-
  SON HABERLER
Dr. Kadir İnal
Dr. Kadir İnal
Karakter boyutu : Normal Büyük Daha Büyük En Büyük
Bu tablo insanı depresyona sokar


Ülkemizde sağlık konusunda bir fotoğraf çekmeye çalışırsak durumun pek de iç açıcı olmadığını görürüz. Öncelikle yaşadığımız ortam her gün biraz daha sağlıksız hale geliyor. Hava kirleniyor,çevre kirleniyor,doğal besinler yerini sağlıksız, her biri kanserojen olma ihtimalini barındıran katkı maddeleri ile dolu yapay besinlere terk ediyor. Oldukça sağlıksız ortamlarda üretilen besinleri tüketiyoruz. Kalabalık şehirler, enfeksiyon hastalıklarının hızla yayılmasına katkıda bulunuyor. Fiziksel aktivitelerimiz her geçen gün biraz daha azalıyor. Hayatımız, işte masa başında, evde televizyon karşısında geçiyor. Obezite, aldı başını gidiyor. Ekonomik problemler çoğumuzun uykularını kaçıracak kadar rahatsız ediyor. Şehir koşullarının getirdiği gürültülü, telaşlı yaşam tarzı üzerimize ağır bir baskı uyguluyor. Birçok hastalığın kökeninde önemli bir yere sahip olan stres faktörü hayatımızı kasıp kavuruyor. Depresyon, hayatımızın doğal bir parçası oldu neredeyse.

Sıralamakla bitmeyecek kadar fazla olan bu olumsuz faktörler nihayette sağlığımızı tüketirken, sağlık hizmeti ihtiyacını büyük oranda arttırıyor.
Sağlık hizmetlerini organize eden sağlık bakanlığının, bugüne kadar istikrarlı ve tutarlı bir sağlık politikası geliştiremediğini görüyoruz. Her yeni hükümet, hatta her yeni bakan kendince yeni uygulamalara imza atmakla beraber, hiçbiri dört başı mamur, ülkemiz koşullarına uygun, toplumun ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir sağlık politikası geliştiremedi.

Sağlık hizmetinin temeli olması gereken ''koruyucu sağlık hizmeti'' hak ettiği ilgiyi hiçbir dönemde göremedi. Nüfus planlaması konusunda yeterli aydınlatma yapılamadı. Aşılama yeterli düzeylere yükseltilemedi. Hala birçok önemli hastalığın aşısı devlet kurumlarında ücretsiz olarak yapılmamakta, parası olanlar kendi imkanları ile yaptırmaktadır. Birçok köyümüz hala bir sağlık ocağına, hatta bir ebeye sahip değildir. Hastanelerin durumunu yazmaya gerek bile görmüyorum.

Çevre sağlığı konusunda yeterli denetimler yapılmadığı için merdiven altı gıda üreticiliği almış yürümüş. Yeterli ekipman ve laboratuar imkanı sağlanamadığı için denetimler etkin olamıyor. Fabrikalar etrafa zehir saçarken, araç eksozlarından ve bacalardan yayılan zehirli gazlar şehir insanını ciddi şekilde tehdit ederken, ne yeterli denetim, ne yeterli önlem var.

Halk sağlığı hizmetleri sadece görünürde var. Halkın sağlık konusunda bilinçlendirilmesi için neredeyse hiçbir uygulama yok. İletişim imkanlarının alabildiğine ilerlediği günümüzde halka sağlık bilinci aşılama adına hiçbir etkin proje bulunmamaktadır. Okullarda sağlık konusuna yeterli ağırlık verilmemektedir. Bırakın özel kanalları, devlet televizyonlarında bile, halkın sağlık konusunda bilinçlendirilmesi adına, ciddi ve etkili programlar yapıldığına şahit olamıyoruz. Saatlerce magazin programları ve aptallaştırıcı dizilere yer veren özel kanallarımız, 10 dakikalık bile olsa bilinçlendirici programlara yer vermemekte ısrar ediyor. Bazı kanallarda yer alan sağlık konulu programlar ise çoğu zaman reklam amacının ötesine geçmemektedir.

Bilinçsiz ve yanlış ilaç kullanımı almış yürümüş. Evlerimizin çoğunda raf dolusu ilaç bulunuyor. Burnu akan veya ateşi çıkan, hemen eczaneden antibiyotik alıp kullanmaya başlıyor. Reçetesinde antibiyotik olmayan veya antibiyotik yanında vitamin ilacı göremeyen insanlarımız, hemen başka bir poliklinik odasında kuyruğa girip, antibiyotik ve vitamin yazdırmaya çalışıyor. Her reçeteye beş kalem ilaç yazmayan hekim, hekimden sayılmıyor. Boğaz kültürü veya sayfa dolusu tetkik istemeyen hekim için, ''muayenehanesine gitmediğim için böyle yaptı'' yakıştırması yapılıyor. Uzman hekimin reçetesindeki ilaçların uygun olup olmadığı eczacıya, hatta eczacı kalfasına teyit ettiriliyor. Muayene için sırada bekleyen insanlar, bekleme esnasında birbirlerinin hastalığına teşhis koyup tedavilerini de düzenleyebilecek kadar derin tıp bilgisine sahipler! Birçok hastamız, kendi teşhislerini koymuş olarak, sadece ilaçlarını yazdırmak için hastaneye başvuruyor. İnsanlar birbirlerine tansiyon ilacı tavsiye ediyor. Her mahallede hala sınıkçılarımız, bel çeken teyzelerimiz, amcalarımız, okuyan üfleyen hocalarımız var. Hala sünnet yapan berberlerimiz var. Sarılık geçiren birçok insan, hala Ahmet efendiye gidip damak bağlarını kestirmeden iyileşmeyeceğine inanıyor. Kızamık olanlar kızamık şekeri yemeye devam ediyor. Sararan bebeklerimiz, sarı bezlere sarılarak tedavi ediliyor! Sezaryen veya prenses doğum yöntemleriyle doğum yaptırmak isteyen hamile sayımız her geçen gün artıyor...

Yazmakla bitmeyecek kadar çok ve yaygın olan bu ve benzeri yanlış uygulamalar, 50 yıl önce olsa anlayışla karşılanabilirdi. Ancak günümüz imkanları göz önüne alındığında, bütün bu yanlışlıkların sorumlusunun tek tek bireyler olduğunu düşünmek ancak kolaycılık olur.

Tıp eğitimi veren fakültelerimizde durum çok iç açıcı değil. Birçok fakültenin öğretim üyesi açısından ciddi açıkları var. Özellikle Anadolu üniversitelerinde yetişen tıp öğrencileri birçok dersi ancak kitaplardan öğrenebiliyor. Pratik yapma imkanları oldukça kısıtlı, hocaları yetersiz, araç ve gereçleri sınırlı. Tıp eğitiminde uygulanan programın da ülkemiz koşulları için çok elverişli olduğuna inanmıyorum. 6 yıllık tıp eğitiminde, pratikte hiçbir zaman kullanılmayacak veya diğer bilgilerin edinilmesinde temel oluşturmayacak birçok gereksiz bilgiye yer verilirken, bir reçetenin nasıl yazılması gerektiği ile ilgili yeterli bilgi verilmediğini her hekim bilir. Acil bir hastaya nasıl yaklaşılması gerektiği ile ilgili toplam 1-2 ders anlatılırken, ''Crohn Hastalığı'' ile ''Ülseratif Kolit'' ayırıcı tanısı ile ilgili en az 5-6 ders yapılır. 1 yıl boyunca anlatılan Deontoloji derslerinde, bol miktarda tarihsel konuya yer verilirken, bir hekimin hastasına nasıl yaklaşması veya hekim meslektaşlarına nasıl davranması gerektiği ile ilgili yeterli bilinçlendirme yapılmamaktadır. Sonuçta bu eğitim sistemi ile yetişen bir hekim, hastayı ''müşteri'' gibi, meslektaşını ''rakip'' gibi görebilmektedir.

Uzmanlık eğitimi açısından da durum farklı değil. Birçok eğitim hastanesinde bir uzmanın yetişmesi için gerekli asgari alt yapı ve kadro bulunmamaktadır. Yine ülkemiz ihtiyaçlarına göre uzman yetiştirilmediği de açıktır. Örneğin birçok tıp fakültemizde ''Çocuk Psikiatrisi'' kürsüsü bulunmamakta, tüm ülkemizin Çocuk Psikiatristi ihtiyacını, sadece birkaç fakültemiz karşılamaya çalışmaktadır. Yine diş hekimliği fakültelerimiz bol miktarda pratisyen diş hekimi yetiştirirken, uzman diş hekimi neredeyse yetişmemektedir. Birçok şehrimizde çene cerrahı, periodentolog veya protez uzmanı bulunmamaktadır.

Nereye bakarsak bakalım benzer tablolar görürüz. Hepsinin temelinde de aynı neden yatar: Sahipsizlik, başıboşluk.

Öksüz, yetim çocuk kendi başına ne hale gelirse toplumumuz da o hale gelmiş. Sorunlar ertelene ertelene dağ olmuş. Uygulanan politikalar sadece günü kurtarmak için, dostlar pazarda görsün mantığıyla yapılmış. Nihayette ortaya çıkan durum; kaos,curcuna.

Sahibi olan bir ülke böyle mi olur? Liderleri olan bir toplum böyle mi olur? Kurumları olan bir sistem böyle mi çalışır?

Aydınları olan bir toplum nasıl bu hallere düşer?...

Sağlık dolu günler dileklerimle,

drkadirinal@yahoo.com

Bu makale toplam 674 defa okunmuştur.

 

Döviz fiyatları güncelleniyor
Copyright © 2004 - 2008 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Telefon: 0212 621 19 29 | Faks : 0212 532 08 59 | haber10@gmail.com | Tasarım ve Kodlama: Haber10 Teknik Ekibi