|
Çok Okunanlar
|
|
||||||||||
![]() Milay Köktürk
Üniversiteyi kim karıştırabilir?
Hukuk diye diye “hukuk devleti” ilkelerinin ağır yara almış gibi göründüğü şu günlerde, memleketin kalburüstü insanlarının ağzında, “üniversitelerde kaos çıktı/çıkıyor/çıkacak….” lafları dolaşıyor. Bazı kurumlar “devlet içinde devlet”liğini ilan etmiş gibi görünüyor. Yetmiş milyonluk ülkede olup biten bir yığın olaydan bazıları cımbızla seçilip sanki genel bir karmaşa varmış görüntüsü yaratılıyor. Konu üniversitelerdeki başörtüsü yasağı-serbestisi olduğu için de, olup bitenlerin baş aktörü üniversiteler. “İşin başını üniversiteler çekiyor” diyeceğiz ama, doğru değil; doğrusu şu: “İşin başını üniversitelerin çekmesi temin edilmeye çalışılıyor.” Çarşamba günü, “İstanbul Aydın Üniversitesi’nde türban gerginliği” diye bir haber çıktı: “…Florya kampüsünde türbanla ilgili yasal düzenlemeyi protesto eden öğrencilerle, okullara türbanla girilmesini savunan öğrenciler arasında sabah saatlerinde gerginlik yaşandı. ‘Türkiye laiktir laik kalacak’ diye slogan atan öğrenci grubunu, türbanlı öğrencilerin de bulunduğu karşıt görüşlü başka bir grup uzaktan izledi. Farklı görüşleri savunan öğrenciler arasındaki gerginlik karşılıklı slogan atmaya dönüştü….” diye! Bu “Aydın Üniversitesi” denilen üniversite nerededir, kaç öğrencisi vardır, eğitim kalitesi nedir; bilmiyorum, merak da etmiyorum. Mantar gibi biten, işlevi herkesçe bilinen bir yığın özel üniversiteden biri olduğunu anlamak zor değil. Bu üniversitenin mensuplarının oranı, öğrencisiyle öğretim üyesiyle tüm üniversitelerin karşısında ne kadarlık bir miktar oluşturur, oturup hesaplamak lazım. Muhtemeldir ki, çok cüz’i bir rakam çıkacak. Ama basın, sayıları üçü-beşi geçmeyen göstericilerin katıldığı bu çatışma/gerginlik görüntüsünü ballandıra ballandıra ekranlara taşıdı. Görünen o ki, “kaos iddiası”, fevri olarak yapıldığı belli olan ve çoğunun “ne oluyor burada” diye meraklı seyirci olarak bulunduğu anlaşılan görüntülerle kanıtlanmaya çalışıldı. Üniversitelerdeki olaylı görüntülerin önemi nedir? Üniversitelerde gerçekten kaos var mıdır? Çıkabilir mi? Nasıl? Bu soruları adı geçen üniversite açısından değil, genel olarak soruyoruz. Cevabı da “genel olarak” arayacağız. *** Üniversitelerdeki olaylı görüntüler gerçekten önemlidir. Çünkü üniversiteler “vitrin”dir ve en seçkin kurumlar arasındadır. Orada yaşanan gerilim ve olaylar herkesin dikkatini çeker. Toplumun büyük kısmı “deli kanlılık” çağının zirvesinde olan bu dinamik kitleyle herhangi bir şekilde bağlantılıdır. Kiminin çocuğu kiminin yeğeni vs.. oradadır. Ayrıca “genç” insanların, bu toplumun gözünde ayrı bir yeri vardır. Bir de, bu genç kitleyi harekete geçirmek, olayların merkezine yerleştirmek çok da kolaydır. Bu yüzden “darbe anatomisi” inşa etmek isteyenler önce bu kitleyi ortalığa dökerler. İkinci soruya gelelim: Üniversitelerde gerçekten kaos var mıdır? Hayır… Olup biteni kaos diye niteleyebilmemiz için, bu olayların hem birçok üniversiteye yayılması, hem de hatırı sayılır bir kitlenin bu gerilimin taraftarı haline gelmesi, kurumdaki işleyişin aksaması gerekir. Böyle bir tablo ise yoktur. Yüzbinlerce öğrenci arasından üç-beş yüz kişinin ortalığa dökülmesi “genel” açısından hiçbir şey ifade etmez. Kaos iddiası sadece bir kısım idareci tarafından telaffuz edilmektedir. YÖK ile rektörler arasındaki gerilim, üniversitelerin diğer mensuplarını hiç de ilgilendirmemektedir. Büyük çoğunluk “hukukun üstünlüğü”nün tecellisini sessizce beklemektedir. *** Son sorumuza gelelim: Oluşturulmak istenen kaotik ortam gerçekten oluşturulabilir mi? Nasıl? Evet, oluşturulabilir. Bu da ancak hocalar marifetiyle yapılabilir. Üniversitelerin yapısını ve dinamiklerini bilmeyen biri, üniversitelerdeki olayların nedenlerini, kendisine sunulduğu kadarıyla bilebilir. Zanneder ki karşıt grupları oluşturan öğrenciler “kendi dinamikleri” ile gruplaşmışlardır. Halbuki iç dinamikleri bilen kişi, “üniversiteleri kim karıştırabilir” sorusuna çok net cevap verebilir. Evet, üniversiteleri sadece öğretim üyeleri yaygın ve sistemli kaotik ortama sürükleyebilir. Açalım…. Öğrenci disiplin yönetmeliğini açıp okuyanlar, siyasal eylem ve örgütlenmelere ağır cezalar ön görüldüğünü görür. Eğer eylemler hakkındaki soruşturmalar titizlikle yapılır ve cezalar titizlikle verilip uygulanırsa, öğrencilerin değil kaotik ortam oluşturmaları, yönetmeliğe aykırı nefes almaları bile imkansız olur. Şayet öğrenciler eylemlerinden dolayı disiplin kovuşturmasına uğramayacaklarına dair bir işaret/teminat alırlarsa, bu eylemlerin içinde fütursuzca yer alırlar. Bu işareti de hocalar verebilir. Hele bir de hocalar, kitleyi peşinden sürükleyecek birtakım öğrencilerle kapı arkalarında diyalog kurarlarsa, süreç başlar. Hocalar öğrenciler üzerinde bu kadar etkili midir? Elbette tamamı üzerinde değil. Ama zaten harekete geçmeye hazır bir grup varsa, hocaların desteği onlar için “itici güç” olur. Öğretim elemanlarının tahrik etmediği ve desteklemediği eylemler fevri olmaktan öteye geçemez, bir anda meydana gelip kısa sürede saman alevi gibi söner gider. Bu deneyimi bu ülke 12 eylül öncesi yaşadı… *** Üniversitelerde olayların yaygınlaşmasının bir diğer şartı, siyasal görüşlere göre örgütlenmiş grupların var olmasıdır. Organize siyasal gruplar daha uzun soluklu eylemlere imza atarlar. Onlar, akademik kadrodan destek almasalar da, olay çıkarmak istediklerinde çıkarırlar. Tabii örgütlü grupların daha kolay tahrik edilebileceğini söylemeye gerek yok! Genel tabloya bakıldığında, üniversitelerde en yaygın örgütlenmeyi ülkücülerin oluşturduğu görülmektedir. Ardından ise, son yıllarda ivme kaybetmiş olan PKK’lılar gelmektedir. Bunun dışında, sol görüşlü örgütlü öğrenciler marjinal sayıdadır ve bir üniversiteyi karıştırmaya güçleri yetmez. Hele tüm üniversitelerde gerginlik hiç oluşturamazlar. Ülkücülerin, bu gerilimlerin dışında kaldığı görülmektedir. PKK’lılar ise varolma mücadelesi vermekte ve başörtüsü geriliminin dışında kalmaktadır. Bir diğer örgütlü öğrenci grubu ise, Atatürkçü Düşünce Derneği ile dirsek teması olan, daha çok kulüpler şeklinde örgütlenmiş öğrencilerden oluşmaktadır. Onların sergileyeceği eylemler ise, öğrencilerin geneli arasında pek taraftar bulamaz. Çünkü öğrencilerin ezici çoğunluğu Atatürk ilkelerine bağlı ve saygılıdır. Dolayısıyla bu grubun yönlendirmesiyle ortalığa dökülmez. Daha önemlisi, bu kitle gösteri yapsa bile, kendilerine karşı koyacak bir “karşı grup” olmadığı için, gösterileri hiç de kaosu andıran olaylar dizisine dönüşmez. Bu öğrenciler sadece demokratik haklarını kullanmış olurlar; diğerleri de buna saygı duyar. *** Olayları yaygınlaştırmak isteyenler şunu gözden kaçırmaktadırlar: Üniversitelerdeki akademik kadroların büyük bölümünü, 12 eylül öncesinin deneyimini yaşamış kuşaklar oluşturmaktadır. Akademisyenlerin büyük çoğunluğu, o yıllarda sergilenen “büyük provokasyon”un bilincindedir ve aynı tuzağa ne kendileri düşer ne de öğrencilerini bu tuzağın içine atar. Artık “bir bilinmez el”in telkinlerine kimse itibar etmemektedir. Üniversitelerde tek tük veya sınırlı yada bireysel olarak sergilenebilecek eylemler olabilir. Bunlara da herkes provokasyon gözüyle bakar, o kadar. Şu anda yaşandığı söylenen kaos, sadece üst düzeyde ve hukuki çerçevede yapılan bir kavgadan ibarettir. Elbette bir gün çözülecektir. Nasıl mı? Bilmiyorum; hep beraber yaşayıp göreceğiz. Dileğimiz, tüm çekişmelerin “hukukun üstünlüğü” çerçevesinde sona ermesidir. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti, tüm eksikliklere ve aksaklıklara rağmen, yine de bir hukuk devletidir. milaykokturk@gmail.com Bu makale toplam 1096 defa okunmuştur.
|
Döviz fiyatları güncelleniyor
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||