-
  SON HABERLER
Peren Birsaygılı
Peren Birsaygılı
Karakter boyutu : Normal Büyük Daha Büyük En Büyük
Muhammed İkbal'in düşüncesinde özgürlük

PORTRE ; MUHAMMED İKBAL’İN DÜŞÜNCESİNDE ÖZGÜRLÜK

Artık aramızda olmadıkları için, bu sefere katılamayanlara ithaf olunur…

Düşündükçe, feci teselliye ihtiyacım var. Geçtiğimiz yüzyıl başıydı, adamlar birleştiler ve.. Ve ölümün varlığı , işte böylece tüm çıplaklığıyla açığa çıkmış oldu..Ansızın bir hırsız gibi gelmişlerdi, ansızın bir hırsız gibi gelmişti esaret ve zorbalık.

Düşündükçe, kahırdan diyorum; Kahırdan da ölebilir mi insan? Geçtiğimiz yüzyıl başıydı, adamlar birleşmişler ve..Ve, pek uzak da değil, henüz düne kadar kendilerini tedirgin eden medeniyetleri, gerek kültürel gerekse siyasi veyahut teknolojik bakımdan, nasıl da güçsüz bırakmışlardı öyle. O, nasıl bir iştahtı, o ne karşı konulması güç bir fırtınaydı. Tanrı’nın tahtı paramparça edilmiş, düşüncelerimiz, bedenlerimiz lime lime savrulmuştu bir taraflara. Uzaklarda bir yerde ağlayan, güzel gözlü bir Acem çocuğun acı haykırışına, kahkahalar karışıyordu. Uzaklarda bir yerde, sürekli insanlar ölüyordu. Birileri, kendi zulmünün sarhoşluğu ile coşarken, çolak ve çıplak bacaklı hastalıklı vücutlar, cehennem tortusu gibi duran o yollarda yürümeye çalışıyordu bata çıka.

Allah’ım”, dedim; “Allah’ım, nasıl çıkardıysan alemi yeryüzüne, şimdi de ısıtabilir misin onu, tıpkı eski günlerde olduğu gibi?”

Döndüm, diz çöktüm önünde; “Emanetini kaptırmış olanların, ocağını tekrar ısıtabilir misin? Kurtuluşa ancak ve ancak ahirette erişileceği düşüncesinin rehavetine kendini kaptırmış kimselere, nefesinden ilham eder misin ? Sen istedikten sonra, sözlerini işitmeyen kalmaz, o halde lütfen söyler misin onlara, irade-i cüz yani nefs tepetaklak geldiği zaman, bizler de ters dönmüş kurbağalar gibi, korkunç hazin bir iç kanama manzarası oluşturmaktan öteye gidemiyoruz.”

Geçtiğimiz yüzyıl başlarıydı ve aslında, o vakitler bütün mesele bir kaç temelde toplanmaktaydı; Nasıl kuvvet toplamalı? Adalet yolunda, Hak yolunda bir dinî reform nasıl gerçekleştirilebilir? Zümrüd-ü Anka gibi kendi küllerimizden yeniden doğmanın bir yolu var mı ? Öze dönüşün gerçekleşmesi için, Müslüman aydının vazifeleri nelerdir ? Velhasıl kelam, Ne yapmalı ?

Ne yapmalı ?

Müslüman Doğu, işte bu dönemde tüm bu sorulara cevap arayan, Cemaleddin Afgânî, Reşit Rıza, Mehmet Akif Ersoy, Muhammed Abduh ve Said Halim Paşa gibi, pek çok evlat doğurdu topraklarından. Onlar, günler geceler boyunca, bu düşüncelere kafa yordular, Her birini çok sevdim, her birini çok sevdik.Zira aslında, her biri belki de özlediğimiz o ruha, o dinamizme açılan birer kapıydı. Ve, ansızın şu soru düştü aklımıza; “ Gitmeden..” dedik; “ Gitmeden, son bir şey almak isteriz sizden.Her gece yatağınıza yattığınızda düşündüğünüz son bir şey, artık bizim yoldaşımız olsun bu nefsini yitirmiş coğrafyada..”

Muhammed İkbal, bu isimlerin en başında, geliyordu. Zira , bir yandan İngiliz hegemonyası altındaki halkının siyasî özgürlüğü için çaba gösterirken, öte yandan sahip olduğu entelektüel birikim ile bütün Müslüman alemini bu darboğazdan kurtarmanın yollarını araştırmaya adanmış bir ömrün sahibi, müstesna bir şahsiyet idi. İkbal, aslında modern insanın geçirdiği türlü evrelerin, canlı bir temsiliydi de .İşte bu tecrübeyle, İslam düşüncesinin arkeolojik bir değerlendirmesini yaparak, Antik Yunan felsefesi’nden doğan ve ardından gelen gelişim süreci içinde müstakil bir felsefe olarak sivrilen, İslam Felsefesi’nin izini sürmüştü.

Yoktan var edildi bu dünya,

Kayıp ve kazanç ikiz kaidedir onda

Yok et eskisini, temelleri üzerine yenisini inşa et

Takat getiremez gönlümüz zamanın işvesine, nazına.

M.İkbal

Bu nedenle, İslam ruhuna aykırı bulduğu bakış açılarına köklü eleştiriler getirerek, çağımıza uygun yeni bakış açılarının gelişmesine öncülük etti. Dini düşüncenin yeniden teşekkülü düşüncesi, işte bu gereklilikten doğan ve temel referans olarak Kuran-ı Kerim’i alan bir çözüm anahtarıydı adeta..Bir haykırışa, büyük bir isyana tekabül ediyordu. Ve İkbal, burada yapmak istediği şeyi kendi ifadesi ile ; “İslâmiyet’in felsefî geleneklerine tamamıyla bağlı kalarak ve insan bilgisinin çeşitli alanlarında son zamanlarda meydana gelen gelişmeleri de göz önünde bulundurarak İslâm din felsefesini yeniden kurmak” şeklinde özetleyecekti.

Kelebeğin çırpınışı ey gönül, ne vakte kadar?

Yiğitlik yolundan geri durmak ne vakte kadar?

At ateşine kendini, bir müddet yan!

Ateşi tavaf ey bigane, ne vakte kadar?

M.İkbal

Onu, bir doktor olarak tasavvur etmek mümkün değil mi? Kim bilir, belki de gerçek bir “ruh doktoru”. Zira İkbal, teşhisi koymuştu. Onu , yenilikçi düşüncelere sevk eden etken, Müslüman toplumların manevi ve maddi açıdan geri kalmışlığı olacaktı ve ona göre bu geri kalmışlığın tek sorumlusu yine Müslüman’lar idi. Yanlış anlaşılmış olan bir şeyler vardı. İslam yanlış anlaşılmıştı. İslam’ın özü bu olamazdı. Ayetin, surenin kalplerimize fısıldadığı bu değildi. Hedefimiz, sadece Allah’ı bulmak değil, dünyayı ele geçirmek olmalıydı. Dünyayı, avuçlarımızın içine almak..Dünyaya, avuçlarımızın içinden bakmak..Buydu özgürlük ve bu yolda çakıl taşı misali önümüze çıkan tüm o kaderci, pesimist yaklaşımlara bir tekme savurmak, işte buydu gerçekte Allah’ın emri olan..

Tanrı’nın tahtı paramparça edilmiş, düşüncelerimiz, bedenlerimiz lime lime savrulmuştu bir taraflara. Hareketsizdik, kıpırtısızdık ve düpedüz esarete boyun eğmiştik…Oysa, İkbal’in savunduğu bambaşka bir şeydi. O; “Alem” diyor ve şöyle devam ediyordu;

“Alem dinamik bir yapıya sahiptir.”

O halde özgürlük, alemin bu dinamik yapısına ayak uydurmak değil de neydi ? Ve insan, fıtratı gereği sorumlu, özgür yaratılmıştı. Gökler, yeryüzü ve dağların bile üstlenmekten çekindiği büyük bir görev ve emaneti yüklenmek gibi büyük bir cesaret örneği göstermişti. [Biz o emaneti göklere, yere ve dağlara arz ettik, onlar, onu yüklenmeye yanaşmadılar, ondan korktular da onu insan yüklendi. O gerçekten çok zalim ve çok cahildir. Ahzap 72]. O halde neydi yaşadığımız? Kimdik biz? İplerinin arkadan çekildiği kuklalar mı? Böylesi bir düşünce, varlık alemindeki hakim konumumuzu yok sayacak bir anlayış değil miydi?

Bir beden yarat, bir avuç tozdan

Daha güçlü bir yapıtaşı hisardan

İçinde dert bilen bir gönül

Nehir gibi aksın tepeler arasından

M.İkbal

İkbal’e göre, böylesi bir anlayış, Allah’ın yeryüzündeki halifesi olarak, hükmetme gücünü elinde bulunduran insanın hareketlerini belirsiz kılmakta hatta alemi insan için bir zindana dönüştürmekteydi. Bu anlayış, insanı sadece bir nesne haline getirmekte, onun özgürlüklerini yok saymaktaydı. Ve böylesi bir anlayışın kabulü, insanın “ eşref-i mahlukat” özelliğini ciddi bir şekilde sarsmakta idi. Zira, İkbal’e göre insan, tüm kusurlarına rağmen, alemden üstündü. O nedenle, hem kendi kaderine, hem de alemin kaderine yön verebilecek güçteydi. Yeter ki isteyelim ..Yeter ki gayret edelim. İkbal, bu konuda, “Elbette bir millet kendi durumunu değiştirmedikçe Allah da onun durumunu değiştirmez”[ Rad 11 ] şeklindeki ayeti de kaynak gösterecekti. Ve yine “insana sığan alemdir, aleme sığmayan

insandır” sözü ile insanın kıymet ve imkanlarına vurgu yapmaktan geri durmayacaktı..

Onları çok sevdim. Onları çok sevdik, demiştik. Çünkü İkbal, bir yandan gün geçtikçe kararmakta olan o bakışı, Kuran’a bakışı yerle yeksan edecek yeni tanımlamalar getirecek, öte yandan ise eşsiz güzellikteki şiirleri ve şair tarafı ile de yanlış bir kader, sakat bir tasavvuf anlayışına sapmış olan insanların düşüncesinde yeni ufuklar açacaktı.

Ancak değiştirebileceğim kaderimi seviyorum..Çünkü ancak o halde özgürüm…

İslam dini düşünen insanın diniyken, hiç bir şey yapmadan kendimizi kaçınılmaz sonun rehavetine bırakacak değildik. İkbal, bunu öğretti bana. İkbal, bunu fısıldadı bize. Başkaları tarafından yazılmış senaryolarda yer alan alelade figüranlar değildik biz.

Geçtiğimiz yüzyıl başıydı, demiştik. Adamlar birleşmişler ve.. Ve ölümün varlığı , işte böylece tüm çıplaklığıyla açığa çıkmıştı..Ansızın bir hırsız gibi gelmişlerdi, ansızın bir hırsız gibi gelmişti esaret ve zorbalık.

Geçtiğimiz yüzyıl başında, feci teselliye ihtiyacım vardı. Zira, birileri, kendi zulmünün sarhoşluğu ile coşarken, çolak ve çıplak bacaklı hastalıklı vücutlar, cehennem tortusu gibi duran o yollarda yürümeye çalışıyordu bata çıka.

Feci teselliye ihtiyacım vardı. Beni teselli eden İkbal oldu.

Müslüman kimse figüranlık etmek için değil her zaman ve mekanda başrol oynamak için vardı. Ve başrol oyuncuları daima özgür ola gelmişlerdi.

Bu yazı, Söz ve Adalet dergisinin, Nisan sayısında yer almıştır.

Kaynak ; Muhammed İkbal dörtlükler / Lale-i Tur

Bakış Yayınları 2008

Çeviren - Murat Sürmen

Bu makale toplam 2933 defa okunmuştur.

 

Döviz fiyatları güncelleniyor
Copyright © 2004 - 2008 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Telefon: 0212 621 19 29 | Faks : 0212 532 08 59 | haber10@gmail.com | Tasarım ve Kodlama: Haber10 Teknik Ekibi