- |
|
Çok Okunanlar
|
|
||||||||||
![]() Adnan Faruk
Empati mi, Samimiyet Testi mi?
Cumhuriyet Başsavcısının, AK Partinin kapatılması yönündeki isteğinin, Anayasa Mahkemesince red edilmesinden sonra, seslendirilen en önemli talepler, “uzlaşma” ve AK Partinin “samimi” davranmasının gerekliliği etrafında yoğunlaşmaktadır. Şu an için gizli gizli seslendirilen uzlaşma talebinin arkasında yatan temel isteğin, AK Parti ile CHP arasında bir işbirliğinin başlatılması ve medyanın da bu sürecin tarafı yapılması olduğu açıktır. Aslında bu tür taleplerin seslendirilmesi, hoş görülmesi veya kabul edilmesi demokratik geleneğin dışına çıkmak anlamına gelmektedir. Halbuki demokratik gelenekte, herkes görüşlerini açıklar, seçim yapılır ve millet kimi veya kimleri tercih etmiş ise onların oluşturduğu işbirliği ülkeyi yönetir. Bu anlamda, sadece koalisyon iktidarları, farklı siyasal eğilimler arasındaki uzlaşma ile ortaya çıkmış iktidarlardır! Demokratik geleneğe uygun olan uzlaşma, millet ve milleti oluşturan bireyler ile siyasi partiler arasında olaşan uzlaşmadır. Milletin bir kısmı siyasi partiye oy vererek, onun politikalarını benimsediğini ve uzlaştığını ortaya koyar. Diğer taraftan ise iktidar partisi kendine oy vermeyen kesimlerin taleplerini gözeten politikaları yaşama geçirerek millet ile uzlaşma adımları atmış olur. Gerçekçi ve kalıcı uzlaşma da ancak böyle sağlanabilir. İşte bu, toplum zemininde sağlananmış bir uzlaşmadır. Sağlıklı olan bu önermeye rağmen, AK Partinin kapatılmasına ilişkin Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu kararın biçimi ve kimilerinin önerdiği uzlaşma ise tavanda, elitler ile iktidar partisi arasında, uzlaşma sağlanmasını içermektedir. Milletin iradesine saygı duyan herhangi bir anlayışın, bu talebi benimsemesi doğru değildir. Yüksek sesle dillendirilen diğer bir konu ise “samimiyet” vurgusudur. Aslında, samimiyet hem bir algı, hem de hissedilen bir tutumdur. Bununla birlikte, AK Parti ve Recep Tayip Erdoğan için gündeme getirilen “samimiyet”, salt bir algı ve bu algı üzerine kurulan önyargılar biçiminde kendini ortaya koymaktadır. Yani sergilene tutum, yaşanılmış bir ilişki ve iletişimden ortaya çıkmış bir algı ve hissedilen duygu değildir. Bu nedenle de bu konuyu gündeme getirenlerin, daha somut örnekler üzerinden düşüncelerini, iletişime açık bir dil ile ifade etmeleri gerekir. Aslında asıl sorunun, AK Parti ile parti hakkında “samimiyet” sorunu yaşayan kesimler arasında, direk iletişimin kurulamamış olmasıdır. İktidar partisi ve bu sorunu yaşayanlar arasında, CHP ve kimi sivil toplum kuruluşları gibi aşılması imkansız duvarlar bulunmaktadır! Bu ise AK Partiye oy vermemiş ve AK Partinin politikaları hakkında kuşkuları olan kesimlerin sorunu değildir. Bu, AK Partinin sorunudur. Ak Parti bu sorunu çözmelidir. Mesela, parti vitrinine birkaç farklı ismi yerleştirmenin sorunu çözmediği açıkça ortadadır! Var olan güven sorununu gidermek ve milletin diğer fertleriyle de buluşabilmek için AK Parti yeni bir siyaset tarzı geliştirmelidir. Yeni bir siyaset tarzı, millet iradesi dışı önermelerin peşine takılmak anlamında algılanmamalıdır. Başlangıç adına, sorun oluşturulan ve konuşulmaktan kaçınılan bazı konuları tartışmaya açmak ile işe başlanabilir. Sorun alanı olarak ortaya çıkan konuların bazıları, siyasi parti düzleminde tartışılması gerekirken konulardır. Bazılarının ise siyasi partiler düzleminden öte akademisyenler, yazarlar ve bireyler arasında tartışılması, daha sağlıklı ve kalıcı sonuçlar doğurabilecektir. Bir kısım kadınların rahatsızlık duydukları konulardan birisi, kadın ve erkeklerin ayrı ayrı oturmalarıdır (Haremlik-selamlık). Aslında, toplumsal yapımızın temellerini oluşturan kırsal ve göçebe geleneğin beslediği bu tutumu ve bunun din ile ilişkisini yeniden tartışmak gerekebilir. Tartışılması gereken diğer bir konu ise giderek muhafazakarlaşan dünyanın Türkiye’deki yansıması ve bunun nasıl algılandığı gerçeğidir. Başörtüsü takan kadınların, başörtüsü takma gerekçelerine ilişkin algı farklılığı da, ciddi bir sorun olarak ortada durmaktadır. Bunların tümü toplumsal kesimler ve bireyler arası ilişkileri ilgilendiren konulardır. Bu nedenle de, toplumu oluşturan kesimleri arasında tartışılmasını sağlamak gerekir. AK Partinin ve AK Partiye oy veren seçmen kitlesinin, bir kısım kadınların ve bireylerin yaşam tarzları konusunda empati yapmasını hepimiz talep ediyoruz. Bunun yanı sıra, yaşam biçimleri konusunda kaygıları olan ve empati talep eden kesimlerin de, başörtüsü takan kadınların eğitim haklarının ve kamu alanındaki sınırlandırmalar konusunda empati yapmaları gerekmektedir. Yıllardır dayatılan bir yasağın kalkmasının, farklı sorunlara neden olabileceği türünden bir önyargı ile hareket etmenin, doğru ve tutarlı bir talep olduğunu ifade etmek mümkün değildir. Kısacası, toplumu oluşturan tüm kesimler empati yapmak zorundadır. Toplumun bir kesiminden empati yapmasını talep edip, diğer kesimler için talep etmemek, yanlış olacaktır. Yanlışlığın yanı sıra, doğru sonuçların ortaya çıkmasına da engel olacaktır. İşte tam da bu noktada, hiç kimsenin bir ötekini “samimiyet testinden” geçirme hakkı yoktur! Yapılması gereken, toplumun tüm kesimlerinin ve tüm bireylerinin bir ötekisi hakkında empati yapmasıdır. İnsanların değişmesini talep etmek yerine, demokratik ilkelere bağlı kalmak koşuluyla, herkesi olduğu gibi kabul etmek zorundayız. Buradaki tek istisna, şiddetin önerilmesidir. Şiddeti öneren ve şiddeti bir yöntem olarak benimseyenler ile ilgili yapılacak tek şey hukuki süreçleri işletmektir. Temel ilke, insanları “samimiyet testinden” geçirmek değil, empati yapmak olmalıdır. farukadnan@gmail.com Bu makale toplam 3533 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||