- |
|
Çok Okunanlar
|
|
||||||||||
![]() Güven Akıncı
Vali Dövdürür de Büyükelci Dövdürmez mi?
Aslında bu yazıyı yazmak için, bir mayısda yaşanan olayların gündemin gerilerine düşmesini bekledim. 2008 Bir Mayısı da çatışmalı geçti malesef ülkemizde. Bu yılda bir sulh yolu bulunamadı. En çok tartışılan isim polise gereğinde şiddet kullanma talimatı veren, Istanbul valisi oldu. Istanbul bir mayısının akabinde, “ilginç” bir takım olaylar da Isviçre`nin başkenti Bern de yaşandı. Biraz farklı da olsa dayak, gaz bombası v.s burada da vardı. Hem de Türk yetkililerin korkunç ihmaliydi, menfur hadiselere yol açan. Geçen yıl hangi muhterem(!) akıl ettiyse artık bilemiyorum ama ,bir etkinlik yapılmaya başlanıldı burada. Buna göre her yılın Mayıs ayında, Isviçre`nin çeşitli kentlerinde “Türk Günü” düzenlenecek bu vesile ile Türkler, Isviçreliler`e tanıtılacaktı(!). Türk büyükelçisi de bu etkinliğin ihlaslı bir destekleyicisi olmuştu. Türk basını aracılığıyla bu güne bütün vatandaşların katılması bizzat Bern elçimiz tarafından istenmişti. Organize işi, seçilmiş Türk derneklerini bir çatı altında toplayıp, ITT adıyla örgütleyen bir üst kurum tarafından yapılıyordu. Başlı başına bir komiklik olan ITT ye daha sonra değineceğim. Etkinlik denildiyse de öyle Isviçreliler`in de katılıp hayranlık duyduğu “yaaa bu Türkler de ne milletmis yahu! Şimdiye kadar neden AB ye alınmadılar ki?” deyip, gıpta ettikleri falan gelmesin akla. Birkaç yüz kişinin “biz bize” takılması aslında. Bir çadır kurulup, içine bir sahne oturtulmuş ucuza gelmesi için sıradan bir iki şarkıcı falan çağrılmış... Başkent Bern`de “dostlar alis-veriste görsün” dedirten acemice kotarılmış “Türk Günü”, yaşanan çatışmalarla kana bulandı. Pazar tatilini ve havanın da güneşli olmasını fırsat bilen, ITT ye bağlı derneklerin gönüllüleri bayraklarını alarak gelmişlerdi Bern meydanına. Lobicilik adına kendilerini sorumlu hisseden bu iyi niyetli kitle, Türk yetkililerin affedilmez ihmali sonucu terör örgütü sempatizanlarının saldırısına uğradı. Aralarında kadın ve çocukların da olduğu otuz kadar insan yaralandı. Çatışma, Isviçre polisinin gecikmeli müdahalesiyle, gaz bombası ve plastik mermiler de kullanılarak daha kötü şeyler yaşanmadan önlendi. 1991 yılında yaşanan, terör örgütü mensuplarının Bern deki büyükelçilik baskını ve bu baskında bir kişinin ölümü hadisesi, Ankara ve Bern arasında “nota”ya varan soğuk rüzgarlar estirmişti hatırlanacağı üzere. Böyle bir şeyin tekerrüründen korkan Isviçre polisi gecikmeli de olsa olayları bastırdı. Kimi Afrika kabilelerinin ya da adı duyulmamış ülkelerin vatandaslarının başlıca Batı kentlerinde, mevcudiyetlerine dikkat çekmek için yaptıkları bir eylem biçimi aslında Bern de yapılanda. Özellikle Amerika da görülen bu tür eylemler ile “bakın belki bizi hiç bilmiyorsunuz ama biz varız” denilmek istenir. Amerikan halkının ortalama nivosu düşünüldüğünde bu adı duyulmamış toplulukların sokaklarda yürüyüp foklorik gösteride bulunmaları güzel bir eylem biçimidir de doğrusu.. Ancak Allahaşkına böyle “görücüye çıkma” bize uyar mı? Imparatorluklar mirasçısı bir milletin, “görünmeye” ihtiyacı mı var? Lobicilik bu mudur? Yari resmi kıvamda tesis edilmiş, adına da çatı dernek denilen, ne idüğü belirsiz yapılanmalar ile nereye gidilir ki? Bunlardan birisi ITT(Isviçre Türk Toplumu). Başında neredeyse atanmış denilecek bir zavallı adam ve onun büyükelçiyle beraber konsolus hamiliğindeki vizyonu(!). O vizyon ki, resmi bayramlarda salon toplantısı tertip etmeye iki yıldır “Türk Günü Yürüyüşleri”ni de ekledi. Başka bir yerde göremezsiniz ITT yi, yani tam da “ Türk`e Türk propagandası” hali. Ve bundan hoşnut olan Isviçre`deki diplomatik elçilerimiz... Peki Bern`deki olayların sorumlusu kim? Allah korusun daha kötü şeyler olsaydı(pekala insanlar ölebilirdi orada) muhterem elçimiz ve konsolosumuz böyle bir ihmalin hesabını nasıl verecektiler? Türkiye`de bir öğretmen sınıfını pikniğe götürmek için dahi izinler alıp onca titizleniyorken(olması gerektiği gibi), milleti oraya toplayıp dayak yemelerine de seyirci kalmanın sorumluluğu dahi üstlenilmeyip olmamış gibi mi davranılacak? Bazı Türk vatandaşlarının kurdukları işletmelerden kimi derneklere, cemevlerinden camilere, çeşitli gurupların düzenledikleri kermes etkinliklerine ve panel toplantı gibi faaliyetlere katılmamayı sanki bir devlet politikası gibi benimsemiş bu ziyniyet nerede duruyor acaba? Halkının Avrupa`daki varlığından bu kadar yüksünüp, onlardan her koşulda uzak durmayı marifet bellemiş bu devlet adamlığı profili mi bizi AB ye taşıyacak ya da onlara benimsetecek? Buradan hariciyemizin saygın yetkililerine, başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı bürokrasisine seslenmek istiyorum. Madem AB konusu önemli bizim için, o zaman lütfen buralara halkını temsil kabiliyetine sahip, sorumluluk taşıyan temsilciler atayın. Maraş valisi, Kayseri valisi veya Trabzon valisi gibi icraatlarıyla göz doldurmuş, halkına yakın yöneticiler yok mu hariciye bürokratları içinde? Eminim ki bu yeterliliğe sahip kadrolar vardır. Peki Avrupalı Türkler neden bu nitelikte yöneticilerden mahrum bırakılıyor? guvenakinci@hotmail.com Bu makale toplam 1894 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||