|
Çok Okunanlar
Basından Seçki
|
|
||||||||||
![]() Yıldırım Türker
Koronun hüznüne karşı
Bu paranoya güldürüsünün ne noktaya kadar gidebileceğini merak eder olmuştum ki Cüneyt Özdemir imdadıma yetişti. Gazeteci tatil yapmaz ya, Özdemir de sitesindeki Bodrum notlarından doğru bize ibret servisinde bulunuyor: Yalıkavak’ta bir balıkçı, ‘ne olur ne olmaz’ diye duvarındaki Atatürk resmini indirmişmiş. Tüyleriniz ürpermedi mi? Yalıkavak’taki balıkçıya gelene dek birçok köşe yazarı, sabaha karşı kapılarının çalınabileceğine yönelik kaygılarını ilan etmişti. McCarthy dönemini ananlar, Ziverbey Köşkü’nü yâd edenler, cadı avı diye avaza bağıranlar, Ergenekon çetesinin AKP tarafından şıpınişi uydurulmuş bir büyük yalan olduğundan hiç kuşku duymuyor. Şerefine kefil oldukları paşa eskilerinin darbe planlarında medyanın kod adının ‘koro’ olması biraz olsun yüzlerini kızartmıyor anlaşılan. Ergenekon tutuklamalarının biçimi, emniyet güçlerinin zanlılara muamelesinin üslubu koronun apansız insan hakları avukatlığını keşfetmesine neden oldu. Bunun bile önemli bir adım olabileceğini düşünmekteyim doğrusu. Evet, memleketimizde polis ve jandarmanın insan hakları ihlâllerinin, AKP döneminde de, bu konudaki ‘sıfır tolerans’ vaatlerine rağmen, asla üstüne gidilmemiştir. İşkenceci polisler ve amirleri, marifetleri ayyuka çıkmakla birlikte ya zamanaşımından ya hepimizin bildiği farklı süreçlerden geçirilerek cezasız bırakılmaktadır. Ama gönüllü koronun şimdi Kuddusi Okkır’ın utanç verici ölümü karşısında kıyameti koparırken şu an, şu sırada hücrelerde ölümünü bekleyen, korkunç işkenceler sonucu sakat kalmış diğer insanları ısrarla görmezden gelmesi dertlerinin insan haklarıyla olmadığını gösteriyor. Biz gündeme getirdikçe yüzümüze çarptıkları ‘hırsızın hiç mi suçu yok?’ kapılarını unutup, paşalara dokunulana dek teferruat olan insan haklarını şiar edinmeleri, şimdi sadece taraf oldukları gücü savunma refleksinden. En liberal, geçmişi solcu olanların bile paşalarına dokunulması karşısında infiale kapıldığını görüyoruz. Burada babasının zulmünden sürekli şikâyet eden, ona karşı direniş egzersizleri yapan fakat babasına başkalarının dokunması karşısında da canı yanıp kıyameti koparan ergen psikolojisi sezmiyor musunuz? Zalimdi, darbeciydi ama babamdı, hissi. Militarizmin bu toplumun bütün hücrelerine bu denli güçlü nüfuz etmişliği karşısında yeise kapılmak mümkün elbet. Paşalarının sabaha karşı alınması, F tipi hapisanelere yerleştirilmesi karşısında gerçek bir dehşete kapıldığı, dünyanın ayakları altından çekiliverdiğini hissediyor kimileri. Oysa aynı paşaların toplumun önemli bir kısmını sabaha karşı evlerinden alıverme çalışması içinde olduğu ayyuka çıkmış durumda. Şunu alfabe düzenine sokup baştan ezber etmekte yarar var: Evet, şu an yaşananlar bir iktidar mücadelesidir. Bu iktidar mücadelesine taraf olmak istemeyen kimi sol kesimler de Ergenekon davasının asla bir sonuca ulaşmayacağını, bir demokrasi mücadelesi olarak görülemeyeceğini iddia ediyor. Bu iddiada doğruluk payı elbette çok büyük. AKP’nin demokrasi mücahidi bir odak olduğuna içtenlikle inanan varsa, onlara hiçbir sözümüz olamaz. Ama ortada Tolon tarafından sessizlikle karşılanıp kabul görmüş günlükler, Özkök tarafından en açık imayla onaylanmış darbe teşebbüsleri varken; daha birkaç yıl öncesine kadar en üst düzey komutanken tutuklanmış paşalar söz konusuyken bunun dışında kalmamız gereken bir filler itişmesi olduğunu savlamak mümkün müdür? Tayyip Erdoğan’ın Ergenekon’u ‘temiz eller operasyonu’na benzetmesine kulak asmak da mümkün değil elbet. Şimdilik Ergenekon davasının AKP’ye yönelik darbe teşebbüsüyle kısıtlı olduğu görülüyor. Eregenekon davasının bir temiz eller operasyonu olabilmesi için, gerçekten demokrasinin temellerini atabilecek bir girişim olarak tarihe geçebilmesi için 80 öncesi Maraş katliamından Susurluk’un girdisi çıktısına, İstanbul-Kocaeli üçgeninde öldürülenlerden, Güneydoğu’da göz göre göre kaybedilenlere, Kulp’ta patlayan toplu mezardan, Özgür Gündem Gazetesi’nin bombalanmasına kadar uzayan bir hatta ilerlemesi icap eder. Ama işte bu noktada memleketin hayrını isteyenlerin Ergenekon davasında müdahil olarak izleyici, yönlendirici olmaya sıvanması şarttır. Yoksa sadece Şenuygur ile Tolon’un AKP karşıtı darbe teşebbüsünden cezalandırılmasıyla elbette Türkiye demokrasi düzlemine geçiş yapamayacaktır. Kaldı ki AKP’nin demokrasi anlayışı, daha birkaç gün önce Meclis’te açık seçik sergilenmedi mi? Hatırlayalım. HADEP Silopi İlçe Başkanı Serdar Tanış ile ilçe yöneticisi Ebubekir Deniz, 25 Ocak 2000’de ifade vermek üzere Silopi Jandarma Karakolu’na gitmiş, bir daha da kendilerinden haber alınamamıştı. Beş yıl sonra, 2005’te Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu konuda Türkiye’yi toplam 150 bin Euro ödemeye mahkûm etti. Şimdi Ergenekon operasyonu kapsamında aranan emekli Tuğgeneral Levent Ersöz’ün bu ‘kayıp’larla ilgisi olduğu anlaşılıyor. DTP Muş Milletvekili Sırrı Sakık da Tanış ve Deniz’in fotoğraflarının bulunduğu afişi konuşmasını yaparken TBMM Genel Kurulu’ndaki kürsüye astı. AKP milletvekillerinin nasıl canhıraş bir gayretle afişin indirilmesi için çırpındıklarını belki görmüşsünüzdür. Ufuk Uras, bianet’e verdiği demeçte can alıcı noktaya parmağını basıyor: “Bazı parlamentlerler bir gerçekliğin afişe edilmesinden rahatsız oluyorlarsa bu eleştiri doğru bir hat üzerinde yapılıyor demektir. Bizim istediğimiz gerçekleri öğrenmek. Kaybedilen insanların arkasında, bu eylemlerin arkasında organize güç varsa, münferit değilse bölgedeki bu yoğun kayıpların bu örgütlenmeyle ilişkisini ortaya çıkaracak bilgilenmeye ihtiyaç var. Meclis’te bu meselelerin üzerine ne kadar gidilse yeridir.” Bu yol ağzında yapılması gereken Ergenekon davası konusunda gerçekten gidilmesi gereken yere doğru bir baskı oluşturmaktır. On yıllardır güneydoğudaki savaş sürecinde binlerce faili meçhul ve kayıp yaşanmıştır. Orhan Miroğlu, geçen gün Taraf’ta durumu özetlemiş: “Ergenekoncuları Kürt savaşı büyüttü. Onların derin tecrübeleri de pervasızlıkları da bu savaş yıllarına aittir. Bu savaş yıllarında elde ettikleri tecrübeler ve pervasızlık; hiçbir kanunun, hukukun dokunamadığı bu insanları suçla dolu geçmişleriyle yüzleşmek yerine onları yeni yasadışı örgütler kurmaya ve suçlar işlemeye itti, itiyor. Tuğgeneral Levent Ersöz Ergenekon’un henüz yakalanamayan sanıklarından. HADEP ilçe yöneticileri Ebubekir Deniz ve Serdar Tanış’ın katledilmesinden sorumlu tutuldu ve ifadesi alınamadı. *** Bu aşamadan sonra ‘Ya Fırat’ın ötesindeki Ergenekon’ sorusunu gündeme getirmek, bütün mağdurların ve Türkiye’nin bağırsaklarını temizlemeden yana olan herkesin temel meselesidir diye düşünüyorum. Bunun için de, ‘Fırat’ın ötesindeki’ mağdurları temsil iddiasında olan sivil toplum örgütlerinin ve partilerin kendilerini suskunluktan kurtarmaları gerekiyor. Ben olup bitenler karşısında bu güçlerin yapabilecekleri birçok şeyi ertelediklerini, anlaşılması zor bir gönülsüzlük içinde bulunduklarını seziyorum. Bu gönülsüzlüğün ve suskunluğun, Türkiye’ye Susurluk ve Şemdinli davalarında olduğu gibi yeni bir hayal kırıklığı yaşatmasından endişe duymamız lazım.” Koronun hırçın hüznü, paşalarını aklamaya çalışadursun, AKP ile ordu bize asla sızdırılmayacak görüşmeleriyle çeşitli pazarlıklar yapadursun, bildiklerimiz hiç de az değil. Üstelik failleri de gayet iyi biliyoruz. Bu makale toplam 419 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||