-
Haber10 Arama
  SON HABERLER
'Teknikselleşme' ve Değersizleşme
Rüstem Budak
Karakter boyutu : Normal Büyük Daha Büyük En Büyük
'Teknikselleşme' ve Değersizleşme

hoş geldin evlat, hoş geldin makineye.
nerelerdeydin? tamam biz biliyoruz nerelerde olduğunu
petrol hattındaydın zaman öldürüyordun,
oyuncaklarla ve izcilik faaliyetleriyle
bir gitar satın aldın kendine, cezalandırmak için anneni
ve sevmedin okulu,
ve kimsenin budalası olmadığını,
bu yüzden hoşgeldin makineye.
Pink FLOYD (Welcome to the Machine şarkısından)

 

Giriş:
Modern çağ yeni kavramlar ve kelimeler getirdi zihin dünyamıza. İnsanoğlu yaşadığı alemi tanımlamak ve yeni bir düzen getirmek için tüm imkanlarını seferber etmiş durumdadır. Yaratmak istediğini önce zihinlerde oluşturmuştur. Yaşadığı pratikle zihindeki teoriyi birleştirerek yoluna devam etmektedir. Bu ilerleyişte her adımda, yeni durumları tanımlamak için isimler bulmaktadır. Bu kavramlardan ikisi olan teknik ile değer tanımlarının neye tekabül ettiğini anlamaya çalışacak ve birbirleriyle ilişkileri üzerinde bazı mülahazalarda bulunmaya çalışacağız.

Teknik:
Yaşanan son 300 yıllık zaman diliminde en çok göze çarpan değişiklik makine- teknik alanındaki baş döndürücü gelişmeler ve bunların hayatı etkilemede önemli rol oynamasıdır. Batı'dan Copernic, Batlamyus, Galileu, Pascal, Newton, Lavosier, Descartes ile başlayan bilimsel sürecin parçası olarak teknik- makinenin üretimi ile kendi başına bağımsız bir alan olmuştur. "20 y.y. bilimsel araştırmayla teknik yenilikler arasındaki bu ilişki bilimin tekniğin kölesi olmasıyla sonuçlandı. Oysa 19 y.y. bilim, teknik gelişmenin hala belirleyici nedeniydi. 18 y.y. toplumu, henüz yeniliklerin sistematik gelişimine imkan verecek olgunlukta değildi. 18 y.y. ayırt edici özelliği, uygulamaların faydaya dayanan nedenlerle yapılmasıydı. Çok geçmeden bilimin yegane meşruiyet kaynağı uygulanabilirlikti."1
Tekniğin sözlük anlamı; "insanın tabiata tutunmak ve onu kendisine faydalı hale getirebilmek, kendi hizmetinde kullanabilmek için yaptığı her türlü alet ve cihaz,"2 olarak geçer. İnsan dünya üzerindeki var oluşundan beri çevre( tabiat, hayvanlar) ve insanlar ile mücadele içindedir. Bu mücadele emniyet- korunma, konfor- refah merkezli anlayış üzerine bina edilmiş ve bunun sağlamlaştırmak sürekli araçlar geliştirmiştir. Bu araçlar insanlığın hayatında son dönemde olduğu kadar hiçbir zaman etkili olmamışlardır. " Kültürümüz hayatımızı idame ettirebilmek için öğrene geldiğimiz her şeyi kapsıyor. Avcılık ve toplayıcılıkla geçinen bir insan topluluğu ile geçimini elektronik sanayinin sunduğu aygıtlara bağlamış bulunan insan topluluğu arasındaki farkı öğrenilen şeylerin türüne, nicelik ve niteliğine indirgeyebilir, yalnızca hayatın idamesi için gereken bilgi birikimine inhisar ettirebiliriz."3
Teknik her anlamda gelişmiş; insan hayatını ve hayallerini ilgilendiren bütün alanlarda etkili olmaya başlamıştır. Her medeniyet kendi güçlülüğünü ifade edecek aletler, mekanlar, şehirler, mabedler inşa etmeye çalışmıştır. Geçmiş medeniyetlerin izlerini yaptıkları, ürettikleri bu teknik olgulardan alıyoruz. "Bir medeniyet öldüğünde, mirasçılarına onun maddi aygıtı geçer, manevi olanı değil. Araç gereçler, evler ve üretim yöntemleri sürer; yeniden hayata gelmişçesine tekrardan karşılaşılır. Büyük yıkım dönemlerinde geçici bir maddi gerileme olabilir ama kaybolan zemin yeniden bulunur. Sanki kolektif bir tarih hafızası, birkaç önce kaybedilmiş olanının yeniden bulunmasını mümkün kılmış gibi."4 Bize miras kalan veya muhafaza edilen bu anıtlar üzerinden tarihi okumaya ve anlamaya çalışırız. Aradığımız ruh o eserlerin ayrıntılarında saklıdır.
Günümüzde Tekniğe karşı iki tavır belirginleşmiştir: "Birincisine göre modern dünyada, Taş devrinde olduğundan daha fazla gerçek anlamda yenilik yoktur. O eski yenilikler insan ırkını yok etmemiştir. Ne kadar hızlı ve şaşırtıcı olursa olsun, bu normal gelişme için tehlikeli olmaz. İkinci görüş ise uygulamalı bilimden doğan teknikler, 18 y.y gitmekte ve kendi medeniyetimizi karakterize etmektedir. Yeni faktör, bu tekniklerin çokluğunun gerçekten onların özelliklerini değiştirmelerine neden olduğudur. Teknik içerik kazanmış, kendi başına realite haline gelmiştir. Artık bir araç ve aracı değildir. Kendi başına nesne, dikkate almamız gereken bağımsız bir gerçekliktir."5 İnsanın ilk önce yaşamı için elzem olan aletlerin ortaya çıkmasında gelişme çizgisi vardır. Bu gelişme çizgisindeki tecrübelerin birbirini beslemesiyle ve bilgi aktarımının sağlanmasıyla her dönemde yeni bir teknik düzey yakalanmıştır. Ancak bizimde üzerinde hassaten durmak istediğimiz ikinci görüşte ifade edildiği gibi bu gerçekliğin hayatımız üzerindeki etkisidir.

Değer:
Modern çağda kavramsal süreç bakımından da ilginç bir süreç yaşanmaktadır. Belli bir alana ilişkin durumları tanımlamak için üretilen kavramlar- kelimeler zamanla değişime uğrayarak ilk anlamından uzak farklı anlamda kullanılmaya başlamıştır. Değer kavramı da bunlardan biridir. Önce ekonomik göstergeleri ifade etmek için; "Bir şeyin tam karşılığı, kıymet, baha" anlamında kullanılan bu kavram zamanla bu anlamından soyutlanarak daha çok "Toplumun yargılarına veya kişisel görüşüne göre güzel, iyi, doğru olan, erişilmek istenen, savunulan şey"6 anlamında kullanılmaya başlanmıştır. İnsan, toplum veya medeniyetler kendilerini var eden değerler ile kendilerini ayırt edecek kimliği inşa etmeye çalışırlar. Bunlar ahlaki, insani, milli, dini değerlerdir. Her insan veya medeniyet kendi değerlerini kabul edilebilir, yaşanabilir ideal olarak kabullenir. Bu değerlerin var oluşu ani bir süreç veya programlanmış bir çabayla ortaya çıkmaz. Geçmiş birikimlerin tekamülü ile oluşurlar. Aniden ortaya çıkmadıkları gibi bir anda kaybolmazlar. Ortadan kaldırılmak istenseler de tarihsel dönüşümde hiç umulmadık şekilde ortaya çıkarlar. İnsanlar ve medeniyetler arasındaki bir çok savaşın ana sebeplerinden biridir. Her güç sahip olduğu değerleri yaygınlaştırmak ve hakim kılmak için çalışır.

Teknikselleşme ve Değersizleşme:
Kavramların ve bunların somutlaşmış görüngülerinin hayatta etkileşimi yaşanır. Bu etkileşim sonucu hayat bir kimlik- şahsiyet kazanır. Tekniğin hayatımızın her alanında (sosyal- kültürel- bireysel- ekonomik- askeri) etkisini ve etkinliğini artırdığı bir dönemde yaşıyoruz. Öyle bir etkinlik sahası oluşturdu ki modern çağa verilen diğer isimler ( uzay- iletişim- internet- bilgi ) gibi isimleri kapsayan teknik çağ diyebiliriz. Bu saydığımız adlar tekniğin etkinlik alanını genişletmesi ile orantılı olarak gelişmişlerdir. "Bugünün teknik olgunun iki temel özelliği vardır:
Birinci özelliği rasyonelliktir. Teknikte, boyutu ya da içinde uygulandığı alan ne olursa olsun, spontane ve irrasyonel olanla ilişkilendirmek için genellikle mekaniği getiren bir rasyonel süreç vardır.
İkinci özelliği yapaylıktır. Teknik doğaya karşıttır. Teknik araçların birikimiyle yaratılmakta olan dünya yapay bir dünyadır, bu nedenle de doğal dünyadan radikal biçimde farklıdır. Yapay dünya, doğal dünyayı tahrip eder, ortadan kaldırır ve bağımlı kılar; bu dünyanın kendini yeniden kurmasına hatta onunla sembiyotik bir ilişkiye girmesine izin vermez."7

Teknik her alana yansıyan uygulanabilirliği sayesinde geniş bir dönüşüm ve etkileşim ortamı oluşturdu. Bu etkileşimin en çok yaşandığı alanlardan biri değerler ile olanıdır. Tekniksel gelişmenin değerlere olan etkisinin boyutları çok derinlikli ve artarak devam etmektedir. Hayatımızın he alanında teknolojik bir aygıt ile karşı karşıyayız. Evde, sokakta, işyerinde, yönetimde, sosyal ilişkilerde gizli veya bazen aşikar bir etki merkezi olarak karşımıza çıkmaktadır. "Günümüzde konforu, eşyanın teknik düzeni dışında öngöremiyoruz. Temel amaç, efor sarf etmekten kaçınmak, dinlenmeyi ve fiziksel hazzı artırmaktır. Bizim için konfor, maddi dünya ile yakından ilintilidir, kendini kişisel mallar ve makinelerin gelişmesinde kendini gösterir."8 Yazarın da çok güzel ifade ettiği gibi tekniğin kullanılmasında en çok amaçlanan hedefler; efor sarf etmekten kaçınmak ve fiziksel hazzı artırmaktır. İnsan kendi hayatında bu iki amaç çoğu kez yaşamının ana nedenlerinden biridir. Daha fazla teknik, daha fazla! Sloganıyla ifade edilebilecek teknoloji aşkı vardır. "Gerçekte eşyanın kişiliğimizle olumlu bir bağlantısı kurulsun isteriz. Eşya bizi tamamlasın, ifade etsin ve nihayet kişiliğimizin gelişmesine yardımcı olsun. Kimliğimiz eşyamızla bütünlensin. Ne var ki insanın eşya ilişkisi kolayca yozlaşabilen türden. Her kıymetli şey gibi insan- eşya ilişkisi de bir titizlik, bir ihtimam gerektiriyor."9 Hayatının belirleyici ve var oluşuna anlam katan unsuru olarak teknik araç ve gereçlerin elde edilmesine yöneliktir. Her sahip oluş hazzı doğurmakta, ama kısa zamanda bunun yerine yeni bir hedef belirivermektedir. Bunu elde edemediği zaman mutsuz olmakta toplumsal konumlandırmasını buna göre yapabilmektedir. 1980'li yıllardan itibaren Türkiye'de yaşanan toplumsal süreci bu yönde işlemektedir. Çok az bir maliyete mal olan teknik, çok fahiş fiyatlarla pazarlanmaktadır. Makineleşme statünün göstergesi olarak algılandığında insanlar tekniği elde etmek için yıllarını, ömürlerini, emeklerini bu uğurda harcamaktadırlar.
"Uygarlaşmanın makinalaşmak değil,
makinaları daha çok insanlaşmak için kullanmak varken,
kendi yarattığına esaretin resmini çizer bulutlara,
bir martının kanat çırpışlarını ayrımsamadan."10

İktidarlar tekniği güç sembolü olarak kullanmaya başlamışlardır. Bugünün dünyasında güçlü olmak; insani değerlerin yaşam imkanı bulması değil atom bombasına sahip olabilmektir. Dolayısıyla devlet seçkinleri kendi varlığını kalıcı kılmak için savaşırken teknolojiyi şirketler eliyle üreterek onların konumlarını güçlendirmişleridir. "Devlet bilim ve sanatı ( gerçekte tekniği) yüce duygularla veya medeniyet aşkıyla değil, iktidar içgüdüsüyle korudu. Devletten sonra bilinçli şekilde geliştirilen teknikten ne kadar büyük kazanç elde edilebileceğini keşfeden burjuvazi oldu. Aslında burjuvazi, üç aşağı beş yukarı her zaman teknikle uğraşmıştır. İlk finans tekniğini, daha sonra da modern devleti başlatanlar onlardı. 19 y.y başlarında bu sistemden muazzam kazançlar elde etme imkânlarını gördüler. İdealist maske takmalarına rağmen, özellikle de "maneviyat ve dinin" parçalanmasıyla lehte bir durum oluştuğunda ve bireyleri sömürmek için kendilerini serbest hissettiklerinde"11

Bilginin- bilimin- sanatın önemi iktidar güdülerini ne kadar cevaplayabildiği ile ölçülmektedir. İnsanlığın yaralarına ne kadar merhem olabileceği ile değil…
Yaşam yerlerimiz insan ruhunu besleyen başlıca mekânların başında gelir. Mekânımızın yeri, görünümü, iç donanımı farkında olmadan kalbi- akli nosyonlarımızı etkiler. Teknikselleşmiş insanlar olarak evlerimiz teknoloji çöplüklerine dönüşmüştür. "Dışardan içeriye bakıldığında, bütün TV aygıtlarının, bütün apartman dairelerinde aynı yerde olduğu göze çarpar çoğu zaman. Televizyon seyretmek için oturulan kanepede hep aynı yerdedir. Tıpatıp aynı yerlerde, yemek yer bağırsaklarımızı boşaltır, cinsel ilişkide bulunuruz. Bir yabancının elini kolunu sallaya sallaya bir apartman dairesine girip, sanki yıllardır orada oturuyormuşçasına her şeyi yerli yerinde bulması işten bile değildir. Günümüz yaşama mekânları, sakinlerinin ne bireysel ne de kültürel farklılıklarını yansıtıyor artık. Bu totaliter yaşama mekânları aracılığıyla, insanın çevresini düzenleme bağlamındaki tüm yaratıcılığı köreltilmiş, yok edilmiştir… Günümüz yaşama birimleri, bize belirli eylem kalıpları ve onlara eşlik eden tekdüze zihin düzenekleri empoze ediyor. Değişim ve çeşitlilik göstermeyen bir çevre, yalnızca bireyi köreltmekle kalmaz, aynı zamanda türümüzün gelişimini de olumsuz yönde etkiler… Aynı mekânda yenilen, içilen, müzik dinlenen, dans edilen ve kanepelere uzanılıp felsefe tartışılan son grek sempozyumlarından bu yana 2000 küsur yıl geçti"12
Zil çalıp içeri girdiğimiz evlerimizde aile içi iletişimden ziyade teknolojinin sunduğu imkânların yarattığı teknoloji oluşturduğumuz sanal diyaloglar ön plandadır. Başta tv. olmak üzere zamanımızın çoğunu bu teknolojilerle mesai geçmek durumdadır. Frank Lloyd Wright'in belirttiği gibi " ( Otomatizasyon) sürüp gider, insanın tüm organları kuruyup gidecektir- düğmeye basan parmağı dışında" Her aleti kullanmak için bir düğme yeterlidir. Akıl, beden, kalp her şeyden yoksun kalmaktadır. Bu da düş yoksulluğuna yol açmaktadır.
"Çevremizdeki dünyayı düğmelerle denetliyoruz. Düğmeye basmak sihirli iş. Düğme, muazzam bir gücün kaynağı. Düğmeye bastık mı, olduruyoruz. Her düğmeye bastığımızda, bir şeyleri oldurduğumuz zihniyetini de güçlendiriyoruz içimizde."13

Tekniğin şehirler üzerindeki etkisini daha net gözlemleyebiliyoruz. Tabiatı, toprağı dışlamayan medeniyet süreçlerinden sonra tekniği- metali merkez alan anlayış ile şehirler insana yabancılaşmışlardır. Göğün rengi soluk, güneş ışıkları görünmeyen, ayın parlak yüzünü saklayan, insanın toprakla irtibatını kesen, dünya dışında bir yaşam üssü kurulmuş intibaını veren yaşam kültürü, apartmanlara- modern hücrelere- hapsedilmiş bedenler ile şehirler insan- zaman- mekan birlikteliğini ortadan kaldırmaktadır. "Sanayileşme ile kentleşme tüm bu düzeni değiştirmiştir. Kentliler güneşin gökyüzündeki günlük devinimini fark etmeden, ayla yıldızları hiç görmeden yaşayabilirler. Bizim samanyolumuz Broadway ve Piccadilly'dir; takımyıldızlarımız ise neon tüpleri içinde belirlenir. Mevsim değişimleri bile kentlileri pek az etkiler. Yapma bir evrenin, doğa dünyasından büyük ölçüde ayrılmış bir evrenin kişileridir onlar… / … yeni bir bilinçlenme içindeyiz, ancak eski bilincimize mal olmuştur bu bilinçleniş"14 Aya ve güneşe göre zamanını düzenleyen, topraktan- doğal olandan kopan mekan anlayışı ve kendi varlığını dar alanlara hapsetmeyen insanı ile doğu bilgeliği tekniğin yabancılaşmaya götüren süreci karşısında durabilecek tek güç olarak görünmektedir.

Tekniğin sağladığı en büyük imkânlardan biri iletişimdir. İnsanoğlu dünyanın veya uzayın herhangi bir yerinde meydana gelen olaydan bir manipülasyon veya engelleme söz konusu değilse haberdar olmaktadır. Haberdar olmak bir bilinçlenme sürecini getirmemektedir. Kitle iletişim araçları sahiplerinin görüşlerini, ideolojilerini, dünyalarını yansıtmaktadır. İyi- kötü, doğru- yanlış bir birinden ayırt edilememektedir. İnsanların ahlaki olarak haberdar oldukları başka insanların acılarına, dertlerine ortak olması beklenirken; pasif, tepkisiz davranışlarda bulunuyor, şahit olunan olay veya kişilere anlam yüklenilmemektedir.

"Halkı "haber teknolojisi" aracılığıyla manipüle etmek, habercilik profesyonellerinin iyi bildiği iştir. Bir haberi resimli ya da resimsiz sunmak, belirli sıfatların kullanılması, her habere ayrılacak süre bütün bunla, bizim haberi nasıl algıladığımızı etkiler… Kitle iletişim araçlarının gerek haberlerin dağıtımı, gerekse içeriği açısından oynadığı rol, algılamayı derinleştirmek ve niteliğini artırmaktan çok, haberlerin hızını ve niceliğini vurgulama yolundadır. Daha bir haberi anlayıp, onu belirli bir bağlama oturtma fırsatını bulamadan bir sonraki haberle karşılaşıyoruz. O haber de anında yok olup yerini bir başkasına bırakıyor. Her yeni olayla tarihin, tecrübenin ve bilgeliğin sağduyusundan yoksun olup yerini bir başkasına bırakıyor. Yirminci yüzyılın sözde enformasyon toplumu, belki de önceki yüzyılların tüm toplumlarından daha zayıf bir belleğe ve daha az tarih bilgisine sahip."15 Bilgi bilinci dönüşmekten uzak bir süreç izliyor. İnsanlar aptallaştırılıyor. Egemenliklerini yaygınlaştırmak isteyenler, zihinleri yönlendirenler her gün yeni bir tarz kullanmanın yollarını aramaktadırlar.

Teknik işsizliği artırdığı gibi tembelliği de artırmıştır. Her şeye kolayca, emek sarf etmeden ulaşma isteği insanın başta akli melekeleri olmak üzere bedensel, ruhsal melekelerini öldürmüştür. İnsan yerine makine çalışmaktadır. İnsanın tarihsel yanılgısı da burada başlamaktadır. Hakim olduğunu zannettiği teknik, aslında insana sahip olmaya başlamış, dönüştürmeye başlamıştır. İnsanoğlu makinenin soğuk demiri gibi olmaya başlamakta, insansı duyarlılık yerine tekniksel yaklaşım hakim olmaktadır. "Makine belli bir ihtiyacı karşılamak üzere icat edilmiş değildir. Fakat icat edildikten sonra bir ihtiyaç haline gelmiş ve kendi çevresinde yeni ihtiyaçlar doğurmuştur. Bu ihtiyaç bir kere ortaya çıkınca da kendine mahsus kültürü oluşturmuştur"16 Yazar devamla araba sektöründen örnek vererek bir otomobilin insan yaşamına kattığı tesirler ile beraber oluşturduğu yedek parça, tamirhaneler, servis, trafik ve kaza kombinezonuyla oluşturduğu etki halesini düşündüğümüzde ürkütücü sonuçlara varırız.
Tekniğin elimizden aldığı en önemli haklarımızdan biri de özgürlüğümüz. Kontrol etme süreci, tehdite dönüşmekte sokakta, evde, işyerinde kendi iç kontrol mekanizmaları ile var olan ve bunları yaşayan insan yerine tekniğin gözleri altında bir yönetim süreci hızla ilerlemektedir. "Bizler sadece makinenin işleyişi için gerekli olduğu kadar özgür ve özerkiz. Daha fazla değil. Bu arada bildik budalaca sözler yinelenip duruyor: " Belli teknolojik aletleri, teknolojinin yaşam biçimimiz haline gelmesine izin vermeden kullanabilmeliyiz" veya " digital teknolojinin yarattığı dünyalar, onların oyununa katılmayı tercih ettiğimiz ölçüde gerçektir v.s"17

Sonuç:
Burada yazılanlardan hareketle tekniği hayatımızdan çıkartalım, teknik araç- gereçleri kullanmaktan vazgeçelim sonucuna varmak hedefinde değiliz. İnsanın teknik- makine ilişkisindeki dengesiz, kaotik, insan aleyhine tasavvurun değişmesi gerekiyor. İnsanın tekniği anlamlandırırken kendine yabancılaşmayan, doğru kavrayış ile yaklaşması gerekiyor. Modern çağda insanın bu yanlış konumlanması sonucu yaşanan acılara yenilerinin katılmaması için bu kavrayış şarttır. Bu noktada Jaques Ellul yaklaşımı daha umutsuz görünmektedir. "Tabiatın veya koşulların ondan talep ettiği adaptasyonlarda ne olursa olsun teknik, özelliklerinde ve seyrinde kendine özgü olmaya devam ediyor. Engellemeler, onu başka bir şey olmaya değil, daha fazla kendisi olmaya zorluyor. Asimile ettiği her şey onun özelliklerine güç katıyor. Güzel, hoş bir şeye dönüşmesini ummak boşuna" İsmet Özel ise bir çıkış yolu öneriyor." Eşya eşittir insan denkleminin bozulabilmesi, eşya aracılığıyla bir durum ( statünün) değil de, bir bilgi, bir bilme türü açığa çıkıyorsa mümkün olabilir. Bu da ancak dil yoluyla itminan sahibi olabilen insanların kültürü biçimlendirebildikleri şartlarda gerçekleşir. Eğer insan hayatı teknoloji ve piyasa arasında kurulan koalisyonun sultası altındaysa ve insanlar eşyayı ( gücün, refahın) bir işareti saydıkları halde, eşya insanın ( kimliğini, kişiliğini) işaret etmiyorsa toplum hayatında yapısal bir baskı ve şiddet yürürlüktedir. Bu baskı bilgiyi örter. Demek ki bilginin aydınlığa kavuşması baskının savılmasını gerektirir. Dil yoluyla itminan sahibi olmakla savaşçı olmak böylece aynı kapıya çıkar "18 "Toplum örgütlenmesi karmaşıklaştıkça, teknolojinin hâkimiyeti bir tehlike olarak görülmedikçe insanın bir efsaneler, devler, periler dünyasında yaşamasının önüne geçilemeyecektir."19

İnsanlar dertlerine deva olacağı zannettiği teknik konusunda yanılsamadan kurtulması gerekiyor. Toynbee zihnin teknik ve yeteneklerine rağmen batılı insanın Adem'den miras kalan günahtan kurtulamadığı gibi yüz binlerce yıl önce ilk insan'ın bugün bizim kendi içimizde bulduğumuz fiziksel ve ruhsal özelliklere sahip olduğunu belirtmektedir. Değişen zaman ve mekan içerisinde insansı dinamiklere yaslanmak gerekiyor.

Giderek artan teknikselleşmenin hayatımızdan, tarihimizden, geleneklerimizden, fıtratımızdan, ruhumuzdan bir şeyler alıp götürmesinin önleyecek yol arayışına devam etmek gerekiyor. Makine aşkının makine korkusuna dönüştüğünün en güzel örneklerinden olan Matrix filmindeki gibi insan- robot ile insanlar arasındaki mücadele gerçekleşmeden…

KAYNAKLAR:
1- Teknoloji Toplumu- Jacoues ELLUL
2- Büyük Sözlük- Mehmet DOĞAN
3- Tahrir Vazifeleri- İsmet ÖZEL
4- A.g.e.
5- Teknoloji Toplumu- Jacoues ELLUL
6- Büyük Larousse
7- Teknoloji Toplumu- Jacoues ELLUL
8- A.g.e
9- Tahrir Vazifeleri- İsmet ÖZEL
10- www.antoloji.com- Derya KIZILGÖZ
11- Teknoloji Toplumu- Jacoues ELLUL
12- Cehenneme Övgü- Gündüz VASSAF
13- A.g.e
14- Denemeler- HUXLEY
15- Cehenneme Övgü- Gündüz VASSAF
16- Yumurtayı Hangi Ucundan Kırmalı / Rasim ÖZDENÖREN
17- Gerçek Hayat Dergisi- John ZERZAN
18- Tahrir Vazifeleri- İsmet ÖZEL
19- Üç Mesele- İsmet ÖZEL

Bu makale toplam 944 defa okunmuştur.

 

ABD Doları (USD) Alış 1.1650, Satış 1.1750; Avrupa Para Birimi (EUR) Alış 1.7900, Satış 1.8060
Copyright © 2004 - 2008 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Telefon: 0212 621 19 29 | Faks : 0212 532 08 59 | haber10@gmail.com | Tasarım ve Kodlama: Haber10 Teknik Ekibi