-
  SON HABERLER
Peren Birsaygılı
Peren Birsaygılı
Karakter boyutu : Normal Büyük Daha Büyük En Büyük
Peki ya Kenan Evren?

Nerede o general?

Ancak masum kanına batmamış eller,önümüzde gidecek sancağı taşımaya layıktır

Ancak, nerede o eller?

Robespierre

Devletin en belirleyici özelliklerinden birisi, şiddeti meşru olarak uygulayabilen tek kurum olmasıdır, diyordu Weber. Ve şiddeti, en minimal düzeyde yani insan ilişkileri çerçevesinde ele almak da mümkün ancak bizim asıl ilgi alanımız şiddetin toplumsal tanımları. Neden mi? Çünkü, etrafımızda olup bitenleri az çok anlamaya başladığımız andan itibaren, yaşadığımız ülkenin bir çeşit iç savaşlar silsilesinden bir türlü yakasını kurtaramadığını gördük de o yüzden.

Kimimize göre bu kavganın tarafları eşitti, yani bir nevi Habil'le Kabil hadisesiydi sürekli tekerrür eden. Sonra, ansızın birileri geldi ve durduruverdi zaten kendi yarattıkları bu şiddeti. Kötü hadiselerin müsebbibi olanlar, o hadiselere kolaylıkla son da verebilecek kudrettedir, o nedenle bir başka şiddette buluşmak üzere, bir gecede kolaycacık silip süpürüverdiler her ne varsa.

Zaten ortak bir kurban bulunmuş, kanı akıtılmış, herkes rahatlamış ve her şey de ziyadesiyle yoluna girmişti. Suçlu, dış mihraklı ideolojilerin kanına girdiği gençlikti; binlercesi kurban edildi ve kabile böylece eski sakin yaşantısına döndü. Bu şekilde, tehlike bir süre için bertaraf edilmiş, insanlar evcilleştirilmiş ve kalanlar da kapalı kapılar ardına gizlenmeye mecbur bırakılmıştı. 12Eylül darbesinde henüz bebektim, işkenceden söz edildiğini duyduğumda ise 5-6 yaşındaydım. Aklım almıyordu olanları. Çünkü, olup biten her şey gerçekten çocuk akıllarımıza sığmayacak ölçüde bir şiddetin tezahürleri idi. Ve biz çocuklar, yaşanmış olan bu şiddetin içinde olmamamız için gösterilen tüm iyi niyetli çabalara rağmen, duyuyorduk kapı arkasına gizlenen büyüklerin fısıldaşmalarını. Alt komşumuz bir genç vardı, darbenin üzerinden 9 sene geçmesine rağmen hala akıbeti belli olmayan. Hapiste mi, kaçtı mı, yoksa çoktan öldü de ölüsü bir yerlerde unutulup gitti mi, bir türlü anlaşılamayan ve kaybolmazdan evvel annesiyle yaşayan bir genç adamdı bu. Annesi her gece ağlardı ve biz, mahallenin çocukları, bu kadıncağızın acısını biraz olsun dindirebilmek için, ona sürekli yalanlar uydururduk. Oysa ne büyük hataymış bu yaptığımız..Annesine, onu gördüğümüzü, selam söylediğini 3-5 gün işi olduğunu ilettiğini, işlerini halledince döneceğini söylememizi istediğini söyler, ara ara da bir tespih, limon kolonyası ya da çiçek falan alıp, bunları onun gönderdiğini uydururduk. Çocuktuk, ne olduğunu anlamadığımız bir hüznün ortasına doğmuştuk, üstelik herkes de feci kederliydi.

Büyüdükçe, olup biten her şeyi de etraflıca öğrendik. Filmin başını kaçırmıştık ve artık bizler de derin keder içindeydik. Çünkü henüz reşit bile olmayan 17 yaşında bir genç asılarak idam edilmişti; Erdal Eren. Erdal’ın 17 yaşında, devlet eli ile asıldığını öğrendiğimde, tamı tamına 15 yaşındaydım ve o an ilk düşündüğüm, topu topu 2 sene ömrümün kaldığı oldu. Bir başka genç, ülkücü bir genç, mahkeme çıkışı cezaevi aracına binerken bağırıyordu. Düşünün siyasi suç sayılan bir şey yapıyorsunuz, ne olduğunu, cezasının ne kadar ağır olduğunu boş verin. Ve yakalanıp hapse atılıyorsunuz. Aradan uzun seneler geçiyor. Siz belki de 18 yaşında, yani henüz çocukken, işlediğiniz bir suç yüzünden 15-20 sene ceza alıyorsunuz. O kadar uzun bir zaman geçiyor ki, o suçu işleyen siz bile değilsiniz artık. Tüm hatıralarınız soluklaşıyor, aklınızda eski günlere ait ne varsa silinip gidiyor. Ve cezanızın bilmem kaçıncı senesinde, bir sabah uyanıp aynanın karşısına geçtiğinizde görüyorsunuz ki; O ülkücü genç gibi, siz de senelerdir hiç tanımadığınız birinin işlediği suçun cezasını çekmektesiniz.

Başka bir genç adam, ki İslamcı olduğunu söylemişti, 24 saat kafes, 40 gün hücre hapsinin ardından tam tamına 6 ay işkence gördüğünü anlatıyordu seneler sonra. Bunun dışında yüzlerce genç kız vardı, utandıkları için tecavüze uğradıklarını sır gibi saklamaya çalışan.

Tek suçu ülkesini ve insanları sevmek olan binlerce insanı, balyoz gibi ezip geçen o postal heyetinin başında Kenan Evren vardı. Bugün olsa yine yapardım, adil olalım diye bir sağdan bir soldan asıyorduk ya da idamları imzalarken hiç elim titremedi, keyfim de ziyadesiyle yerindeydi diyen Kenan Evren..

Keyfi hala ziyadesiyle yerinde maşallah…

Yargılanmadı..Yargılanamadı..Ve bugün pek çok insan, 80 yaşını geçmiş, kocamış gitmiş bu saatten sonra yargılansa ne olur yargılanmasa ne olur diye düşünür oldu. Oysa, eli ayağı tutuyor, aklı fikri gayet yerinde ama yargılanması doğrultusunda en ufak bir girişim dahi yok. Velhasıl yapanın yanına kar kaldı.

Kenan Evren yargılanmadı oysa Abdullah Gül’ün yargılanması gündemde..Akp’nin kapatılması söz konusu. . Ne Akp’liyim ne de Tayyip Erdoğan ya da Abdullah Gül sevgisiyle yanıp tutuşuyorum. Hatta saymaya başlasak onlarca yanlış icraatını kolayca saymak da mümkün ve bunları sık sık anlatıp duruyoruz zaten. Ancak neden, demokrasi diye bir ton laf eden insanlar, söz konusu öteki olduğunda anti-demokratik ne varsa yapma peşindeler?

Darbeye karşıysanız karşınızdır. Hak vardır, hukuk vardır…Ben aslında darbeye karşıyım ama.., diye devam eden cümleler olsa olsa kaypaklık belirtisidir, sahibini bir anda mağara adamı seviyesine indirir, zira durduğunuz nokta siz asla kabul etmeseniz de, buna karşılık bir araba laf edecek olsanız da, Kenan Evren’in yanı başındadır.

Ha bugün darbe beklentisi içinde olanların içinden, Abdullah Gül’ün yanında Kenan Evren’in de yargılanmasını sağlayabilecek bir vatan evladı çıkacaksa o ayrı…

Bu makale toplam 3863 defa okunmuştur.

 

ABD Doları (USD) Alış 1.2250, Satış 1.2370; Avrupa Para Birimi (EUR) Alış 1.7460, Satış 1.7640
Copyright © 2004 - 2008 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Telefon: 0212 621 19 29 | Faks : 0212 532 08 59 | haber10@gmail.com | Tasarım ve Kodlama: Haber10 Teknik Ekibi