- |
|
Çok Okunanlar
Basından Seçki
|
|
||||||||||
![]() Dr. Aliye Çınar
Başörtüsü Neyi Örter?
Günümüz Türkiye’sinde başörtüsü neredeyse kâbus kelimeler arasında. Bu kâbusu izah etmek için, İslam karşıtlığı üzerinden pek çok gerekçe sıralanabilir. Ancak bu yazıda, Müslümanların niçin örtüyü bir sığınak olarak gördüklerini irdelemeye çalışacağım. Acaba örtü neyi örtmekte? Sanki o, kendi özgün bağlamından çıkmış, bir açığı, bir yırtığı kapatma işlevine dönüşmüş durumda; ya da örtünün esasında örtmekten ziyade açtığını dikkate alırsak, bu kez de bu defoları açma ve ifşa etme fonksiyonunu icra ettiğini görürüz. ‘Anlamak olmaktır’ ya da ‘ağlamak anlamaktır’ diyen şair, ‘olma’nın şuurunu çok çarpıcı bir şekilde özetlemiştir. İslam, selamın, barışın kısacası olmanın adresiyken, bugün müslümanlar, anlamadan, huzura, ağlamadan olmaya koştukları için dünya ya da hakikat algılarında, ontolojik bakımdan derin bir çatlak açmışlardır. Bu çatlağı kapatacak iyi paravanlar icat edilmeli! İbadetler üzerinden düşünürsek, sözünü ettiğimiz ontolojik çatlağı çok yakından müşahede ederiz. Namaz müminin ibadetinden çok, rutinini temsil etmektedir. Çünkü namaz vicdandan kopuk bir ibadet konumundadır. Vicdanın uyanması ve doruğa çıkması bir vecd halidir ki, bu doruk Vücud vadisiyle bitişiktir. Var olma (vücud) vicdanın uyanması yani anlamayla mümkündür. Namazın miraç olması da, vicdan-vücud, anlama-olma birlikteliğini kendinde birleştirmesinden dolayıdır. Namazda bir yandan, secde edilirken öte yandan insan olmanın bahtlı bahtiyarlığı yakalanır. Secde insana irtifa bahşeder. Ancak sanki müslümanlar secdeyi sadece secde etmek için kavradıklarından, resmin diğer yüzü irtifa ve miraç ıskalanmaktadır. Bu kısa örnek, İslam ontolojisindeki çatlağı göstermeye yeter. Hatta bizzat Kur’an, bunun dini yalanlamaktan, dine gedik açmaktan başka bir şey olmayacağını söyler. Taklitten veya gösterişten ibaret olan bu tür namazların, hayra da mani olduğunu söyler (Mâun Suresi). Anlamanın olmak olduğunu fark edebilmek için resmin tamamını görmeye çalışmak gerekmektedir. Bugün müslümanlar, Adem ve Havva tablosunda, Havva’nın ayartıcılığını görür ancak Âdem’in yasak meyveyi yemesinin anlamını anlamaz. İbrahim’in Kurban olayında İsmail’in ‘ne emrediliyorsa yap babacığım’ ifadesini iyi bilir, fakat kurban olmanın ölümlü olma yani insan olma anlamına geldiğini kavramaz. Tanrı’ya tanrılığı teslim etmenin İbrahim’in bıçağında gizli olduğunu hiç düşünmez. Oysa Kurban olayı vicdanı en çok uyandıracak hadiselerden biridir. Yusuf kıssasında, Züleyha’nın Yusuf’un gömleğini arkadan yırtmasını anlar ancak kadınların Yusuf’un yüzüne bakarken parmaklarını kesmesini anlama zahmetine girmez. Hatta Yusuf’un zindanda kalmasının aydınlık manasına geldiğini hiç düşünmez. Aslında buna gerek bile yoktur! Çünkü günümüz müslümanı işi baştan bağlar! Züleyha’yı tasvip etmeyince diğer kareleri çözme külfetinden kurtulur! Dolayısıyla da, sınırların zorlanmasının ne demek olduğuna bir türlü akıl erdiremez...Dogmatik uykusunda gayet rahatken, varoluşun titremesi ve tedirginliği onun uzağından bile geçemez... Nuh’un gemisine girenlerden olmak ister, fakat Nuh’un karısının ve Kenan’ın gemiye girememesinin anlamını hiç düşünmez. Gerçi bu durum ondan fersah fersah uzaktır. Kamil mümin girmeyecek de kim girecek gemiye! Kerbela’yı anmak için aşure pişirir ancak sadece ölen şehitler için ağlar anlamını düşünmez. Eğer bu olay üzerinden secde-vicdan-irtifa birlikteliğini kavrayabilseydi, Adem ve Havva tablosunda da secde ve birleşmenin anlamını anlayabilirdi. Adem ve Havva olayında bu bütünlüğü yakalayan kişi, İsmail’in secde İbrahim’in kıyam olduğunu idrak ederdi. Ancak bunları birbirinden koparmadan anlayacağı için, hem Züleyha’yı hem de Yusuf’u hatta Yakup’un sabrını bizzat yerlerinde görerek, ‘kendini bilmenin’ şifrelerini bir bir çözmeye başlardı. Çünkü bu üç ayrı tezahürü şuur düzeyinde birleştiren, ruhsal bütünlüğe sıçrayacaktır. İbn Hazm’ın deyimiyle, aşkın üç kardeş olduğunu fark edebilen kişi, maşuğun terbiye edici, aşığın terbiye olan ve sabreden olduğunu çok geçmeden anlayacaktır. Nuh’un gemisinden olmanın, sadece secde değil, gerçekliği fark etmek yani anlamaktan geçeceğini bilmiş olsaydı, anlamanın olmak olduğunu derinden idrak ederdi. Oruç tutmanın önemi düşünen müslüman, sabır-şükür birlikteliğini aynı anda tecrübe edemez. Şükretmesini bilse, sabretmeyi, sabretmeyi yakalasa şükretmeyi idrak edemez. Bunu birleştirdiğini varsayalım, sadece açlık tokluk üzerinden hissedebilir. Oysa, güneşin doğumundan batımına kadar bir döngünün sahibini, rahmet olarak idrak edemez. Gece sahura uyanmanın, içindeki ışığın döngüsünü görmek anlamına geldiğini anlasaydı, olmaya daha yaklaşırdı. Çünkü Işık başka yerde değil kendinde! Zekat verirken sadece diğerlerinden olmadığı için şükreder, oysa kendisinin rahman olan Allah’ın halifesi olduğunu göremez. İlimle iştigal ederken, ya alemi kurtarmak için çabalar! Ya da kendini görmeden herkesi değiştireceğini sanır. Oysa bilmenin özünün kendini bilmek olduğunu görmeden, anlamadan olmaya can atar. Ama nedendir bilinmez, bir türlü huzuru yakalayamaz. Çünkü her geçen gün kendini görememek için bir kabuk ve bir bariyer daha oluşmuştur. Gözle görürken, ruhun görmesinin içindeki insanın uyanmasından geçeceğini bir türlü fark edemez. Ancak ‘kalpleri mühürlü’ olanları, kendinin âma olduğunu bilmeden kurtarmaya çalışır. Oysa kendi aydınlansa, ışık bir bir yanmaya başlayacak! Kişinin kendi ışığı uyansa, insan ayağa kalksa, ontolojik bütünlük kendiliğinden gelecektir. Bütün bu ontolojik birliği yakalayan kişi, “insan”ı anlamış olur. İnsanı anlayan Allah’ı müşahede eder. Ontolojik kırılmayı kapatmış olsa, o açığı örtmek için suni örtülere gözünü dikmez. Bunları fark etse, Yunus Emre’nin, Cennet cennet dedikleri bir kaç güzel bir kaç huri, İsteyene ver anları, bana seni gerek seni... Sözünü derinden kavrar ve cennetin çok uzakta olmayıp, aydınlıkta olma anlamına geldiğini zaten görmüş olur. Bunları fark eden gözünü yasaya (nomos) diker. Logos’un söz, sözün olma olduğunu görür. Sözü anlayan çoktan olmanın yoluna girer. Asla yasanın yerine formu koymaz. Adem’in eşyaya ad vermek suretiyle üstünlük kazanmasında, secde ve halifeliği kavradığı için, sözün logos olmasının ne demek olduğuna nüfuz eder. aliyecinar@gmail.com Bu makale toplam 4377 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||