- |
|
Çok Okunanlar
Basından Seçki
|
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() Hikmet Kıvılcımlı
Osmanlı'dan Cumhuriyete
İki kısa karşılaştırma yapalım: ÜRETİM TEMELİ: Bütün kadim imparatorluklar gibi, Osmanlılığı da toprak meselesi kurdu, toprak meselesi yıktı. Osmanoğullarının (herhangi sosyalist bir şuur iddiası dışında) sırf tarih öncesi ilkel sosyalizminin toprak özel mülkiyetine önem vermeyen göçebe toplumundan geldikleri için, yaptıkları tarihcil devrim yoluyla kendiliğinden uyguladıkları DİRLİK DÜZENİ köklü toprak devrimi oldu. Gittikçe derebeğileşildi. Dirlik düzeni kankıranlaştı. Dirlik düzeni yerine sözde derebeğileşmeye çare olarak: Kesim düzeni geçti. Mukatacılık kamu topraklarını Bezirgan-Tefeci sermayenin emrine verdi. Roma'nın, Bizans'ın bir türlü tam gerçekleştiremediği para iradı uygulandı. Kamu toprakları "malikane" adıyla Tefeci-Bezirgan önsermayenin önce sözde gelgeç ve kiracı olarak tasarrufuna, sonra ebediyyen tasarrufuna, en sonra, "Batılılaşmak" parolası ile mülkiyetine aktarıldı. Hazinesi toprak gelirine dayanan Osmanlılık, bağıra çağıra çöktü. Bugün Türkiye'de toprak meselesi budur. Cumhuriyetin tarih gelişimi bakımından birinci vazifesi; "Mütegallibe" elinde kördüğüm olmuş toprak meselesini çözmekti. 40 yıl köylüye uzaktan platonik aşk ilan edip, "Efendi" ağıdı okuduk. Bu durum, çalışan köylüyü Antika Eti, Asur, Babil münasebetleri içinde, fakat Babil'in sulama kanalları bulunmadığı için, gittikçe "Erozyon" (aşınma, verimsizleşme) gösteren susuz çölde "yeşil kurbağa" iniltisiyle bıraktı. Demokrasi sayesinde,''Hacıağa" adını alan "Eşraf ve Mütegallibe"ye "oy davarı" sağladık. Hala köyde kalkınmayı 5 bin yıllık Tefeci-Bezirgan eliyle yapacağımızı umduk. "Toprak Reformu" sözcüğü kara kaplı kitaba girince, mesele kalmadı. Köy faciamız budur. Modern Batı medeniyeti, Avrupa'daki Antika Tefeci-Bezirgan sermayeyi kökünden kazıyan sanayi sermayesi girişkinliği ile doğdu. Demek, sahiden "Batılılaşmak" istiyorduysak, herşeyden önce toprağımızı ayrık otu gibi bürümüş ve yabancı sermaye yılanını cangahımıza işletmiş bulunan o Acente - Bezirgan, Tefeci - Banker önsermayeyi tasfiye etmekti. Tasfiye şöyle dursun, milli sanayimizin can düşmanı, rakip ecnebi şirketlere öncülük ve ardcılık eden, büyük şehirlerin sömürge artığı kodaman bezirganlarına "kayıtsız, şartsız egemen" akıl hocası ve güdücü olmayı sağladık. Şehir faciamız budur. Ekonomi temellerimizdeki çıkmaz, böylece antika medeniyetler tarihinin bitmez tükenmez işkenceli kadim çıkmazı olur. ÜSTYAPI İLGİSİ SOSYAL ÜSTYAPI: Kadim tarihte gaalip gelen akıncı azınlık üst - sınıf olmadan önce, devlet sınıflarını teşkil etti. Osmanlıda "Devletlu" dört sınıf oldu: İlmiyye (bilim sınıfı), Seyfiyye (savaş sınıfı), Mülkiyye (idareci sınıf), Kalemiyye (maliyeci sınıfı). Bu dört devlet bölüğü dışında kalan "Reaya" yurttaşlar "ecnebi" sayıldı. Osmanlı idaresi, dördüzlü devletlular arasında oynanan bir oyun, bir satrançtı. Çok geçmedi: Devletlular "hadem, haşem" lüksünü arttırdıkça hüdayinabit sosyal adalet gitti. Üst tabakalar derebeğileştikçe tepişmeler arttı. "İlmiyye" ile "Seyfiyye" gündelik "alüfe" ile geçiniyordu. Derebeyileşme ve Tefeci-Bezirgan çapulu toprak gelirini budadıkça, masraflar için "züyef akça" (kalp para) çıkarıldı. "Alufe"ler bu alım gücü düşük para ile ödendiğinden, Seyfiyye ile İlmiyye ikide bir "kazan kaldırdı". Birkaç vezir kellesi uçuruldu. Ayaklananlara "ihsan'ı şahane", "mansıp" dağıtıldı. Gelgeç olarak mesele örtüldü. Türkiye Cumhuriyeti: Osmanlı sosyal münasebetlerini ürkütmeksizin, sırf siyasi yüzeydeki reformların tutunabileceğine inanmış' "zafer" yiğitlerince kuruldu. Halka "ecnebi" denilmedi. "Saray"ın kayırmadığı aydınlar, memurlar ve halk siyasete "yabancı" tutuldu. Tek parti devri gözde mütekait ve büyük memurlar politikasını yaşattı. "Zafer" yiğitleri, Mustafa Kemal'e "Gazi" denildiği ilk ülkücü günlerde kadim tarih mütegallibesini "vesayet"le idareye çalıştılar. Çok geçmedi, Osmanlı ıslahatçılarının yıkılışa tek sebep saydıkları "Kapıkulu" çoğalmasını andıran, memur çokluğu çığlaştı. Artan "Devletçilik" yükünden hoşnutsuzlaşan halk, kadim Osmanlı üst-sınıflarının dış yardımlara tutunarak "şartsız kayıtsız" iktidara gitmelerine ("denize düşenin yılana sarılması" kabilinden) oy verdi. Çok parti oligarşisinin azıttırdığı vurgun ve pahalılık altında maaş ve şereflerinin yıprandığını gören "üniversite" (bilim sınıfı "İlmiyye") ile "Silahlı Kuvvetler" (savaş sınıfı "Seyfiyye") elele verip bir çeşit içeriden "tarihcil devrim" yaptılar. 27 Mayısla birkaç bakan (vezir) idam edildi. "Tasarruf bonosu", "permi" vs., gibi şeyler icadedildi. "Sosyal Adalet" sloganı anayasaya girmekle yetinildi. Sosyal üst yapımızdaki çıkmazın kadim tarih açmazı olduğunu Alaska Senatörü Ernest Gruening raporunda şöyle yazdı: "Sağ kanadın feodalist ve zengin unsurları 1960 askeri darbesinden hemen hiçbir zarar görmeden kurtulmuşlardır ve parlementoda temsil edilen 5 siyasi partinin hepsini de sıkıca avuçlarının içine almışlardır." Ekonomik temel ile sosyal üstyapısı kadim tarih damgasını taşıdığını göze batırmak için şemalaştırabiliriz. TÜRKİYE OSMANLI YÜZLEŞTİRMESİ OSMANLILIKTAN ÇIKAMADIĞIMIZIN ŞEMASI
* Bu makale, http://www.comlink.de/demir/kivilcim/eserler/ sitesinden alınmıştır.
Dr. Hikmet Kıvılcımlı, Tarih, Devrim, Sosyalizm, 1965 Bu makale toplam 4110 defa okunmuştur.
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||