|
Çok Okunanlar
|
|
||||||||||
![]() Güven Akıncı
Biz 'deli' severiz! Ve Birkaç Portre
Delilik ile velillik arasında kurduğumuz kolaycı algılayışımız mı bizi böyle yaptı? Anlamak mümkün değil. Tamam kimse yaşadığımız zamanlara, normal zamanlar demiyor. Olağan şeyler yaşadığımız söylenemez. Ama... “Çılgın Türkler” diye diye hakikaten çıldırttılar mı bizi? Hani “kırk kere dersen olurmus”misali, “olduk” mu? Itiraz ediyorsunuz “ne münasebet efendim, aklımız başımızda” diyor coğumuz, sonra da dönüp ekliyoruz; “ama”... “Mahallenin delisi”, “deli oğlan”, “delikanlı”, “deliliğe övgü” gibi sevimli kavramlarımız var. Var da...Unutmayalım ki soytarılık ile delilik birbirinden çok farklı iki sıfat... “Deliliğin Tarihi”ni yazan Michel Faucault geliyor aklıma, “akıl üzerine çalışacak kadar delilik etmişim, deliliği çalışacak kadar da akıllıyım”diyen özgüvenli duruşu... “Guguk Kuşu” filmini hatırlıyorum, dünya sinema tarihinin başyapıtlarından sayılan bu filmdeki sahneleri canlandırıyorum gözümde, amacım mukayese kabilinden bişeyler yakalamak ama mümkün değil.. Yok yok! Alemin de delisi var ama hiç birisi bizdekiler gibi değil.(bu cümle yazının anafikridir efendim!) Şimdi bazı portrelere dikkatinizi çekmek istiyorum. Yalnış anlamayın ne deli ne de soytarı diyecek durumda değilim kimseye. Konu ilgili sağlık kliniğin takdirindedir kuşkusuz. Türkler`in “anormal”, Almanlar`ın “unnormal”, Ingilizler`in “not normal”, Fransızlar`ın “pas normal”, Italyanlar`ın “anormale” diye adlandırdıkları “hal”i, kimi özel örneklerle irdeleyelim. Yalçın Küçük, Kendisi fakülteden mikro iktisat hocam olur. Derslerinin keyfli geçtiğini hatırlıyorum. Zira hocamız iktisadın boğucu temel kuramlarından ziyade, anıları ve düşüncelerini paylaşırdı biz öğrencileriyle. Mesela ona göre “Aziz(Nesin) hırsız”dı. Birlikte dergi çıkarmışlar. Hoca o yıllarda tevkif edilmiş, ortağı Aziz Nesin de paraları iç etmiş. DPT de çalıştığı yıllarda Özal kardeşlerin ancak birer takım elbiseleri olduğunu ve bu tek “kat” takımın da üzerindeki lekelerden evde hangi yemeklerin tüketildiğinin anlaşıldığını, önemliymişcesine Yalçın hoca anlatmıştı bize."Emre Kongar ciddiye alınmayacak biri, Hikmet Çetin ikbal sevdalısı bir taşralı"ydı Hoca`ya göre.. “Bu ülkede yaşanmaz.Süleyman Demirel`in başbakan, adını bile bilmediğim sarışın bir bayanın(hocam burda Tansu Çiller demek istiyor) ekonomi bakanı olduğu bir ülkede yaşayamam. Hem ben gidip gelmeyeceğim daha buraya. Paris`e yerleşeceğim. Öyle Nazım (Hikmet) gibi zayıflık gösterip ağıtlar da yakmayacağım ülke için.(bilmeyenler için hatırlatayım hocam iki yıl olmadan geri döndü ülkesine, duramadı oralarda. Kimbilir Paris, Mine`ye, Özdemir`e açtığı müşfik kollarını hocamdan esirgedi belkide) Burada düşünen iki sağlıklı beyin var sadece, biri ben diğeri Apo(Öcalan) kardeşim. Hasan Mezarcı kahraman olmak istiyor. Onun söylediklerini ben 1959 yılında yazdım, araştırın bakın!” Yukardaki paragraf Yalçın Hoca`nın mikro iktisat dersinde söylediklerinden bazıları sadece. Şimdi ulusalcılığın cansiperane savunucusu olan Hoca`ma “deli” diyemem tanı koyacak pozisyonda değilim, “soytarı” diyemem saygısızlık etmiş olurum. Diyeceğim şudur ki, “anormal”... Nihat Genç, Özel radyoların henüz yeni olduğu yıllarda, program yaptığım radyoya gazeteci Gökhan Özcan`ı davet etmiştim.Tarzını ve duruşunu beğenerek takip ettiğim Özcan, üzerinde giyilmeyip kolları dışarıda bırakılmış mont olan, siyah saçlı bir adamla geldi radyoya. Adının Nihat olduğunu öğrendiğim bu kişi, henüz kapıdan girmişti ki “Yahu kardeşim ne güzel radyolar kurmuşsunuz, neden bizleri davet etmiyorsunuz? Solcular çağırıp radyolarında konuşturuyorlar siz neden davet etmiyorsunuz?” diye serzenişte bulununca, yanımdaki yayın yönetmenimiz Cemal Kılınc`a “bu kim yahu?”dedim. O günden sonra, muhabirlik yaptığım haftalık haber dergisine dışardan yazı yazıyor oluşu vesilesiyle daha yakından tanıma fırsatı buldum Nihat Genç`i. İslami kesimin sevilen genç kalemleri tarafından “Bizim Nihat Genç” diye tezgaha konuluşuna da tanıklık ettim. Benim açımdan hiçbir zaman”bizim” olmadı. Vebali “bizim” diyenlerin başına..En çokta tutarsız üslubuyla, çok konuşup mantıklı hiçbir şey söylememesi rahatsız etti beni. Sahi ne diyor Nihat Genç? “Muhalif işte” mi dediniz? Hayır hayır kesinlikle hayır..Yutmayız..Toplum muarızı da muhalifi de, bir bakışta tanır. Yukardaki sebeplerden dolayı deli veya soytarı diyemeyeceğimize göre, “anormal” demek durumundayız... Hıncal Uluç, insanları düşündüklerinden dolayı yargılamaktan imtina ederiz. Tıpkı yukardaki ikili gibi Uluç da neyi nasıl düşünüyor umrumuzda olmaz. İlgi alanımız “duruş”tur ve eğer varsa duruşdaki asalettir. Reha Muhtar`ı saymazsak Türk medyasında Hıncal Uluç kadar aşağılanan kimse yok diye düşünüyorum. Daha geçen hafta Ergun Babahan, kapıyı gösterdi ancak muhterem “yağmur yağıyor” kayıtsızlığında. Bedevacılığından yalakalığına hatta buraya yazmaktan “ar” edeceğimiz türlü şeylere kadar yazıldı, söylendi basında. Hiçbir normal insanın kaldıramayacağı bu ağır nitelendirmeleri sindiren birine ne dememizi beklersiniz? Aynı sebeplerden dolayı sadece “anormal”... Erman Toroğlu, adam aşmış, adam coşkulu. Öte biyerden sesleniyor gibi sanki, bil(e)mediğimiz bir alemin kucağında, “mülk sahibi” gibi. Sınırsız hal, belki perdenin kalkma hali, kimbilir? Müptezelleştikçe önemlileştiğini düşünen bir vehim. Akıl ve edep sahipleri açısından öğrenilmemiş bilgi, kitabın ortası..Herşeye fikri olma, varı yoğu yorumlama, çıkışı “top”dan olan bir beşerin, “ikonlaştım”, “tarihe geçtim” ukalalığı.. Bir kötü sözle başlayan dargınlıkların kavgaya, kavgaların kan davalarına, ölüme uzandığı bu topraklarda, adam ekrandan küfür ediyor. Anadolu`nun birçok yerinde orta yere dahi öyle küfredilse en masum ceza mırtaca* sopasıdır. Toroglu`na “deli” diyemem tanı koyacak pozisyonda değilim, “soytarı” da diyemem hakaret etmış olurum. Diyeceğim, “anormal” dir. Aziz okuyucu! “ Senin gibi düşünmeyen herkesi anormal tesmiye etmişsin, birader” gibi bir eleştiriyi peşinen cevaplayayım. Seçilen bu dörtlü en çok gürültü yapanlar arasından derlendi. Gürültü çok olunca da ister istemez hepimiz dönüp bakıyoruz. Rantabilite, sesin kulakta bıraktığı ağır hasarla ters orantılı olduğu için konu izaha muhtaçtı kanımca. Yoksa, Ertuğrul Özkök`le de, İlhan Selçuk`la da aynı düşünmüyorum onları bu kategoride değerlendirmek aklımın ucundan geçmez. *Mırtaca yabani bir bitki olup çalı kenarlarında çıkar, kızılcık ağacına benzerlik gösterir, baharın açan güzel kokulu çiçeklerini saymazsak yemiş vermez. Odunsu olup sert bir ağaçtır. Benim büyüdüğüm bölgede yün çırpmak için kadınların el altında bulundurdukları avadanlıklardandır.) guvenakinci@hotmail.com Bu makale toplam 1269 defa okunmuştur.
|
Döviz fiyatları güncelleniyor
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||