-
  SON HABERLER
Ekrem Eraslan
Ekrem Eraslan
Karakter boyutu : Normal Büyük Daha Büyük En Büyük
'Bedava kömür', 'bedava gıda' ve pahalı oy

BEDAVA KÖMÜR,BEDAVA GIDA,BEDAVA ELEKTRİK ve PAHALI OY.

“sosyal devlet” modern bir kavram olmakla beraber toplum olarak biz onun ötesinde daha önemli ve tarihi bir güzelliğe sahibiz. Biz, “sosyal toplum” olarak sürekli bir dayanışma içerisinde bütünlüğün gereğini yardımlaşmayı bir görev edinmişizdir. Modern devlet daha önceki devlet geleneklerimizde olduğu gibi toplumun sosyal ihtiyaçlarına cevap vermekle mükelleftir. Bu başlık içerisinde de en önemli olanı sosyal yardımlardır. Devlet telafisi bireysel çabalarla mümkün olmayan mağduriyetlere çözüm üretmeli veya boyutunu azaltmalıdır.

Anayasada Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir devlet olarak tanımlanır. Akparti dönemine kadar Laiklik konuşmaktan ve Cumhuriyeti tehdit altında görmekten bu kavrama bir türlü sıra gelmemişti. Akparti ile birlikte, ilk kez sistemden pay alanların elitlerinin dahi yerleşik Cumhuriyet oligarşisinin dışından olması anayasadaki “sosyal” tanımlamasına dar olmakla beraber farklı bir boyut getirdi. Hep “sistemden pay almak ve dağıtmak” adına farklı siyasi partiler çatısı altında yürütülen faaliyetler bu kez Akparti döneminde farklı enstrümanlarla kendini göstermektedir.Bu paylaşımın en önemli örnekliği ise çok farklı kurumlar eliyle yapılan sosyal yardım çalışmalarıdır.

Ülkemizde sosyal yardım çalışmaları oldukça fazla bir çeşitliliğe sahiptir. Sivil organizasyonlar zamanla daha yaygın ve organize hale gelse de kamunun kaynak ve imkanlarına sahip değiller.Kamu imkanlarıyla yapılan yardımların ağırlıklı kısmını Belediyeler, SYDGM,SHÇEK,Vakıflar genel müdürlüğü v.s yapmaktadır. Sosyal yardımlar çeşitlilik arz etmekle beraber başbakanla ona eleştirilerde bulunan muhalefetin yaklaşımı nedeniyle sosyal yardımlar “bedava” olarak tanımlanan bir alana sıkıştırılmıştır.

Ülkemizde açlık sınırının( aylık 661 YTL) altında yaşayan nüfus oranı Akparti döneminde Düşme göstererek 623 bin kişiye kadar düşmüştür. Yoksulluk sınırının (1810 YTL) altındaki nüfus ise 14 milyon civarındadır. Bu rakamları haneye çevirecek olursak 150 bin hane açlık sınırının altında 3.5 milyon ailede yoksulluk sınırının altında yer almaktadır. Burada özellikle işçi ve memurların büyük kısmının ücretinin yoksulluk sınırı altında olduğunu düşünecek olursak, yoksul olarak tanımlanan kesimlerin ekseriyetini sosyal güvencesi ve düzenli bir geliri olanların oluşturduğu açıktır. Bu nedenle yoksul olarak değerlendirilen kesimlerin “bedava” sosyal yardımlara zaruret noktasında ihtiyaç duymadığı da aşikardır.

Merkezi bütçeden sosyal yardımlar için ayrılan kaynakların toplamda yaklaşık 10 milyar USD olduğunu, ülke genelinde teşkilatlanmış birkaç kurumla bu bütçenin binlerce personel çalıştırılmak suretiyle kullanıldığını, birde belediyelerin belli belirsiz kaynaklardan yaptıkları sosyal yardımları da buna ekleyecek olursak ülkemizin bir başka kara deliğinin hızla büyüdüğünü görmek mümkündür. Sosyal güvenlik sisteminde reform zorunluluğundan bahseden bir hükümetin diğer yandan sosyal yardım açmazını propaganda çalışmalarına lokomotif yapması oldukça garip bir paradokstur. En son başbakanın vali ve kaymakamları bu “bedava” sosyal yardımları dağıtmak üzere kamyonların önüne binmeye davet (emir) etmesi ise tipik bir Ortadoğu popülizmine örneklik teşkil etmektedir.

Peki bu yardımlar sağlıklı bir şekilde dağıtılabiliyor mu? Doğrusu idari düzenlemelerde her ne kadar titiz olunsa da sahada durum farklılık arz etmektedir. Adalet duygusunun gelişmediği bir yönetim biçiminde ve ahlaksız talepkarlığın oldukça yaygınlaştığı coğrafyamızda bunun tam manasıyla iyi bir şekilde yapıldığını söylemek mümkün değildir..

Başbakanın belediyecilikten kalma bazı alışkanlıkları gibi bu konuda da aynı şekilde davranmayı idealize etmesi , bu alanda ciddi yeni düzenlemelerin yapılmasına ve savurganlığının önüne geçilmesine mani olmaktadır. Hatta bazıları hızlarını alamayıp zaten elektrik faturalarının ödenmediği yerlerde “bedava” elektrik uygulaması talebinde bile bulunabiliyorlar. Muhtemelen daha nice bizim bilmediğimiz harika “bedava” formüllerde akıllarda ve dillerdedir.

Şu ana kadar konunun ekonomik ve idari boyutuyla ilgili bir takım hususlara değindik. Bu satırların sahibi açısından çok daha önemli bir boyut daha vardır ve hayati önem arz etmektedir;

Devlet eli ile bedavacılığa teşvik edilen, dilenmenin resmi biçimini alışkanlık haline getirmiş bir sosyal sınıf husule gelmektedir. Bu sınıf sahip olduğumuz değerlerin aksine hak edip etmediğine bakmaksızın aşırı talepkar tutumu ile bir kanser hücresi gibi bütün ülkeyi sarmaktadır. Bu sosyal sınıf aynı zamanda belediyelerde ve kaymakamlıklarda kapıları en çok aşındıran sınıf olma özelliğini taşımaktadırlar. Adeta, yarışırcasına sıkı bir rekabet içinde her türlü enstrümanıda kullanmaktan geri kalmamaktadırlar. Bu enstrümanların başında da siyasi organizasyonların suistimali açıkça ön plana çıkmaktadır. Bu suistimal siyasetçi ile talep eden arasında karşılıklı bir alışveriş halini almıştır. Bu alışverişe mevzu bahis olanın seçmenin siyasi tercihinin olduğunu düşünecek olursak çirkinliği daha iyi görebiliriz.

Ülke kaynakları bu pazarlık ve alışverişin içerisinde heder edilmektedir. Daha da önemlisi bu sosyal yozlaşma, -tarih ve geleneğimizin yabancı olduğu -bir takım bedellerle kutsallarından vazgeçme kültürünü oluşturmaktadır. Bugün siyasi tercihlerini aldıkları “bedava”larla değiştirenlerin ne gibi tehlikeler oluşturacağı düşünülmeli ve bu alışverişe , yozlaşmaya dur denilmelidir. Dilenme kültürü yüceltilmemeli, sıkıntıda olanlar üretmenin yüceliğine inandırılmalı ve teşvik edilmelidir.

Aksi takdirde ülkenin kısıtlı imkanları hiçbir siyasi ihtirası besleyecek kadar güçlü olmadığından ülkemiz gelecekte vatandaşlarının en temel ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelebilir. Özelliklede bu değirmenin suyu (küresel sermayenin akıttığı sıcak para), dökme su ise çarklar bir yerde mutlaka duracaktır.

Kısaca; bugün “bedava” verilenlerle ülke bütünlüğünü sağlayacağını sananların fantezileri ile “bedava” verilenlerle alınan oylar yarın ülkeye çok pahalıya mal olabilir…

Bu makale toplam 1272 defa okunmuştur.

 

ABD Doları (USD) Alış 1.1790, Satış 1.1890; Avrupa Para Birimi (EUR) Alış 1.7380, Satış 1.7540
Copyright © 2004 - 2008 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Telefon: 0212 621 19 29 | Faks : 0212 532 08 59 | haber10@gmail.com | Tasarım ve Kodlama: Haber10 Teknik Ekibi