- |
|
Çok Okunanlar
Basından Seçki
|
|
||||||||||
![]() Ekrem Eraslan
Ak Parti ve stratejik akıl
Akparti, kendisi üzerinden ülkenin geleceğine kurulan tuzakları bertaraf etmenin şüphesiz en önemli parçası olacaktır. Eğer Akparti bu süreçte kendisini ve liderini kurtarmanın, ülkenin geleceğini kurtarmak olduğunu bilir ve buna göre davranırsa Türk siyasi tarihinde kalıcı bir yer edinecektir. Eğer bunu başaramazsa Türk siyasi hayatının saman alevi gibi parlayıp kaybolan mevsimlik partilerinden biri olarak önce güçsüzlüğe, ardından da yok olmaya mahkum olacaktır. Her şeyden önce, Akparti’nin konuyu doğru algılayıp algılamadığını değerlendirmek gerekmektedir. Akparti’nin konu hakkında öne çıkan algısı, geleneksel güç sahibi odakların ülkede rövanş alma ve yeniden eski günlere dönme çabasıdır. Diğer algı ise, bu çabaların Akparti’den öte ülkeyi istikrarsızlaştırma sürecini hızlandırmak ve ülkeyi kaotik bir ortama sürüklemek olduğudur. Birinci algı, ambalaja bakarak kolay kanaat sahibi olmanın bir sonucu olmakla beraber taraftar toplamak ve mevzilenmek açısından avantajlı bir algıdır. İkincisi ise birincinin aksine, zor olan ve mevzi almaktan ziyade bütünleşmeyi hedef alan, hatta kendini kısmen de olsa geri çekebilecek bir yaklaşımı zorunlu kılan bir algıdır. Türk devlet geleneğinde ve sosyal hayatımızın hemen hemen her alanında stratejik yaklaşımlarımız pek olmamıştır. Bireylerde olduğu gibi sivil - resmi birçok kurumda da “Göç yolda dizilir” mantığı vardır. Doğulu bir toplum olmanın kaçınılmaz sonucu olarak, meselelere duygusal yaklaşırız. Bu nedenle; bizi ve başkalarını sıkıntıya sokan birçok abartılı yada umarsız tavırlarımız vardır. Ekonomik hayatımızda bir takım uluslararası standartlarda hizmet vermeyi amaçlayan kuruluşlar dışında, ülkemizde ciddi stratejik planlaması olan ve bunu uygulama güç ve iradesine sahip iki yer vardır. Bunlardan birincisi TSK diğeri ise Statükonun “Fethullahçı” dindar ve muhafazakarların “cemaat” olarak nitelendirdikleri kompleks yapıdır. Bunların dışında dönemsel ve dar kalıpları aşan kapsamlı stratejik planları olan yada olsa da uygulayabilen bir yapı mevcut değildir. Bu genel değerlendirmeden sonra Akparti veçhesinden konuya bakacak olursak, geleneksel Türk siyasetinin dinamiklerinden sıyrılıp yeni bir anlayışı hakim kılan organizasyon yapı ve anlayışının söylemsel boyuttan öteye hakim olmadığını görürüz. Konjöktürel avantajların ve lider karizmasının iyi değerlendirildiği mevsimsel bir hava göze çarpmaktadır. İşlerin iyi gittiği ve yelkenlerin rüzgarla dolduğu günlerde bunu fark etmek ve konuşmak pek akıllıca(!) olmadığından, sorun yumaklarıyla birlikte bu yanılsamanın bütün çıplaklığıyla gündeme gelmesi kaçınılmaz olmuştur. Akparti’nin kapatılma davasıyla ilgili olarak, genelde dava açan irade ve destekçilerinin tavırları tartışıldı. Akparti ise daha kolay bir şekilde, önceden de tanışık olduğu “mazlum” tanımlamasına uygun bir tavır geliştirdi. Daha doğrusu, bir refleks ortaya koydu. İkinci döneminde işbaşında olan başarılı bir parti ve hükümetin ortaya koyması gereken tavırdan uzak basit reflektif manevralar ve ajitasyonları tercih etti. Ve yaşanan süreç Akparti’nin stratejik bir aklının olmadığını gün geçtikçe daha net bir şekilde ortaya çıkarttı. Güçlü bir parlamento grubu ile iktidar olan Akparti, sahip olduğu gücün baştan çıkarıcılığı ve devlet mekanizmalarındaki çarpıklıkların işine gelmesi nedeniyle, sistem üzerinde ciddi değişikliklere gitmedi. Aldığı halk desteği ve başarılı çalışmalarına güvenerek demokratik ve özgürlükçü bir yapının anayasa ile tesisini sağlamadı. Öyle ki; partinin kapatılması hususunda kendi grubu içerisinden gelen uyarılara dahi kulak asmadı. Gelinen nokta, her ne kadar zorlama bir tutumun eseri olsa da, bu toprakların çok da yabancısı olmadığı tekrarlardan birini ortaya koydu. Ancak, bu tekrarlara en çok muhatap olan siyasi kadrolar ise gerekli bu müşkülatlı durumun önüne geçmek için düzenlemeler yapma gereğini düşünemediler, düşünseler de harekete geçmeye gerek duymadılar. Kapatma davası ile birlikte, tam bir kafa karışıklığı sergilendi. Başbakan seçim arefesinde Anadolu’da seçim gezilerine çıkar gibi parti kongrelerinde seçmenleriyle bir araya geldi. Heyecan verici, karşılıklı motivasyonu artıracak konuşmalarda bulundu. Anayasa değişikliği erken seçim ve referandum konusunda farklı farklı söylemler dile getirildi. Parti kongrelerinden sonra aleniyetle Avrupa’da yoğun bir şekilde konunun gündeme gelmesi ve dışarıdan destekle sürecin arzu edilen şekilde gitmesi için çabalar sergilendi. Bu çabalarla istenildiği kadar olmasa da ABD’nin ilk baştaki cılız tepkisi daha net bir noktaya taşındı. Ve ardından, başbakan büyük bir kararlılıkla alternatif bir oluşum ve çaba içerisinde olmayacaklarını açıkladı. Garip bir şekilde, bu kadar güçlü ve başarılı bir partinin kapatılması konusunda süreç işletilirken, Akparti, geniş seçmen kitlesine rağmen, toplumun yeterli duyarlılık gösterdiğine şahit olamadı. Hatta konu kısa süre içerisinde parti çevreleri dışında sıcaklığını kaybetti. Akparti yine stratejik bir hata yaparak kendisini güçlendirecek bir kapatma davasına bütün enerjisini harcarken, asıl kendisini siyaset sahnesinden çıkarabilecek ciddi bir gerçekliği görmedi veya göremedi. Yani, kapıda bekleyen ekonomik çalkantıyı… Akparti’nin kapatma davası üzerine enerjisini harcadığı bir dönemde ekonomik parametrelerde bir süredir devam eden olumsuzluklar yavaş yavaş kendini ortaya koymaya başlarken, vatandaşta ciddi manada geçim sıkıntısı ve gelecek kaygısı baş gösterdi. Bu kaygı, her gün biraz daha artmakta ve toplumsal bir buhran haline dönüşmektedir. Bu konu da ise büyülü günlerin sona erdiği parti ve hükümet tarafından da bilinmesine rağmen, artık süreci idare edecek bir irade söz konusu olamamaktadır. Kapatma davası ile birlikte derinleşen ekonomik çalkantı, Akparti’yi daha çok erozyona uğratacak ve toplumdaki demokratik tepkileri cılızlaştıracaktır. Şimdiye kadar Akparti’nin kriz yönetiminde pek de başarılı olamamasının en temel sebebi stratejik bir aklın olmamasıdır. Zaman zaman kriz yönetimi ile taşra politikacılarının uyguladığı keriz yönetimi birbirine karışmıştır. Ülkenin bugünlerinde ve geleceğinde söz sahibi olan ve olabilecek bir siyasi hareketin, böylesine rastlantısal ve ezberci reflekslerle daha fazla yola devam etme imkanı pek kalmamıştır. Özelliklede ekonomik çalkantıların daha da derinleştiği günlerde, bu ciddi noksanlığı ağır bedeller ödeyerek müşahede etmemiz kaçınılmaz görünmektedir. Bu makale toplam 1866 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||