıtları Türkiye’nin geleceği Yukarıdaki analiz, geleceğe yönelik projeksiyon yapmak için elimize güçlü fikri araçlar veriyor. Öncelikle Türkiye’nin küresel düzeydeki ideolojik rekabetten hızlı bir şekilde etkilendiğini görüyoruz. Bu bağlamda, Irak fiyaskosu ile yeni bir çehre kazanan ABD içindeki ideolojik iktidar mücadelesi büyük önem taşıyor. Acaba, ABD’de statükocular, neocon’lara kaybettikleri kaleleri yeniden geri kazanabilecekler mi? Neoconlar içindeki revizyonist kanatla, ortodoks kanat içinde ilk işaretlerini veren ayrışma nasıl seyredecek… Bu soruları yanıtlayabilirsek Türkiye’denin seyredeği yönü de tespit edebiliriz. Bu arada, sizce neocon’lar içindeki revizyonist kanadın veziri Wolfowtiz bir aşk skandalı nedeniyle mi iktidardan düştü? turker_celik@yahoo.com Bu makale toplam 1741 defa okunmuştur.
|
Döviz fiyatları güncelleniyor
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||