- |
|
Çok Okunanlar
|
|
||||||||||
![]() Rüstem Budak
Türkiye- Balkan Hattı
Giriş: Osmanlı İmparatorluğu’nun bakiyesi topraklar üzerinde onlarca devlet kuruldu. Bu topraklarda Osmanlı medeniyetin izleri ve etkileri devam etmektedir. Bu topraklarda sadece tarihi eserler, binalar, şehirler bırakmadı. Bir medeniyetin toplum ve kültür üzerindeki etkileri devam etmektedir. Bu etkilerin sürdüğü coğrafyalardan biri olan Balkanların konumu diğerlerinden farklıdır. Balkanlar, Osmanlı İmparatorluğunun İslamlaştırdığı ve medeniyet öngörüsünü yerleştirip kalıcı hale getirdiği bölgedir. Yaklaşık 500 yıl süren bu ortamda kendi dinamiklerini yerleştirmiştir. Osmanlı, Balkanlardan geri çekildiğinde yüzyıllık kaosta başlamış oluyordu. Bölge üzerinde egemenlik mücadelesi, farklı ulusların birlikteliğinin bozulup yerini çatışmaya bırakması, bölge üzerinden medeniyet hesaplaşmalarının yapılması düzeni alt üst edecekti. Soğuk Savaş’tan sonra Sıcak Savaş başladı. Sıcak Savaş ile birlikte herkes yerli yerinde kendini bulmaya başlamıştı. Balkan coğrafyasında bugün; Makedonya, Arnavutluk, Bosna, Sancak, Karabağ, Kosova, Sırbistan ve Hırvatistan gibi bağımsız veya yarı bağımsız ülkeler ortaya çıktı. Bunun yanında Yunanistan ve Bulgaristan gibi bizim için önemli bir Türk- İslam nüfusunu barındıran ülkelerde mevcuttur. 13- 14 Haziran tarihlerinde Sakarya Büyükşehir Belediyesi ve Sivil Toplum Örgütleri işbirliği ile yapılan Uluslararası Balkan Buluşması gerçekleştirildi. Bu büyük buluşmaya katılanlar: Prof. Dr. Cemalettin Latiç – Bosna - Hersek Milli Şairi / Akademisyen, Bayram Mulaku – Kosova Vushtrri Belediye Başkanı, Ahmet Hüseyin – Bulg. Hak Ve Özgürlükler Hareketi Kırcaali Milletvekili, Ahmet Hacıosman – Yunanistan Pasok Partisi Gümülcine Milletvekili, Tahir Zeynel Hasani – Arnavutluk Ardhmeria Vakfı Başkanı, Salih Murati - Makedonya SDA Partisi Genel Başkan Yardımcısı, Abdülmecit Nureddini - Makedonya Adeksan Başkanı, Av. Refki Taç – Kosovalı Akademisyen, Ahmet Sadriu – Kosova İslam Birliği Başkan Yardımcısı, Rıfat Fejziç – Karadağ Müftüsü, Muammer Zukorliç– Sancak Müftüsü, Vedat Ahmet– Bulgaristan Başmüftü Yardımcısı, İbrahim Şerif – Yunanistan Gümülcine Müftüsü Böylesi bir geniş katılımla Türkiye’de belki de ilk defa Balkan coğrafyasında yer alan bölgelerden temsilciler bir araya geldi. 2 gün boyunca yaşanan sorunlar, çözümler, endişeler paylaşıldı. Ben kendi şahsıma bu iki gün boyunca tesbit edebildiklerimi sizlerle paylaşmak istedim. 1-Balkan coğrafyası bulunduğu konum itibariyle Doğu- Batı dengesinde geçiş bölgesidir. Batı adıyla nitelendirilen modern düşünce ve birikimin ortaya çıktığı batı ve orta Avrupa’nın önünde durmaktadır. Tarihsel süreçte medeniyetlerin karşılaşma ve hesaplaşma alanı olmuştur. Sadece son yüzyılda iki büyük savaşın kıvılcımlarının yandığı yerdir. Batı tarihsel süreçteki tecrübeden hareketle kendisini korumak için bu bölgedeki her türlü dengeyi kendi lehine çevirmek istemektedir. Hali hazırda mevcut olan Osmanlı bakiyesi kimlikleri zihinsel altyapıdaki yargılardan dolayı tehlikeli olduğunu düşünmekte ve bunların tasfiyesi, eritilmesi için soykırıma göz yummak dahil her türlü yolu kullanmaktan çekinmemektedir. 2- Balkanlar, Kafkasya gibi birçok değişik ulusun var olduğu bir bölge durumundadır. Bu uluslardan güçlenenler diğerlerini sürüklemiştir. Ortak birlikteliğe dayalı ve güven içinde yaşadıkları dönem Osmanlı İmparatorluğu’nun hâkim olduğu dönemdir denilse abartılmış sayılmaz. Güçlü ülkelerin geçiş bölgesinde olan bölgede sürekli hareketlilik ve çatışma olmuştur. Buradaki uluslar arası çatışmanın argümanı olmuşlardır. Ulus kimliğinin ayırt edici özellik olarak benimsenmesinden bu yana Müslüman olan ancak farklı uluslardan insanların birbirlerine bakış açıları sorunludur. 3- Osmanlı’nın tarihsel yürüyüşündeki duraklamadan sonra Yeni Dünya güç merkezlerinin oluşması ve dünya üzerindeki hakimiyet ve güç paylaşımı ile birlikte Balkanlar 80 yıl Doğu Bloku olarak addedilen egemenlik sahası içinde yer aldı. Bu dönemde dışa kapalı yapı içerisinde bölge ile etkin bir diyalog zemini yakalanamadı. Kendi kimliğini Misak- ı Milli adıyla anılan bölgeye hasreden ve dünya üzerindeki dengeler açısından sadece Balkanlar değil tüm Türk- İslam hinterlandına giren bölge ve insan ile ilişki kurmayan ve kurmamaya zorlanan Türkiye, bu bağları kuracak bir süreç işletemedi. 4- Anadolu “ebedi vatan” olduğu için bölgede ezilen, hakları ellerinden, sürgüne zorlanan halklardan fırsat ve imkanı bulabilenler göç etti. Türkiye tarihsel sorumluluğu gereği tüm gelenlere kapılarını her zaman açtı. Onları Türkiye’nin değişik bölgelerinde iskân imkânı verdi. İş yapabilecek ve mülkiyet sahibi olacak şekilde yerleştirdi. Ne devlet ne de toplum göç edenleri yabancı gibi karşılamadı. Gelenlerde kendilerini yabancı veya misafir olarak algılamadılar. Baba ocağına, anayurtlarına gelmiş gibi oldular. 5- Osmanlı İlber Ortaylı’nın deyimiyle 3. Roma gibi bir projeksiyon çizdi. Doğudan ziyade batıya yaslanan, bu bölgeyi hâkimiyeti altın almayı var oluşunun temel görevi sayan algılayışla yola çıktı. Ordunun temelini buradan devşirdi. Osmanlı tehdit algılamasında ve var oluş mücadelesinde Balkanların önemli bir rolü vardı. “Osmanlı Barışı” bölgeye yerleştirilen Türkler değil bölge halkları tarafından olumlu karşılanmıştır. Bölgede Müslüman olanlar sadece göç ve zorunlu iskan ile bölgeye yerleştirilenler değildir. Boşnaklar ve Arnavutlar gibi bölge insanı bu medeniyet aktarımından etkilenerek dinlerini değiştirmişlerdir. Kendilerini Osmanlı kimliği ile ifade etmişlerdir. Osmanlı bölgeye vakıf ve diğer kanallarla yaptığı katkılarla toplumsal, kültürel dönüşümü de sağlamıştır. Bu bölgedeki herhangi bir şehre gidenler küçük bir Anadolu kasabası ve şehrini görecekleridir. Bu tarihsel iz o kadar sinmiştir ki tüm baskı ve çabalara rağmen silinmemiştir. 6- Son yüzyılın hikâyesi acılarla, hüzünlerle doludur. Bir zamanlar hâkim oldukları topraklarda köle durumuna düştüler. Büyük çoğunluğu sürgüne gönderildi. Bosna ve Kosova’da ki savaşlarda olduğu gibi 2. Endülüsler yaratılmaya çalışıldı. Toplu katliamlar, sürgünler, tecavüzler yaşandı. Kimlik izlerini taşıyan tüm öğeler silinmeye çalışıldı. İsimler, dinler, kültürler dönüştürülmek istendi. Hiç bir özgürlük unsurunu taşımayan bir yönetim anlayışı ile toplumlar kimliksizleştirildi. 100 yıllık kapalı dönemde buradaki Türk- İslam varlığını ve izlerini hiç kimse izlemedi, konuşmadı. Bu dönemde yapılanlar ve yaşananların tarihi henüz yazılmadı. Osmanlı’nın geri çekildiği topraklar içinde en çok sıkıntı ve acı çeken Balkanlar da ki Türk- İslam halkları olmuştur. 7- 1990 sonrası kapıların tekrar açılması ile burada olan tarihsel mirasımızı tekrar tanıdık. Uzun bir hasretlik dönemi bitmişti. Kucaklaştık, tanıştık. Yaşanan değişim içerisinde son bulunulan durumumuzu anlamaya çalışıyorduk. Onlar her zaman ki gibi her şeyimizle bizi kabul etmeye hazırdılar. Ancak biz yine her zaman ki gibi hazırlıksız yakalanmıştık. Bölge hakkındaki bilgilerimizi tazeleme ve anlama fırsatı bulmadan Bosna Savaşı patlak verdi. 5 yıl canlı yayında bir ülkenin ve insanlarının canlı yayında soykırımını seyrettik. Bu savaş hem onlar için, hem bizler için uyandırıcı oldu. Burada bizden insanlar ve bir medeniyet yatıyordu. Ardından Kosova, Makedonya ve diğer bölgelerdeki bağımsızlık hareketleri geldi. Siyasi bağımsızlık noktasında birçok sallantılı duruma rağmen önemli kazanımlar elde etmişlerdir. 8- Balkanlarda yaşayanlar şimdi kendi ayakları üzerinde yeniden var oluşun destanını yazmaya çalışmaktadırlar. 100 yıldır sürekli kaybeden taraf olmaktan bıkmış, aidiyetlerini ortaya çıkaracak, kendi dinamiklerini besleyecek ilkeler ve değerleri inşa etmektedirler. Şu anda özellikle kimlik tanımı noktasındaki belirsiz, kaybolan değerleri yeniden ölçü olarak ortaya çıkaracak etkinlikler merkezinde çalışılmaktadır. Özellikle sivil toplum olgusunun hızla yayılmaya başladığını görmekteyiz. Sivil toplum kuruluşlarının dil, eğitim noktasında açılımlar sağlamışlardır. Çocukların ve gençlerin Avrupa Birliği sürecinde kültürel köklerinden kopmaması için düşünsel ve sosyal zemin sağlamlaştırılmaktadır. Hukuksal, siyasal alandaki kazanımlarını artırmaktadırlar. Üstelik batı ülkelerinden birçok sivil toplum örgütü toplumsal dönüşümü sağlamak adına bölge insanı üzerinde uzun vadeli değişim için çalışmalarını yoğunlaştırmış bulunmaktadırlar. 9- Avrupa Birliği süreci Türkiye’de olduğu gibi bölgedeki halklar içinde büyük ümitler beslenmektedir. Özgürlüklerin sağlanması, hukuki zeminde güvence altına alınması ve kültürel devamlılığı sağlamak için Avrupa Birliği üyeliği çok önemsenmektedir. Avrupa’nın Bosna Savaşı’nda gösterdiği tutumdan dolayı şüphe ile karşılansa da iç zeminde bu sorunların aşılması için en büyük beklenti bu noktada yoğunlaşmıştır. Soykırım zemini halen korunmaya çalışıldığı için bu sürece karşı bölge ülkeleri hazırlanmaktadırlar. Bu ihtimali tümden zihinlerinden çıkarmış değillerdir. 10- Büyük ayrılıktan sonra gerçekleşen buluşmada duygusal atmosferi artık geride bırakılmalıdır. Kardeşlik edebiyatını aşacak, somutlaşacak, kendini temellendirecek projelere ihtiyaç bulunmaktadır. İmkân paylaşımını esas alan çerçevede süreklilik kazanan çabaları gerekmektedir. Ama Türkiye devlet algılamasında bölgenin anlamı ve yeri belli değildir. Entegrasyon olmayacağına ve yeni bir Osmanlı imparatorluğu mümkün değilse nostaljik bakış açısından kurtarmamız gerekir. Çünkü Türk halkı bölge algısında yeni Osmanlı coğrafyası tahayyül etmekte ve romantik eğilimler ağır basmaktadır. Bölgesel kültürü tanımlayacak, mevcut durum ve geleceğini ortaya koyacak bir bakış açısına ihtiyaç duymaktayız. 11- Balkanlara yönelik çabalarda herkese düşen büyük bir pay vardır. Ancak bu sorumluluklarda en büyük pay bizzat o bölgeden göç edip Türkiye’ye yerleşenlerdir. Bu noktada Balkan Buluşmasında konuştuğumuz yetkililerden biri ne yazık ki bölgeden göç edip Türkiye’ye yerleşenlerin büyük bir ilgisizlik içinde bulunduğuna değindi. Ata topraklarındaki kötü hatıraları onları bu bölgeye karşı samimi ve gayretli çabalara yöneltmesi gerekirken, bunun aksi yaşanmaktadır. Bölgede yaşanan gelişmeler ve çalışmalara karşı büyük bir ilgisizlik gösterilmektedir. Halbuki ekonomik ve sosyal olarak çok iyi durumda olan siyasetçi, ekonomist, eğitimci olarak her türlü katkıya aç halde bekleyen bölgeye karşı gösterilen ilgisizlik o bölgedeki insanları üzen olguların başında gelmektedir. 12- Balkanlar yeniden tanışmak istiyorlar. Bununla beraber beklentileri de bulunmaktadır. Eğitim gören öğrenci kontenjanının artırılması, ekonomik olarak iş adamlarının yatırım yapması, bölgedeki kültürel dinamiklerin bilimsel olarak ortaya çıkarılması, tarihi eserlerin restorasyonunun sağlanarak yok olmasının önlenmesi, Osmanlı arşivlerinin taranarak bölgesel gerçekliklerin ortaya çıkarılması, yerine ve konumuna göre “ağabeylik” yapmasını sağlanması, ortak stratejik planlamayı dikkate alınması, sivil toplum örgütlerinin işbirliği yapması, her türlü bilgi ve tecrübenin paylaşımının sağlanması beklenmektedir. Sonuç: Türkiye’nin tarihsel var oluşunda en çok sorumluluk taşıması gereken bölgelerin başında Balkanlar gelmektedir. Bu tanışıklık, ilgi ve paylaşımı ortak paydalarda buluşarak, ortak çıkarları koruyarak var etmelidir. Gecikmiş ve kayıp yılların ardından bilinç körlüğümüzü gidererek “çevre”mizi gözden geçirmeliyiz. Balkanlar kayıp yılların ardından yeni kayıpları kaldıramaz. Elde ettiğimiz avantajları iyi kullanarak yeni açılımlar sağlamalıyız. Bıraktığımız yerden koparılan bağları onarmaya, birbirimizi tanımaya- anlamaya ihtiyacımız var. Bizler, birbirimizin varlığa muhtaç ve sorumluluk gereği bağlıyız. Ancak bu sorumlulukları ertelemeden yerine getirmeliyiz. Hepimizin mevcut durumu yeniden gözden geçirme ve algılarımızı yeniden inşa etme zorunluluğu vardır. Bu bölgelerde yaşanan değişimlerden- sorunlardan habersiz yaşamaktayız. Sorumluluk sadece savaş dönemlerinde yapılacak yardımlarla sınırlanamaz. Burada var olan medeniyetimizin köklerinden yeni filizlerin çıkması için zihinlerimizi tazeleyerek yola devam etmeliyiz. Balkanların bizden beklentilerinin çok azını yerine getirmekteyiz. Bu kayıtsızlık, programsızlık ve projesizlik uzun vadede çok pahalıya patlayacaktır. Onların uzattıkları eli tutarak, 90 yıllık hasreti bitirip kaybolan yılların telafisini gerçekleştirmeliyiz. Ufkumuz bugünü değil 1000 yıllık perspektifi içinde barındırmalıdır. Bu makale toplam 3773 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||