- |
|
Çok Okunanlar
Basından Seçki
|
|
||||||||||
![]() Adnan Faruk
Ergenekon; Yanlışlar ve Doğrular
Türkiye’yi son aylarda meşgul eden en önemli konulardan birisi, “Ergenekon” olarak adlandırılan operasyondur. Gözaltı ve tutuklamalardan sonra iddianamenin kamuoyuna yansımasıyla birlikte yargılama süreci de başlamış oldu. Bu aşamada yapılabilecek en önemli talep, yargılamanın olabildiğince şeffaf olmasıdır. Şu ana kadar, “Ergenekon” operasyonu hakkında yapılan değerlendirmeleri ve sergilenen tutumların tümünü analiz etmek güçtür. Çünkü, ülkemizde var olan her bireye göre değişen değerlendirmeler yapılmış ve tutumlar sergilenmiştir. Bu nedenle, değerlendirmelerden öte, sürecin ortaya çıkardığı kimi doğruların ve yanlışların altını çizmek daha sağlıklı sonuçlar verebilir. Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki; Ergenekon operasyonunu salt gözaltılar ile değerlendirmek büyük bir yanlışlık olacaktır. Süreci, 2003 tarihinden bu yana sergilenen kimi olaylarla birlikte değerlendirmek gerekir. Sürecin mevcut halini; BM’nin Kıbrıs için önerdiği çözüm süreci, kamuoyuna yansıyan darbe hazırlıkları, internet üzerinde dolaştırılan binlerce e-mail, PKK terörünün artması, Danıştay saldırısı, saldırı sonrasında oluşturulan atmosfer, Cumhuriyet mitingleri, gece yarısı bildirisi ve 367 dayatması gibi olaylarla birlikte düşünmek gerekir. Ergenekon operasyonu ile birlikte ortaya çıkan yanlış tutumlardan birisi de, olup biteni demokratik işleyiş ve demokratik tutum açısından değerlendirmek yerine, düşünsel yakınlıklarımıza göre değerlendirmeyi tercih etmektir. Klasik bölümlenmede kendilerini “sol” veya “sosyal demokrat” olarak tanımlayan kimi kesimlerin içine düştüğü temel yanlışlık budur. Bu tutumu anlamak mümkün değildir. “Ötekiler yanlış yaparsa kötü, bizden birisi yaparsa, işin arkasında komplolar aramak” şeklinde özetlenebilecek bu tutum, aynı kesimlerce, operasyonun her aşamasında sergilenmiştir. Bahsettiğimiz tutumun en uç noktası ise CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın sergilediği tutumdur. Baykal, iddianame ve suçlamalar ortaya çıkmadan “Ergenekon operasyonunun avukatı” olduğunu açıklamaktan çekinmemiştir. İddianame açıklandıktan sonra, metni okumadığını belirten Baykal, daha sonra, “bunların tamamı fasa fiso” diyerek içinde bulunduğu önyargıyı dışa vurmaktan kaçınmamıştır. Bu tutumu; demokratik gelenek, demokratik anlayış ve hukuka saygı ile izah edebilmek mümkün değildir. Tamda bu tutum nedeniyle; devletin imkanlarından yararlanarak çete kurdukları ifade edilen kişilerin yargılanma sürecini sabote etme ve kamuoyunu yanıltma çalışmalarının tarafı olanları, faşizm özentisi içinde yaşayanlar olarak tanımlamak yanlış olmaz. Dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de bazı insanlar cuntacılıktan ve çetecilikten medet umabilirler. Ancak, insan hak ve özgürlüklerine saygılı olanların, darbecilik ve cuntacılıkla suçlananların yargılanmasını engelleme çabaları içinde olmalarını düşünmek mümkün değildir. Susurluk olayı sırasında kaçırılan tarihi fırsatın, Ergenekon olayıyla da kaçırılmasına neden olabilecek tutumların içinde olmak, hem büyük bir yanlışlık hem de insanlık suçudur. Tüm bunların yanı sıra yapılan diğer bir yanlışlık ise Ergenekon operasyonunu Türkiye’nin demokratikleşme sürecinin başlangıcı olarak görmek ve sunmaktır. Bu, büyük bir yanılgı olur. Bu sürecin; demokratikleşme ve çete türü oluşumların tavsiyesi için önemli bir süreç olduğu açıktır. Ancak; tam demokratikleşme için yeterli bir süreç olmaktan çok uzaktır. Ülkemizin demokratikleşmesi; devletin tüm kurum ve kurallarıyla demokratik sisteme tabi olması, her türlü işlemin ve karar alma sürecinin şeffaf olması ve hesap verebilir olmasına bağlıdır. Bunlar olmadan, tek bir çetenin ortadan kaldırılmasını efsaneleştirerek sunmak, toplumsal hafıza ile oynamaktır. Tam demokratikleşme için bu yanlışa düşmemek gerekir. Türkiye’nin, demokratikleşmesi ve demokratik geleneği içselleştirebilmesi için geçmiş darbecileri koruyan yasal düzenlemeler kaldırılarak, eski darbecilerin yargılanmasına olanak sağlanmalıdır. Darbe dönemi koşullarında hazırlanmış olan 82 Anayasası değiştirilmelidir. Milletin egemenliğini sınırlayan pratiklerin önüne geçilmelidir. Ülke yönetimine etki eden ve milleten gizlenen belgeler (Kırmızı Kitap…) ortadan kaldırılmalıdır. Bürokratik elitin ürettiği “kırmızıçizgilerin” yerine milletin “kırmızıçizgileri” geçirilmelidir… Bu arada; Ergenekon operasyonu ile ortaya çıkan doğru sonuçlardan birisi ise Türkiye’de ilk kez, “devlet adına ve devletin çıkarı için insan öldürmeyi” benimseyen anlayışın, millet nezdinde, mahkum edilmesidir. Osmanlının son dönemlerinden bu yana var olduğu bilinen “devletin çıkarları” için “faili meçhul” cinayetler işleme ve bu cinayetleri muhalif kesimlerin üstüne atma geleneği, ilk kez milletin büyük bir kesimi tarafından, izlenmiş, yanlışlığı teslim edilmiş ve mahkum edilmesinin gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu çerçevede; milletin, gördüğü bu gerçekten hareketle, yakın tarihimizdeki tüm siyasi cinayetlerin ve faili meçhullerin (Uğur Mumcu, Bahriye Uçok, Muammer Aksoy, Turan Dursun, Ahmet Taner Kışlalı, Eşref Bitlis, Necip Hablemitoğlu, Cem Ersever…) yeniden soruşturulmasını talep etmesi doğru bir tutum olacaktır. Millet iradesine, demokratik işleyişe ve insan haklarına saygılı bir Türkiye için olup biteni iyi değerlendirelim! farukadnan@gmail.com Bu makale toplam 3331 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||