- |
|
Çok Okunanlar
Basından Seçki
|
|
||||||||||
![]() Dr. Kadir İnal
Nasıl bir sağlık sistemi?
Bugün itibarı ile dünyada, gerek gelişmiş ekonomileri olan ülkelerde, gerekse
orta ve geri ekonomik düzeylere sahip ülkelerde, üzerinde uzlaşma sağlanmış,
ideal ve genel geçer bir sağlık sisteminden bahsetmek mümkün değildir. Her
ülke kendi koşullarına göre bir sistem uygulamaktadır. Bu seçimde ekonomik,
sosyal, kültürel ve coğrafi koşullar ile ideolojik tercihler rol oynamaktadır. Ülkemiz bu anlamda değerlendirildiğinde, rotasını arayan gemi görünümünde olduğu
görülecektir. Modern anlamda bir sağlık hizmeti için gerekli alt yapının bulunmadığı
uzun yılları saymazsak, bu alanda ilk ciddi adım 1961 yılında ''sağlık hizmetlerinin
sosyalleştirilmesi hakkındaki kanun'' ile atılmıştır. Böylece ilk kez sağlık
hizmeti, devletin ifa etmesi gereken bir görev olarak tanımlanmış ve ülke sınırları
içinde yaşayan tüm vatandaşlar devletin açtığı sağlık şemsiyesi altına alınmıştır.
Dünyanın ve ülkemizin içinden geçmekte olduğu siyasi çalkantılar, istikrarsızlık,
ekonomik sorunlar, ilkel reflekslerle yürüyen partiler ve kurumlar arası ilişkiler
yanında, hızla yaygınlaşan ahlaki yozlaşma, köşe dönmecilik, bencilleşme gibi
etik nedenlerle istenen verimin alınamadığı bu yasal düzenlemeden sonraki yıllarda,
günü kurtarmaya dönük yönetmeliklerle geçiştirilen uzun bir süreç yaşanmıştır.
Bu dönem, bir yandan, artan iletişim imkanları sayesinde daha çok şeyin farkında
olan ve daha çok beklentisi olan vatandaşların ortaya çıktığı bir bilinçlenme
sürecine, diğer yandan, artan kent nüfusu, çoğalan sağlık sorunları gibi nedenlerle
artan sağlık hizmet ihtiyacına da tekabül ettiğinden, sağlık sistemi bir açmazın
eşiğine gelmiştir. Mevcut hükümet döneminde ise, sağlık politikasında radikal denebilecek kararların alındığı ve uygulanmaya konduğu yeni bir süreç başlamıştır.Bir kısmı umut vadeden, bir kısmı ancak uygulaması görüldükten sonra elde edilecek verilere göre değerlendirilebilecek, bir kısmı ise daha baştan başarısızlığa mahkum olan bu yenilikleri tartışmak ve ülkemiz koşullarına en uygun sistemi geliştirmek için gayret sarf etmek hepimizin görevidir. Planlanacak sistem, sağlık hizmetinin tabiatı ve ülkemizin ekonomik, coğrafi,
sosyokültürel gerçekleri ile uyuşabildiği oranda başarılı olabilecektir.Bu kurala
dikkat edilerek oluşturulacak bir sağlık sisteminin taşıması gerektiğine inandığım
belli başlı özellikleri ele almak istiyorum: 1- Koruyucu sağlık hizmetlerine öncelik verilmelidir. Etkin bir koruyucu sağlık
uygulaması ile tedavi gerektiren sağlık sorunları asgariye indirilmelidir. Hasta ile hastane arasındaki para trafiğinin kaldırılması olmazsa olmaz
bir koşuldur. Hastalığı nedeniyle hastaneye getirilmiş insan ve yakınları zaten
gergin durumdadır. Can derdindeki bir insanın veya yakınının karşısına bir de
para sorununu çıkarmak insafsızlıktır. Bu durum, zaten var olan gerginliği had
safhaya ulaştırmakta, hasta ile çalışanlar arasında gereksiz polemiklere hatta
kavgalara sebep olmaktadır. Parası olmadığı için hizmet alamayan bir insanın
durumunu dillendirmek bile istemiyorum. Para trafiğinin daha birçok sakıncası vardır: Parası olanın özel hastaneye
gidebilmesi, olmayanın gidememesi toplumsal bir yarılmanın ifadesidir.Toplumda
kutuplaşmalara, kıskançlığa sebep olabilmekte, devlete olan güveni sarsmakta
ve toplumsal bütünlüğü zedelemektedir. Devlet hastanelerine başvuran birçok
insan, ''param olsa buralarda sürünür müydüm'' psikolojisi ile, yeterli hizmeti
alabileceğinden kuşkulu vaziyette hekim karşısına çıktığı için, güvensiz bir
zeminde hareket etmektedir. Muayenehanesine gitmediği hekimin yazdığı tetkikleri
oyalama amaçlı gibi düşünebilmekte, aksi durumda ise baştan savmak için tetkik
istenmediğini düşünebilmektedir. Hekimin ameliyat ya da yatarak tedavi kararı
vermediği durumlar kuşku ile karşılanabilmektedir. Özel hastaneye başvuran birçok insan, ödediği ücret mukabilinde sağlık hizmeti
değil, hekimleri ve diğer çalışanları satın aldığı zehabına kapılabilmektedir.
İstenen tetkiklerin gerekliliğine, ameliyat kararlarına kuşku ile yaklaşım oldukça
yaygındır. Daha birçok açıdan sakıncaları bulunan bu para trafiğine kesinlikle son verilmelidir. Bunun tek yolu kapsayıcı bir sosyal güvenlik uygulamasından geçer. Bu anlamda çok ciddi bir adım atılmış ve sosyal güvenlik yasa tasarısı meclisten geçerek yasalaşmıştır. 2007 Ocak ayı itibarıyla da uygulamaya konacak olan bu yasayla birlikte, tüm vatandaşlar, hem de eşit şekilde sağlık hizmetinden faydalanabilir hale gelmiş olacaktır.Tüm tartışılabilir yanları bir tarafa, bu yönü ile çok önemli bir adımdır. Çalışanlardan azami verim alınması için, çalışanların ekonomik kaygılardan kurtarılarak, işlerine konsantre olmalarının sağlanması en önemli koşuldur. Sadece hekimlerin değil, tüm sağlık kurumu çalışanlarının iyi bir yaşam standardına kavuşturulması gerekir. Mevcut hükümet döneminde uygulamaya konan performansa dayalı ücretlendirme sistemi, bu anlamda olumlu ancak geliştirilmesi gereken bir sistemdir. Bu noktada gerekli düzeltmeler yapıldıktan sonra, hastanede çalışan hekimlerin muayenehane açması engellenmelidir. Zaten yeterli gelir düzeyine sahip hiçbir hekimin muayenehane açmak isteyeceğini sanmıyorum. Hastanelerde iyi bir hizmet alabilen hastaların da muayenehaneye ilgi göstermeyeceği açıktır. Bu şartlarda muayenehanecilik, ancak emekli hekimlerin tercih edebileceği bir hizmet tarzına dönüşecektir. Sağlık hizmetine yönelik insan yetiştiren eğitim kurumlarının müfredatlarına, mesleki dersler yanında, hizmet süresince ihtiyaç duyacakları donanımı sağlayacak yeterlilikte paramedikal dersler eklenmelidir. Mezuniyet sonrası hizmet içi eğitim programları ile eğitimde süreklilik sağlanmalıdır. Tıp gibi sürekli gelişim içinde olan bir sektörde hizmet veren personelin, güncel bilgilere ulaşımı için gerekli yayın, kongre, internet aboneliği gibi destekler sağlanmalı, her hekimin mesleğini sürdürmesi için belli oranda kongre katılımı mecbur hale getirilmelidir. Hekimlerin, belli periyotlarla sınava tabi tutulması da bilgilerin güncellenmesine katkı sağlayacaktır. Özel hastaneler, parası olanların hizmet alabildiği, olmayanların kapısına yaklaşamadığı kurumlar olmaktan çıkarılmalıdır. Devlet, bu kuruluşlardan hizmet satın alarak istifade etmelidir. Sonuçta bu kuruluşlar da ülke kaynakları ile kurulmuş, ülkemizin yetiştirdiği insanların hizmet verdiği, vatandaşlarımızın istihdam edildiği kuruluşlardır. Bu kuruluşların uygun düzenlemelerle devletin hizmet çarkına dahil edilmesi birçok açıdan olumlu sonuçlar doğuracaktır: 1- Özel hastaneler, devletin hizmet açığının kapatılmasında da önemli rol oynamaktadırlar.
Özel sağlık kuruluşları olmasa devlet hastanelerinin mevcut kapasiteleri ile
bu yükün altından kalkmaları bugün itibarı ile mümkün değildir. Bu ve benzeri sebepleri göz önüne aldığımızda, devletin özel hastane yatırımlarını
teşvik edici politika izlemesi mantıklı ve gereklidir. Ancak zamanla ortaya
başka sorunların çıkmaması için bazı önlemlerin baştan alınması gerekir: 1- Özel hastanelerle sözleşme uygulaması yaygınlaştırılarak, standartları sağlayan
tüm kuruluşlarla sözleşme imzalanmalıdır. Akla şu soru gelebilir: Devlet bu yükün altından kalkabilir mi? Sağlık dolu günler dileğiyle, drkadirinal@yahoo.com Bu makale toplam 879 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||