-
Haber10 Arama
  SON HABERLER
Dr. Kadir İnal
Dr. Kadir İnal
Karakter boyutu : Normal Büyük Daha Büyük En Büyük
Sağlık Sistemimiz Darbecilerden kalma

Önceki makalelerde, genel olarak tıbbın , teknoloji ve kapitalizm ile ilişkili olarak bugünkü konumuna nasıl geldiğine değindim. İnsanlık vicdanı harekete geçip kapitalizmi bir şekilde frenlenmediği taktirde, dünyanın ciddi bir uçuruma doğru sürüklendiğini ve bu şartlarda diğer birçok sorun gibi sağlık sorununu çözme noktasında alınacak önlemlerin de lokal ve palyatif olmaktan öte gidemeyeceğini, emperyalizm sayesinde edindikleri yüksek refah ortamında yaşayan mutlu azınlıklar dışında kalan insanlık aleminin sorunların ağırlığı altında ezilmeye mahkum olduklarını ifade etmeye çalıştım.Bundan sonra konuyu daha somut ve ülke bazında ele alacağım.

Önce kısa bir tarihçe:
Osmanlı döneminde yüzyıllarca diğer zanaatlar gibi daha çok azınlıklar elinde bulunan tababet kurumu, Cumhuriyet dönemiyle birlikte modernleştirilerek yaygın bir hizmet ağına dönüştürülmüştür. 27 Mayıs 1960 askeri darbesinden sonra, dönemin iktidar gücünü elinde bulunduran Milli Birlik Komitesi tarafından 1961 yılında çıkarılan ve küçük değişikliklerle birlikte halen uygulanmakta olan 224 sayılı ''sağlık hizmetlerinin sosyalleştirilmesi hakkındaki kanun'' ile birlikte ilk kez sağlık hizmeti, devletin ifa etmesi gereken bir görev olarak tanımlanmıştır. Bu yasayla, ülke sınırları içinde yaşayan tüm vatandaşlar devletin açtığı sağlık şemsiyesi altına alınmıştır. Buna göre her 5-10 bin vatandaş için 1 sağlık ocağı inşa edilecek, personeli sözleşmeli olarak temin edilecek, personel için lojman ve barınma imkanları oluşturulacaktır. Sosyalleştirilmiş bölgelerde, hastanın ücretini ödemek koşuluyla istenilen sağlık personelini ve kurumunu seçme hakkı vardır (Madde 5). Bağlı oldukları sağlık ocaklarına başvuranlar, bu kurumca sunulan her tür sağlık hizmetinden parasız yararlanacaktır (Madde 14). Sosyalleştirilmiş bölge veya kurumlarda çalışan kamu sağlık personeli tam gün çalışacak ve serbest meslek icra edemeyecektir (Madde 3). Sosyalleştirme kapsamında çalışmayan sağlık personeli mesleklerini serbest olarak icra edebilecektir (Madde 4).

Sağlık sistemi en uçtan merkeze doğru sağlık evleri, sağlık ocakları ve hastaneler olmak üzere yapılandırılır. Hizmetten yararlanacaklar öncelikle bağlı oldukları sağlık evi veya sağlık ocağına başvururlar ve tıbbi bakımdan gerek görülmedikçe hastaneye sevk edilmezler (Madde 13). Bu sistem içinde sağlık ocakları birinci basamak, hastaneler ise yeterlilik düzeylerine göre ikinci ve üçüncü basamak kurumlar olarak tanımlanırlar. Hastaneler tedavi edici hizmetlerin yanı sıra kendilerine verilen koruyucu ve sosyal sağlık hizmetlerini gerçekleştirmek ve sağlık ocaklarındaki personelin mesleki gelişimine yardımcı olmak zorundadırlar (Madde 12). Bir bölgede sağlık hizmetlerinin en iyi şekilde yürütülmesi için gereken tesisler, lojmanlar, malzeme, araçlar ve personel temin edilmedikçe o bölgede sosyalleştirme uygulanamaz (Madde 17)

Yukarıda özetlediğim yasa, 2.dünya savaşı sonrası Avrupa ülkelerinde yaygınlaşan sosyal devlet anlayışının Türkiye'deki yansıması niteliğindedir. İngiltere ve İsveç gibi ülkelerde benzeri bugün büyük oranda hala uygulanmakta olan bu yasa, ülkemizde 1963 yılında Muş ili pilot seçilerek denenmeye başlamış, 1967'ye kadar tüm doğu illerimizde,1981'e kadar toplam 53 ilimizde uygulanmaya geçilmiş, 1983'te ise tüm ülkede uygulanması kararı alınmıştır.

Yasa kendi içinde tutarlı ancak zaafları olan bir yasadır. En önemli zaaf finansman konusundaki muğlaklıktır. Yasaya göre sağlık hizmetinin finansmanı vatandaşların ödedikleri prim, kamu kurumlarının bütçeleri ve hastaların hizmeti kullanım anında yapacakları cepten ödemelerle sağlanacaktır (Madde 2).Bu yasanın çıktığı dönemde ve sonrasında hiçbir zaman ne yeterince prim toplanabilmiş, ne de kamu kurumlarının bütçeleri bu hizmetin finansmanına yeterince katkı sağlayabilmiştir. Kaliteli ve etkin bir sağlık hizmet sunumu için gerekli yatırımlar hiçbir zaman yeterince yapılmamış, sonuçta primlerini ödeyen insanlar yetersiz bir sağlık hizmeti ile karşı karşıya bırakılırken prim ödemeyenler bu hizmetten neredeyse tamamen mahrum bırakılmışlardır.

Bu arada parası olanlara daha iyi hizmet olanakları sunmak üzere muayenehaneler açılmasına, önceleri devlet kurumlarından istifa etmek kaydıyla müsaade edilirken, sonradan bu şart kaldırılmış ve hekimlerin hem devlet kurumlarında çalışıp hem de muayenehane açmasına hak tanınmıştır. Bu uygulama zamanla bazı hekimlerin bu durumu istismar etmesine zemin hazırlamış, kimi zaman hekime muayenehanesinde ücret ödemenin, hastanede tetkik, yatış veya ameliyat gibi işlemlerini yapılabilmesinin ilk şartı haline gelmesine yol açmıştır. Hastanelerdeki yoğunluk ve imkan kısıtlılıkları ise bu istismarın bahanesi olmuştur. Bu dönemlerde kurulan özel hastaneler ise daha çok cerrahi branş hekimlerinin ameliyat yaptıkları, poliklinik hizmeti verilmeyen hastanelerdi. Bu hastaneleri veya muayenehaneleri tercih edebilen insanlar masraflarını kendi imkanları ile karşılıyorlardı.

Sağlık yatırımlarının, köyden kente göçün etkisi ile şehirlerde ve özellikle büyük şehirlerde oluşan nüfus yoğunluğu ile aynı oranda gerçekleşmemesi sonucu, son 15-20 yılda hastaneler şifa kapısı olmaktan çıkıp ''çilehaneye'' dönüştüler. Bu dönemde ortaya çıkan hizmet açığını özel sektör fark etti ve hızla doldurdu. Birçok laboratuar, görüntüleme merkezi, ayaktan tanı ve tedavi hizmeti sunan poliklinikler ve tıp merkezleri yanında, ameliyat ve diğer yatarak tedavi hizmetlerini sunabilen birçok özel hastane açıldı. Bunların bir kısmı kamu hastanelerinin birçoğunda yapılamayan tetkik ve tedavileri yapabilecek kapasiteyi yakaladı. Sonuçta kademeli olarak önceleri devlet imkanları ile yeterince sağlanamayan yoğun bakım, açık kalp ameliyatları gibi bazı sağlık hizmetleri özel sektörden anlaşmalarla satın alınmaya başlandı, bunu bilgisayarlı tomografi, MR gibi bazı tetkiklerin özel kurumlarda yaptırılmasına olanak tanınması izledi.

Son olarak, mevcut hükümet döneminde önce Emekli Sandığı mensuplarına, sonra da SSK mensuplarına ayaktan tanı ve tedavi hizmetlerinin yanı sıra ameliyatlarını da özel hastanelerde yaptırabilme olanağı sağlayan kanunun uygulamaya girmesiyle, sağlık hizmetlerinin büyük oranda özelleştirilmesinin önü açıldı. Sırada çıkması beklenen sosyal güvenlik yasa tasarısı var. Bu yasanın çıkmasıyla birlikte SSK, Emekli Sandığı ve Bağ-kur birleştirilecek, herhangi bir güvencesi olmayan vatandaşların primleri ise devlet bütçesinden ödenmek kaydıyla,tüm vatandaşlarımız ücretsiz sağlık şemsiyesi altına alınacaktır. Bu başarılabilir ve finansmanı da sağlanmak koşuluyla idame ettirilebilirse, tüm tartışılabilir yanları bir tarafa, vatandaşın rahatlığı açısından devrim niteliğinde bir uygulama olacaktır.

Gelecek yazımda konuyu tartışmaya devam edeceğim.
Sağlık dolu günler dileklerimle,

drkadirinal@yahoo.com

Bu makale toplam 562 defa okunmuştur.

 

ABD Doları (USD) Alış 1.1880, Satış 1.1980; Avrupa Para Birimi (EUR) Alış 1.8820, Satış 1.8980
Copyright © 2004 - 2008 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Telefon: 0212 621 19 29 | Faks : 0212 532 08 59 | haber10@gmail.com | Tasarım ve Kodlama: Haber10 Teknik Ekibi