- |
|
Çok Okunanlar
Basından Seçki
|
|
||||||||||
![]() Yıldırım Türker
Aysun hanım tümüyle haksız mıdır?
Aysun hanım sevimli bir kadın. En azından televizyon ekranından öyle gözüküyor. Bu hanım 'Benim oyumla dağdaki çobanın oyu aynı mı sayılmalı' dediği için başına gelmedik kalmadı. Ağır biçimde eleştirildi, demokrasi düşmanı ilan edildi. Başbakan bile bir fırsatını bulup Aysun hanıma demokrasi dersi verdi. Oysa insanların çoğu özel sohbetlerinde benzer görüşler söylemekten hiç kaçınmazlar. 'Halkımız yeteri kadar bilinçli olsa başımıza bunlar gelir miydi' sözünü sık sık yinelerler. Ama aynı görüş televizyon ekranına çıkınca söz sahibi tek başına cıs cıbıl ortada kalıyor işte! Oysa Aysun hanımın tartıştığı görüş pekâlâ tarih boyunca savunulmuş ve uygulanmıştır. Herkese eşit oy hakkı anlamına gelen 'evrensel oy hakkı' son derece yenidir. Başta İngiltere ve Fransa olmak üzere oy hakkı ilk olarak parası olanlara, tapulu mülk sahiplerine, vergi verenlere ve tabii erkeklere tanınmıştı. Pek çok ülkenin anayasasında oy kullanabilmek için okuryazarlık koşulu getirilmiştir. Bu koşul, çoğu kez ırksal ve sınıfsal ayrıma da yol açmıştır. Oy verme hakkına konan bu sınırlamaların kalkması çok uzun zaman almıştır, bir kısmı da hâlâ etkili olmaya devam etmektedir. ABD Anayasası'nın oylamasına katılabilen şanslı Amerikan vatandaşlarının oranı yüzde 5 idi. İngiltere'de 1930 reformundan önce 16 milyonu bulan nüfus içinde kayıtlı seçmen sayısı sadece yarım milyondu. ABD, Avusturya gibi yerlerde Birinci Dünya Savaşı sırasında, Avrupa ülkelerinde, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Kanada'nın Kebek Eyaleti'nde 1940'ta kadınlara oy hakkı tanındı. Türkiye'de kadınlara seçme ve seçilme hakkı 1930-1935'te verildiği halde, Fransa'da ve İtalya'da İkinci Dünya Savaşı sonrasını beklemek gerekti. İsviçre'de çok daha yakın bir tarihe kadar kadınlara seçme seçilme hakkı verilmedi. Yani siyasal katılım dünyanın her yerinde uzun, sancılı ve mücadeleli bir süreç olmuştur ve Aysun hanımın sorduğu soruyu pek çok kişi kendi kendine sormuştur. Bu konu tam olarak da kapanmamıştır. Bunun en güzel örneği dünyanın pek çok ülkesinde görülen senatolardır. Pek çok ülkenin uygulamasında senatoya, 'avam' meclisinin popüler eğilimini törpüleyecek seçilme atanma usulleri getirilmiştir. Tam da Aysun hanımın dile getirdiği endişeler nedeniyle. Çok uzağa gitmeye gerek yok. 27 Mayıs Anayasası'nın getirdiği senato düzenlemesini anımsayalım yeter. Senatör olmak için üniversite mezunu olmak gerekiyordu. (Bu nedenle Senato'ya 'okumuşlar meclisi' lakabı takılmıştı), Senato'nun onda biri Cumhurbaşkanı tarafından atanıyordu (Tabii ki bilginler, sanatçılar, aydınlar atanıyordu!) ve eski Milli Birlik Komitesi üyelerinden ve eski cumhurbaşkanlarından oluşan bir 'tabii senatörler' grubu vardı. Vatandaşın oyuna tam bir güven olsa elbette bütün bu düzeneklere gerek görülmezdi. Vatandaş oyunun sorgulandığı tek yer dünyanın çeşitli ülkelerinde uygulamalarını gördüğümüz senatolar değil kuşkusuz. Yargının yürütme ve yasama üzerinde kurduğu denetim, (sadece bizde değil, bütün demokratik ülkelerde) vatandaşın yaptığı seçimin sorgulanabileceği anlamına gelir. Şu anda Anayasa Mahkememiz ne yapıyor dersiniz? Bütün bu söylediklerim 'evrensel oy hakkı' yanlıştır, kötüdür, kaldırılmalıdır anlamına gelmez kuşkusuz. Evrensel oy hakkı, bütün demokrasiler için vazgeçilmez bir koşuldur. Fakat, demokrasinin tek koşulu değildir. RADİKALBu makale toplam 821 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||