- |
|
Çok Okunanlar
Basından Seçki
|
|
||||||||||
![]() Şinasi Gündüz
Prof. Şinasi GÜNDÜZ: Küresel Güçler Din Savaşı İstiyor!
Eski Ahit Eyüb'ün kitabında mele-i ala'nın adeta "gizli operasyonlar bakanı" bir şeytan görmekteyiz. Bununla birlikte cennet ve cehennemi bilmeyen ve Tanrı'ya sadakatinin karşılığını bu dünyada bulamadığı için hayıflanan bir Eyüp figürüyle de karşı karşıyayız. Şeytanın buradan "Allah düşmanı" olmaya giden dinler tarihi içindeki seyri ve bu anlamda "cennet ve cehennem" nosyonunun ortaya çıkış tarihi üzerine bize neler söyleyebilirsiniz? Şeytan, birçok dinde Tanrıya karşı olmanın ya da tanrısal iradeye başkaldırmanın bir prototipi olarak görülmektedir. Bununla birlikte her dinsel gelenekte o geleneğin teolojik bakış açısı doğrultusunda şeytanın kökeni ve tanrı ile ve ilk insanla ilişkileri konusunda farklı yaklaşımlar söz konusudur. Örneğin, bahsettiğiniz gibi, Eski Ahit kitaplarında şeytana tekabül eden ve yılanla özdeşleştirilen İblis, çok yönlü özellikler gösterir. Öyle ki, o, bir yönden üstün bilgiye sahip bir varlık olarak ebediliğin yolunu bilen bir varlık olarak tanımlanır. İlk insana ebedi yaşamın yolunu öğretir; her şeyi bilme ağacıyla onu tanıştırır. Diğer yandan o, insanın ezeli düşmanıdır; zira tanrısal iradeyi bildiği halde insanın günahkar ve ölümlü olmasını sağlamak için bir dizi plan yapar. Bir başka açıdan düşünüldüğünde ise, şeytan, tanrının insana ve yeryüzü yaşantısına yönelik planını yürürlüğe koyması açısından önemli bir görev üstlenmiş olan bir görevli gibidir adeta? Zira o ve onun ayartmaları olmaksızın insanın günahkar ve ölümlü olarak yeryüzü yaşantısına mahkum olması söz konusu olamazdı. Şeytan niteliği dinler tarihinde ilginçtir. O, düalist tanrı inancına yer veren dinlerde yüce iyi tanrının karşısında düalitenin olumsuz kutbunu temsil etmektedir; bu yönüyle kötü bir varlık olarak şeytanın ezelden beri mevcut olduğu kabullenilir. Çoktanrıcı dinlerde ise şeytan niteliği birçok tanrı ve tanrıçada bir araya getirilir. Monoteist geleneklerde ise genellikle şeytan aslında tanrı tarafından yaratılan, ancak sonradan ilahi takdir gereği tanrıya isyan eden ya da ilahi alemden atılan/uzaklaştırılan bir varlık olarak düşünülür. İslamı merkeze alarak konuşmak gerekirse, şeytan ile iblis terimleri arasında bir ayrım yapmak gerekir. Zira şeytan, ontolojik bir şahsiyeti değil bir niteliği, tanrıdan uzak olma ya da genel anlamda kötülük niteliğini ifade etmektedir. Bu anlamda şeytanlar vardır, insan ve cin şeytanları ifadesinde olduğu gibi? Allah'tan uzaklaşma, ona karşı olma gibi inanç ve tavırlar şeytanlaşmadır. İblis ise metafizik çerçevede ontolojik bir varlığı ifade eder. Adem İblis kıssasında olduğu gibi. İblis Ademe yönelik ilahi iradeye karşı tavır aldığı için şeytan olmuştur.Burada onun yaptığı ilahi iradenin gücünü ya da doğruluğunu reddetme değil, o iradeyi sorgulama ve onun gereğine uymayı reddetmedir. - Yahudilik içinde dünyacı - profan bir talmudizm ile maneviyatçı bir kabbalizm arasındaki çekişmeden söz edebilir miyiz? Tabi bunları dünyacı ve maneviyatçı şeklinde tanımlamak her zaman doğru olmayabilir. Yahudi geleneğinde birçok ayrılık ve çekişme var. Örneğin siyon ve İsrailoğullarının seçilmişliği düşüncesini dinde merkeze alan Ortodoks Yahudiler ile bunlara mesafeli duran liberal ve reformist Yahudiler gibi. Ya da etnosentrik bir temelle yalnızca İsrailoğullarına has kılan ana gövde ile evrensel bir din anlayışını savunan Karaimler ve benzeri akımlar gibi. Ancak Talmuda dayalı Yahudi dindarlığını profan (kutsal dışı) olarak
tanımlamak doğru olmaz. Esasen Yahudi geleneğinde, insan yaşamında profan ya
da kutsal dışı bir alan söz konusu olamaz; zira insanın tüm yaşamı dinin kapsama
alanı altındadır. Zaten Talmud incelendiğinde, içerisinde insanın adeta tüm
yaşantısına yönelik açıklamaların ve yönlendirmelerin olduğu görülecektir. Diğer taraftan Kabalizm akımının daha mistik bir anlayış öngördüğü doğrudur. Hatta mistisizmin ötesinde sihir, büyü, ekztazi gibi günümüz neopagan geleneklerinin önemli yer verdikleri hususlara da Kabala kültünde yer verilmektedir. Bu yönüyle Kabalacılığın Ortodoks Yahudilikten bir farklılığından söz edilebilir. - Markion ile Katolik kilisesi ilişki ve çelişkileri hakkında neler söyleyebilirsiniz? Markion olmasa Hıristiyanlığın bu kadar yayılamayacağı iddia edilmiştir. Markiyon ile Latin kilisesi arasında erken dönemlerden itibaren ciddi tartışmalar ve ayrılıklar yaşanmıştır. İkinci yüzyıl ortalarında ölen Markiyon, Hıristiyanlık tarihinde ilk kutsal metin tenkiti yapan şahıslardan birisidir. Örneğin o, henüz ikinci yüzyıl başlarında Latin Hıristiyanlarının kullandığı İncillerden yalnızca Luka'nın kanonik ya da sahih olduğunu (gerçi Markiyon Luka ismini de kullanmamaktadır, zira o İncil'e Luka ismi de sonraki dönemlerde verilmiştir), diğer İncillerin ise uydurma olduğunu savunmuştur. Hatta o, Luka İncil'inde yer alan bazı bölümlere de bunlar Yahudilerin eklentileri gerekçesiyle karşı çıkmıştır. Bunun dışında Markiyon, evlilik kurumuna getirdiği eleştiriler ve münzevi yaşam gibi savunduğu bazı fikirler nedeniyle Latin kilisesi tarafından sapkın sayılmış ve cemaatten uzaklaştırılmıştır. Markiyon olmasaydı Hıristiyanlık bu kadar yayılmazdı iddiasını ise anlamak güç. Hıristiyanlığın yayılmasında Markiyon ve benzeri erken dönem şahsiyetlerinin sınırlı etkileri olmuştur, ancak Hıristiyanlığın yayılmasında başka birçok önemli faktör vardır, Hıristiyanlığın siyasallaşma süreci ve misyonerlik kurumu gibi - Ariusçuluk, Bogomillik, Kathar ya da Albigense akımlarından geçerek bugün Hıristiyanlık içinde ya da batılı Hıristiyan kültür içinde üniteryen üniversalizmle temsilcisini bulan aykırı ve tevhidi akımlar hakkında neler söyleyebiliriz? Bence burada kullanılan kavramların doğru seçilmesinde yarar var. Hıristiyanlık tarihinde yer yer sınırlı da olsa bazı tek tanrıcı akımlar olagelmiştir. Ancak bunların ne kadar tevhid akidesini temsil ettiği tartışma konusudur. Bu bir tarafa, Hıristiyanlığın erken dönemlerinden itibaren teslis öğretisi sorgulanmaya başlanmıştır. Örneğin henüz oldukça erken bir dönemde Aryüscülük denilen akım İsa'nın tanrılığı düşüncesine karşı çıkmış; İsa'nın tanrının ilk yarattığı varlık olarak tanrıyla aynı değil, Tanrıya benzer bir cevhere sahip olduğunu ileri sürmüştür. Yine erken bir dönemde patrik Pavlus (bu Hıristiyanlığın mimarı olan Pavlus değil, ondan sonraki bir dönemde yaşamış bir din adamı) İsa'nın tanrılığı fikrine karşı çıkmış ve tanrının tekliğini savunmuştur. Buna benzer akımlar, ana gövde tarafından her zaman heretik ya da sapkın addedilmişler, aforoz edilmişler ve daha da önemlisi onlara yönelik baskı ve şiddet uygulanmıştır. Ortaçağda ve yakın zamanlarda da Hıristiyanlığın teslis akidesinden farklı düşünenler gruplar çıkmıştır. Bogomiller, Katharlar, Albigensler ve Uniteryanlar buna örnek verilebilir. Bu akımlardan bir kısmı tanrı düşüncesinde daha düalist bir çizgiyi savunurken örneğin Uniteryanlar tek tanrı fikrine yakın durmaktadırlar. HIRİSTİYANLAR İKİ GRUBA AYRILABİLİR - Bugün batı'da teslise inanan Hıristiyan sayısı ne kadardır? Bu anlamda resmi Hıristiyan dogmalarının Hıristiyan dünyaca fiilen terkedilmiş olduğu söylenebilir mi? Bugün dünyada iki grup Hıristiyandan bahsedilebilir. Bunlardan birinci dinsel geleneklerine bağlı olanlardır. Bunların ise ezici çoğunluğu, teslise inanmaktadır. Diğer grubu ise yalnızca geleneksel anlamda kendisini Hıristiyan olarak tanımlayan ancak gerçekte Hıristiyan inançları ve dogmalarıyla fazla bir ilgileri olmayanlardır. Tanrı inancı açısından bunların büyük çoğunluğu genelde deist bir inanca yakın durmaktadırlar. Yani yaratan bir üstün gücün varlığını kabule etmekle birlikte onu kendi kişisel yaşantısına fazla katmayan insanlar. Günümüzde özellikle Avrupa ülkelerinde halkın büyük çoğunluğunu bu grup oluşturmaktadır. İnsanlar kimlik olarak dışarıdan Hıristiyan görünmekte, ancak ne düşünce yapıları ne de yaşam biçimleri açısından gerçekte Hıristiyanlıkla fazla bir ilişkileri olmamaktadır. Bununla birlikte özellikle ABD'de Hıristiyan sağı olarak da adlandırabileceğimiz evanjelikalizmin gün geçtikçe güçlenmekte olduğu ve bunun bir uzantısı olan Pentakostal anlayışın Latin Amerika Hıristiyanları arasında hızla yayılmakta olduğu da bilinmektedir. Amerikayı tanrı halkı olarak Amerikan yönetimlerini ise insanlığı tanrı İsa Mesih'in ikinci gelişine hazırlayan bir siyasal iktidar olarak gören ve dolayısıyla Amerikanın çıkarlarıyla kendi dinsel inançlarını örtüştüren evanjelikler, dünyanın sonuna yönelik ürkütücü düşünceleriyle, aşırı İslam karşıtı tutumlarıyla ve küreselleşme olgusunu evanjelizm merkezli ökümenik bir yayılmacılık olarak değerlendiren anlayışlarıyla dikkati çekmektedirler. Batı Avrupada geleneksel ana akımlar güç kaybedip zayıflarken ABD merkezli bu fanatik akımların güçlenmeyi sürdürmesi gerçekten çok dikkat çekicidir. - Protestanlık güney Amerika Katoliklerinden Afrika'ya, Ortodoks Rusya'ya, şaman Kore'ye ve Müslüman Türkiye'ye dek birçok yerde yayılma imkanı bulan güçlü bir misyoner faaliyet içinde. kısmi bile olsa, bu başarıyı neye bağlıyorsunuz? Başta evanjelik gruplar olmak üzere Protestan grupların misyonerlik faaliyetlerinin 20. yüzyıl başlarından itibaren iyice belirginleşmesinin ve son dönemlerde ise dünya genelinde faaliyetlerini yoğunlaştırmalarının birçok nedeninden bahsedilebilir. Bunların arasında en önde gelen neden, özellikle ikinci dünya savaşı sonrası tüm dünyada egemen olan Amerika-İngiltere eksenli bir hegemonyal yapıdır. Tüm dünyanın siyasal, ekonomik, kültürel ve benzeri yönlerden Amerika ve İngiltere çıkarına bir anlayış doğrultusunda yeniden inşa edilmesi sürecinde, bu hegemonyal güçlerle kendisini özdeşleştiren ya da bu güçlerin tarihsel ve kültürel bir ürünü olarak var olan dinsel gruplar, kendi yayılma faaliyetleri açısından bulunmaz bir fırsat ele geçirmişlerdir. Hegemonyal güçlerle bunlar arasında karşılıklı bir çıkar ilişkisi söz konusudur. Zira hegemonyal güçler, siyasal, askeri ve ekonomik güçlerini kullanarak dünya genelinde bu gruplara uygun ortamlar hazırlamakta, bu gruplar ise yaptıkları faaliyetlerde ilişkili oldukları siyasal güçlerin küresel hegemonyalarına meşruiyet zemini oluşturmaktadırlar. Bunun dışında, faaliyet gösterilen ülkelerde yerli geleneklerle halkın arasının açılması, insanların bilinçli ya da bilinçsiz eğitim politikalarıyla kendi kültürlerine yabancılaştırılmaları, yaşanan ahlaki ve dinsel çöküntü ya da ekonomik, sosyal ve siyasal sıkıntılar vb nedenlerin de misyonerlik faaliyetlerinin kısmi de olsa ulaştıkları başarıda etkisi olmaktadır. EVANJELİKLER YAHUDİLERİN DESTEKLENMESİNİ DİNİ SORUMLULUK GÖRÜOR - Genelde Hıristiyanlık, özelde Protestanlık içindeki binyılcı hareketler ve bu bağlamda "Hıristiyan Siyonistler" ve İsrail'in Hıristiyan binyılcı tasavvurlar içindeki yeri konusunda neler söyleyebilirsiniz? Hıristiyan geleneğindeki binyılcı ya da milenyarist anlayışlar temel referansını Hıristiyan kutsal kitabı Yeni Ahitten almaktadır. Öyle ki özellikle Yeni Ahitin son kitabı olan Vahiy, dünyanın sonuna doru olması beklenen olayları detayları anlatan bir dizi kehanet içerir. Bu çerçevede gittikçe kaos ve şiddetin artması, Ortadoğu merkezli olayların patlak vermesi, Kudüs'te tapınağın Yahudilerce yeniden inşa edilmesi bunun üzerine büyük bir savaşın yaşanması, atların gemlerine kadar yükselen kan akması, gökten ateş ve kükürt yağması gibi olaylar. Yine iyilerle kötüler arasında yaşanacak olan bir Armegedon savaşı. Sonra tüm şartlar tamamlandığında İsa Mesih'in gökten meleklerle birlikte inmesi, yeryüzünde teokratik bir iktidarın inşa edilmesi, ölülerin diriltilmesi ve tüm insanların yargılanarak kötülerin yok edilmeleri, yeryüzünde bin yıl sürecek olan altın çağın ya da tanrı devletinin başlaması. Bütün bu eskatolojik beklentiler, özellikle literal kutsal metin okumalarını temel alan ve dinde tek geçerli referans olarak kutsal kitabı gören Protestanlar, özellikle de evanjelikler için oldukça önemlidir. Onlar bu olayların birebir yaşanmasının an meselesi olduğunu düşünmekte, hatta yaşanan olayları bunlar doğrultusunda yorumlamaktadırlar. Daha da ilginç olanı birçok Batılı siyasetçi ya da devlet adamının, örneğin çeşitli ABD başkanlarının kendi dönemlerinde Armegedon savaşı gibi olayların yaşanacağına inanmaları, dolayısıyla kendilerini insanlığı tanrı İsa Mesih öncülüğündeki tanrı devletine ve altın çağa götürecek özel şahsiyet olarak görmeleridir. Bu düşünce, o kadar fanatik ve o kadar tehlike arz etmektedir ki bu anlayışta olanlar bir an önce, kutsal metinlerin kehanetlerindeki bu olayların yaşanması ve İsa Mesihin bir an önce yeryüzüne inmesi için adeta beklenen olayların oluşuna katkıda bulunmaya çalışmakta, bir yazarın haklı tespitiyle kıyameti hızlandırmaya çalışmaktadırlar.
İsa'nın gelişi öncesi Yahudilerin büyük çoğunluğunun Hıristiyan olması beklenmektedir bu bakış açısında. Buna göre, Hıristiyan olmayı reddedenler, zaten İsanın gelişi sonrası yapılacak yargılamada diğer tüm inkarcılar gibi yok edilecekleridir. Bütün bu inanışlar, doğal olarak günümüzde milenyarist Hıristiyan gruplarla Yahudi Siyonistler arasında güçlü bir ittifakın oluşmasına zemin hazırlamıştır. Yahudi Siyonistler açısından Hıristiyan sağının bu yaklaşımı bulunmaz bir fırsattır; tüm dünyada Siyonist politikalar lehine kamuoyu oluşturma ve siyasal, ekonomik ve askeri ranta dönüştürme açısından bu perspektif kullanılmaktadır. Kaynak:Yarın Dergisi/Nisan 2005 Bu makale toplam 505 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||