-
Haber10 Arama
  SON HABERLER
Murat Belge
Murat Belge
Karakter boyutu : Normal Büyük Daha Büyük En Büyük
Başlar ve ayaklar

'Ayakların başları yönettiği bir yerde kıyamet kopar' cümlesi es geçilecek, geçiştirilecek bir cümle değil. Hemen ertesinde, bizim gazetenin, çarşamba günkü başlığı, 'Başbakan'ın Aysun Kayacı'dan ne farkı var?' durumu olması gerektiği gibi, kısa ve öz, açıklıyordu.

Aysun Kayacı o saçma sözü söylediğinde, bazı AKP'lilerden

sonra Erdoğan da koroya katılmış, bu zihniyeti eleştirmişti. Eleştirirken söylediği sözler, pek özgün olmamakla birlikte (ama böyle konuda özgün

olması gerekmiyor zaten) herkesin kabul edebileceği sözlerdi. Bundan

iki gün sonra kalkıp böyle bir beyanatta bulunması, paradokslara son derece alışık olan bizler için bile, epey şaşırtıcı.

Asıl şaşırtıcı bulduğum, bu ayrımı yapmasından çok, bunu böylece dile getirmekteki pervasızlığı. 12 Eylül'de DİSK yargılanıyordu. Avukatlarından Orhan Apaydın askeri savcı Süleyman Takkeci'nin hazırladığı iddianameyi bana vermiş, nasıl bir savunma çizgisi kurulabileceği konusunda danışmak istemişti. Metni okurken, baştan sona, bu mantıkla karşılaştımdı:

Takkeci ve onu görevlendirenler, DİSK'i ve orada temsil olunan işçi

sınıfını tam da bu nedenle, kendileri aslında 'ayak' oldukları halde 'baş'

olmaya kalkıştıkları için cezalandırmaya karar vermişlerdi. Orhan Apaydın'la konuyu konuşurken bu 'ayaklar baş olursa' deyiminin kendisini kullandığımızı da çok net bir biçimde hatırlıyorum.

Ama Takkeci bütün bu mantığı sergilemekle birlikte, deyimin kendisini kullanmamıştı. İşçilere herhangi bir saygısı olduğundan değil elbette. Ama sıkıyönetim askeri savcısı Takkeci bile bu sözü açıkça söylemenin ayıp kaçacağını düşünebiliyordu. Başbakan Erdoğan düşünmüyor.

Başına gelenlerin hepsinin, birilerinin de onu 'ayak takımı' olarak görmesinin ve bunu sindirememesinin sonucu olduğunu dikkate almaması da son derece dikkat çekici. Gene bu ülkede çok alışık olduğumuz ikili tavır almanın bir örneği: birileri sana zarar vermeye kalkıştığında demokratsın, fırsatını bulduğunda kendi 'ayak takımı'nı ilan etmeye bayılırsın.

Başbakan'ın şu birkaç sözü, Türkiye'nin ne kadar kendine özgü, çelişkilerle dolu bir toplum olduğunu, kısa bir özet halinde göz önüne seriyor. AKP kendine 'muhafazakâr demokrat' sıfatını uygun görmüştü. Buradaki asıl sıfat 'muhafazakâr' olunca, onu izleyecek 'demokrat'ın akıbeti her zaman, her yerde, şüphelidir. 'Ayaklar baş oldu' edebiyatı o 'demokrat'ın sınırlarını bir kere daha gösterdi.

Gelgelelim, benim gibileri de, bir partinin öznel olarak ne olmak istediğinin ötesinde, varolduğu konjonktürde oynadığı rol bakımından da değerlendirilmesi gerektiğine inandığımız için, AKP'nin 'muhafazakâr'lığının bu çerçevedeki paradoksuna dikkat çektik hep. Öyle bir genel yapımız var ki, TSK'sı, CHP'si, yüksek yargısıyla, öyle bir köktenci muhafazakârlığımız var ki, 'Vallahi biz muhafazakârız' diyenlere bu bağlamda neredeyse 'devrimci' denebilecek işlevleri yerine getirmek düşebiliyor.

Bu işlevin onlara düşmesinin temel nedeni, 'memleketin sahipleri'nin gözünde onların 'ayak takımı' olması. Bundan onların haberdar olmaması (ya da unutmak istemesi) gene aynı çelişkilerin bir ürünü.

radikal
Bu makale toplam 711 defa okunmuştur.

 

ABD Doları (USD) Alış 1.1870, Satış 1.1970; Avrupa Para Birimi (EUR) Alış 1.7640, Satış 1.7800
Copyright © 2004 - 2008 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Telefon: 0212 621 19 29 | Faks : 0212 532 08 59 | haber10@gmail.com | Tasarım ve Kodlama: Haber10 Teknik Ekibi